Ahmet Arıtürk

HAZRET-İ MUHAMMED'E  (SALAT VE SELAM OLSUN) ATATÜRK'ÜN DUYDUĞU BÜYÜK SEVGİ

Ahmet Arıtürk

Dinimizin büyük önderi HAZRET-İ MUHAMMED

(O’na al ve ashabına salat ve selam

olsun)

miladi 571 yılının 20 Nisan tarihinde dünyaya teşrif etmişlerdir. 1989 yılı öncesinde

(Kutlu Doğum Haftası)

diye bir hafta yoktu. Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleri Hicri takvime göre kutlanır ve bu sebeple değişken olurdu. Bir ara uygulamaya konulan

(Kutlu Doğum

Haftası)

çerçevesinde Peygamber Efendimizin dünyayı teşrifleri iki ayrı zaman diliminde kutlanmağa başlanmıştı. Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin bir

FETÖ PROJESİ

olduğu anlaşılınca vazgeçildi.

Dünyanın hiçbir Müslüman ülkesinde

(KUTLU DOĞUM HAFTASI)

diye bir kutlama yoktur. Türkiye’de bu kutlamanın, 23 Nisan Kutlamalarına alternatif bir kutlama olarak uygulandığı iddiaları yaygındı. Yani, bir yerde

Mustafa

Kemal ATATÜRK’Ü

unutturmaya yönelik bir uygulama olarak yorumlanmaktaydı.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir PEYGAMBER SEVDALISI olduğu gerçeğini üzerine basa-basa anımsatmak için bugünkü yorumumuzu bu konuya ayırdık. Ki, Yüce

ALLAH’IN (CELLE CELELÜHÜ)

SON PEYGAMBERİ HAZRET-İ

MUHAMMED

ile Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu

Mustafa

Kemal ATATÜRK’Ü

karşıt gibi göstermek çabasında olan terbiyesizler belki utanırlar! Haşa

Mustafa Kemal Atatürk, Hazret-i Muhammed’in

karşıtı mı! Elbette ki hayır! Bunlardan biri Dinimizin büyük önderi,

YÜCE ALLAH’IN (CELLE CELELÜHÜ) RESULÜ,

diğeri ise Türkiye Cumhuriyetinin halaskârı (kurtarıcısı) ve milli önderimizdir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü,

İslam dinine ve

Hazret-i MUHAMMED’E

karşıymış gibi göstermek gafletinde bulunanlara, O’nun diliyle cevap verelim.

Atatürk'ün Kuran-ı Kerim'e duyduğu derin sevgi ve saygısı, İslam dininin en saf şekliyle yaşanmasına olan inancı, onun dindar yönünü her dönemde ortaya çıkarmıştır. Her zaman gerçek din ile batıl inançlarla dolu gericiliği net biçimde ayıran Atatürk, birçok konuşmasında, samimi ve içten bir şekilde Allah'tan, İslam'dan, Kuran'dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk Milleti'ne, gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmiştir. Allah'a yönelmede Hz. Muhammed'i rehber göstermiştir:

"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler."

Hz. Muhammed'i överek O'nu kendisine örnek alan Atatürk, Hz. Muhammed'in peygamberliğine kesin olarak iman etmişti. Hz. Muhammed'e duyduğu hayranlığı ve O'nun peygamberliğini heyecanla anlattığı bir sırada yanında bulunan M. Şemseddin Günaltay, Atatürk’ün o anki halini şöyle anlatmıştır:

"... Atatürk'ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi ve beni kolumdan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed'in büyük Bedir Cengi'ni adım adım gösteriyordu. Hz. Muhammed'e ve O'nun peygamberliğine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan Sakarya Galibi, Bedir Galibi'ni göklere çıkarırken,

"O'nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar"

diye heyecanlandı.

Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların kârı değildir, O'nun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.

"Büyük bir inkılâp yaratan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir."

