Kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki, son genel seçimlerden bu yana İYİ Parti, oylarını en çok arttıran siyasi parti konumunda. Kimi anketlere göre oy oranı yüzde 20’ler düzeyine çıkmış bulunuyor. Peki, İYİ Partinin oy artışı genelde hangi partilerden gerçekleşmekte. Elbette AKP ve MHP’den. İşte, Cumhur ittifakının endişesi bundan kaynaklanmaktadır. İYİ Partiyi özellikle milliyetçilerin ve dindarların gözlerinden düşürmek için provokasyonlar peşindeler.
Siirt’te
(KÜRDİSTAN)
diyaloğunun yandaş medya tarafından nasıl kullanıldığı ortada. Yok efendim İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bir vatandaşın
(BURASI KÜRDİSTAN)
demesine sessiz kalmışmış da, gerekli cevabı vermemiş, bu suretle HDP’nin yayında yer almış!!!
Yandaş medya, bu konuyu işleyip dururken, bu defa Bingöl'de yaşanan bir olay gündeme düştü. Sözde, İYİ Parti Meclis Grup Sözcüsü Lütfü Türkan bir Şehit yakınına küfretmiş! Yandaş medya, Siirt’te yaşanan (BURASI KÜRDİSTAN) deyimiyle birlikte şimdi bu durumu da dillerine ve kalemlerine doladılar. Amaç, Lütfü Türkan’ın şahsında İYİ Partiyi yıpratmak, gücünü kırmak, zayıflatmak. Ama millet artık bu gibi oyunlara gelmiyor.
Özellikle, bazı derneklerin Lütfü Türkan hakkında suç duyurusunda bulunarak (BİR KURUŞLUK DAVA) açmaları da işin cabası!
Bir iş adamının (BU MİLLETİN ANASINA KOYACAĞIZ) demesine sessiz kalan yandaş medyanın, nasıl ve ne şekilde küfrettiğini hala yazmadıkları Lütfü Türkan için bunca vaveyla koparmaları, samimiyetsizliğin bir yansıması olsa gerek. Hem, aziz Şehitlerimiz için (KELLE) diyenlere karşı neden aynı öfkeyi göstermediler!
Bu durum bize Merhum Neyzen Tevfik’in bir dörtlüğünü anımsattı:
TÜRK MİLLETİ GARİPTİR
HER BİR LAFI KALDIRMAZ
İB.E DERSEN KIZAR AMA
Sİ.KTİĞİNDE ALDIRMAZ
Diyor, Şâir.
Evet, Cumhur ittifakının hedefinde, oy oranı giderek yükselen ve ilk genel seçimde Türkiye’nin üçüncü büyük siyasi partisi olacağı anlaşılan İYİ Parti ve partisini bu merhaleye yükselten Genel Başkanı Meral Akşener var.
Ama bu millet artık HAMASET DOLMALARINI YUTMUYOR…
ATATÜRK, BAŞKANLIK SİSTEMİNİ VE HİLAFETİ ELİNİN TERSİYLE İTMİŞTİ
10 Kasım 2021 Çarşamba günü Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ebediyete intikalinin 83. Yıldönümüdür. Vatanımızın halaskârı ve
Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete intikalinin yıldönümünde anarken, dini önderimiz HAZRET-İ MUHAMMED ile (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) milli liderimiz arasındaki bir bağlantıyı dile getirmek farz oldu. Mustafa Kemal Paşa, Vatanı düşmanlardan kurtardıktan sonra
HALİFE, PADİŞAH VE BAŞKAN
OLMASI
yolunda yapılan bütün teklifleri elinin tersiyle itmiş, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu Cumhurbaşkanı olmak şerefiyle yetinmişti. Oysa isteseydi, kendisine yapılan
HALİFELİK, SALTANAT veya BAŞKANLIK
tekliflerinden birini kabul eder ve rahatlıkla böyle bir makama otururdu.
Devrin büyük mutasavvıflarından
Şeyh Ahmet Sünusi Hazretleri
ile
Atatürk
arasında çok yakın bir ilişki vardı. Mustafa Kemal,
KUTSAL İSYANI
başlatırken
Şeyh Ahmet Sünusi
vaizleriyle açık destek vermişti. Şeyh Ahmet Sünusi Hazretlerinin Mustafa Kemal’i sevmesi ve desteklemesi sebepsiz değildi. Çünkü bir rüya görmüş ve o rüyanın etkisiyle
ATATÜRK’E
bağlanmıştı. Şeyh tarafından anlatılan ve rüyayı sadıka hükmünde olan şuydu:
Sünusi Hazretleri bir gece
Hz. Muhammed
’i
(O’na al ve
ashabına salat ve selam olsun)
rüyasında görmüştü.
Hz. Muhammed,
Ahmet Sünusi’nin elini sol eliyle sıkınca, Ahmet Sünusi,
Hz. Muhammed’e,
“
Ey Allah’ın Resulü,
neden sağ elini uzatmadın?
”
diye sormuş
Hz.
Muhammed,
bu soruya
“
Sağ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzattım
”
diye cevap vermişlerdi. Bu bakımdan Ahmet Sünusi Hazretleri, hilafet makamını Mustafa Kemal’e yakıştırmaktaydı.
Mustafa Kemal sultan ve halife olmak tekliflerini geri çevirmek yanında, Başkan olması yolunda yapılan teklifleri de reddetmiş ve bu konuda şöyle konuşmuştu:
“Amerika sistemini (ABD) memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz tarzda Reisicumhurlukla başvekaleti birleştirmeyi asla düşünmedim. Ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe biliniyor zannederim.”
Evet, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, halaskarı ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal
(ATATÜRK)
kendisine Halife, Sultan ve Başkan olmak yolundaki teklifleri elinin tersiyle itmişti. Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı olan cumhurbaşkanından hiç biri de
BAŞKANLIK
sistemini gündeme taşımadı. Merhum Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın da Başkanlık sistemini istediği yolunda söylentiler varsa da, bu konuda kendisi tarafından verilmiş hiçbir beyanatı yoktur.
Sonuç itibarıyla
ATATÜRK’E
altın tepsi içinde sunulmuşken Hilafeti, Saltanatı ve Başkanlık sistemini elinin tersiyle itmiş olması, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamına yükselenler ve Başkanlık sistemini özümseyenler için yeterli bir uyarı olsa gerektir…
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 10 KASIM GÜNÜ AYASOFYA CAMİİNDE ATATÜRK’ÜN VE SİLAH ARKADAŞLARININ RUHLARINA MEVLİD-İ ŞERİF OKUTSUN!
Diyanet İşleri Teşkilatının kuruluşu, bizzat Mustafa Kemal
(ATATÜRK)
tarafından ve O’nun emriyle gerçekleştirilmiştir. Kuruluş tarihi
3
Mart
1924’tür.
Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin yerine kurulan teşkilâtın amacı, İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmektir.
Atatürk döneminde Diyanet İşleri Başkanı'nın Devlet protokoldeki yeri beşinci sıradaydı. Bu durum, Diyanet İşleri Başkanlığına verilen öneme işarettir. Kaldı ki resmi törenlerde ve etkinliklerde Atatürk, Diyanet İşleri Başkanı'nı her zaman sağ tarafında bulundurmaktaydı. Bir de, şimdiki konumuna bir bakalım!
Cumhuriyetin bir kurumu olmakla birlikte tarihsel kökeni itibarıyla Şeyhülislâmlığa dayanan ve onun geleneksel misyonunu sürdürmek üzere kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi, kuruluş kanunu olan 3 Mart 1924 tarihli ve 429 sayılı Kanun’da
‘İslam dininin itikat ve ibadet alanıyla ilgili işleri yürütmek ve dini kurumları idare etmek’
şeklinde ifade edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığına böylesine önem verirken, her ne hikmetse, hiçbir Cuma hutbesinde
ATATÜRK’TEN
bahsedildiğine şahit olamadık. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluş tarihi olan 23 Nisan ile 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın yanı sıra 10 Kasım gibi
ATATÜRK’Ü
anımsatan günler Diyanet İşleri başkanlığınca hep es geçilmektedir. Bilindiği gibi, her Cuma günü için okunacak hutbeler, Diyanet İşleri Başkanlığınca İl Müftülüklerine ve onların aracılığıyla bütün imam hatiplere iletilir. İmamlar da, kendilerine iletilen tek tip hutbeyi okumak zorunda bırakılırlar.
Yıllardan beri, Cuma hutbelerinde
ATATÜRK’ÜN
adının anıldığına hiç şahit olan var mı! Biz duymadık, duyan varsa söylesin!
İş bu kadarla kalsa yine de iyi. Diyanet İşleri Başkanı olan zat-ı muhterem, Atatürk’e hakaret etmeyi marifet sayan sözde bir tarihçiyi 10 Kasım Günü ziyaret etmek nezaketini göstermişti ama Atatürk’le ilgili hutbe okutmayı bir yana bırakın, Atatürk’ün ebediyete intikali ile ilgili bir mesaj vermeye bile gerek görmemişti.
Oysa İslam dini rahmet ve merhamet dindir. Bir Müslüman ne kadar günahkâr olursa olsun, rahmetle anılmayı hakkeder. Şunu unutmamakta yarar vardır.
YÜCE ALLAH’IN RAHMETİ, BÜTÜN GÜNAHLARDAN BÜYÜKTÜR. ATATÜRK, BU MİLLETİN HALASKARIYSA, MİNNET BORCU OLARAK, GÜNAHKÂR BİR KUL İSE YÜCE ALLAH’IN SONSUZ RAHMETİNE GÜVENEREK O’NUN İÇİN DE RAHMET DİLEYELİM!
Hem bakalım, ATATÜRK’ÜN EBEDİYETE intikalinin yıldönümü olan 10 Kasım dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kendi meşrebine uygun, mesela AYASOFYA CAMİİNDE veya başka tarihi bir camide MEVLİD-İ ŞERİF okutacak mı!
Hiç zannetmiyorum ama, temenni ediyorum…
TAŞLAMA
PARTİ KAPATMAK DEVRİ
KAPANMIŞ BU ÜLKEDE
BU İŞE BİRİLERİ
CESARET ETSİN HELE
CHP-İYİ PARTİ
KAPATILABİLİRMİŞ
BUNU SABAH YAZARI
MEHMET BARLAS SÖYLEMİŞ
KENDİSİ Mİ YAZMIŞTIR
YOKSA YAZDIRILDI MI
BİRİ CEHALET İŞİ
BİRİ TEHDİT UNSURU
BELLİ, KORKU İKLİMİ
YARATMAYI İSTERLER
SİSLİ, KARANLIK, PUSULU
HAVALARI SEVENLER
CHP-İYİ PARTİ
KAPATILIRSA ŞAYET
NELER OLACAK NELER
ASIL O ZAMAN SEYRET