Atatürk, dinimizin tam anlamıyla ve aslına uygun olarak yaşanmasını ve milletimize doğru, modern, hurafelerden arındırılmış bir din anlayışını benimsetmeyi hedeflemiştir. Hiçbir aşırılığa kaçmadan, Kuran'ın modern bir dünyayı tarif ettiğini çok net biçimde izah etmiştir. Açıkça anlaşılmaktadır ki, gerçek manada dindarlık, heyecanlı fanatiklerin, tutucu, kapalı görüşlü kimselerinkinde değil; Atatürk'ün tarif ettiği ılımlı, insancıl, modern yapıda kendini göstermektedir. Büyük Atatürk'ün, İslam dinini, Kuran-ı Kerim'i, Hz. Peygamberi ve dini müesseseleri öven tüm bu sözleri, O'nun dinimize olan içten bağlılığını gösteren somut ve tartışılmaz belgeler olarak kabul edilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Hazreti Muhammed'e olan sevgi ve saygısı, yaşanan örnek olaylarda ortaya çıkmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılan Diyanet Dergisi'nin 2007 Kasım ayına ait sayısında

''Atatürk'te Peygamber Sevgisi''

başlıklı yazıda, yaşanan olaylarla Atatürk'ün Hazreti Muhammed'e duyduğu sevgi ve saygı anlatılmaktadır.

''Beğenilen, değer verilen, önemli görülen şey sevilir. Atatürk'ün beğendiği, saygı duyduğu, değer verdiği, takdir ettiği en büyük insan Peygamberimiz Hazreti Muhammed idi''

ifadesinin yer aldığı yazıda, Atatürk'ün Hazreti Muhammed'in büyüklüğüne dil uzatanları affetmediğine dikkat çekilerek yaşanan şu olaya yer verilmektedir:

''Allah ve Peygamber konuları ulu orta Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı. Bir gece sofrada sohbet sırasında Peygamberi tenkit ederek Atatürk'e yaranacağını zanneden birisinin konuşmasını kızgın bir şekilde elini masaya vurarak, keser ve

'bu konuyu kapatın... Peygamberi küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz!'

der.''

Atatürk'ün 1 Kasım 1924'te yaptığı konuşmada, Peygamberlik görevini almadan önce Hazreti Muhammed'in kabilesi tarafından ne kadar çok sevildiğine ve EMİN kabul edildiğine  vurgu yapılarak nasıl peygamber olduğu anlatılmaktadır:

''Son peygamber olan Muhammed Mustafa, 1394 sene evvel Rumi Nisan içinde Rebiülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha doğru tan yeri ağarırken doğdu... Hazreti Muhammed eyyam-ı sabavet (çocukluk günleri) ve şebabeti (gençliği) geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı. Yüzü nuranî (ışıklı, saygı uyandıran) sözü ruhanî, reşit, rüiyette bibedel (görünüşte emsalsiz), sözüne sadık ve halim, mürüvvetçe (iyilikseverlikte) saire faik (başkalarına üstün) olan Muhammed Mustafa, evvela bu evsaf-ı mahsusa (özel nitelik) ve mütemayizesiyle (sivrilmesiyle...) kabilesi içinde

MUHAMMED'ÜL-EMÎN (GÜVENİLİR MUHAMMED)

oldu.

Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin muhabbetine, hürmetine, itimadına mazhar oldu. Ondan sonra ancak 40 yaşında nübüvvet ve 43 yaşında risalet (peygamberlik) geldi. Fahr-i âlem Efendimiz namütanahî (sonsuzca) tehlikeler içinde, bipayan (tükenmez) mihnetler ve meşakkatler karşısında 20 sene çalıştı ve din-i İslamı tesise ait vazife-i peygamberisini ifaya muvaffak olduktan sonra vasıl-ı ala-yı illiyyin (cennetin en yüce yerine erişen) oldu.''

Atatürk, 1926 yılında da yaptığı bir konuşmada Hazreti Muhammed'in adının unutulmayacağını vurgulayarak:

''O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür''

ifadelerini kullandığına dikkat çekmektedir.

Bir de Atatürk’ün İslam Düşmanı Bir Şarkiyatçının Hz. Muhammed Hakkında Yazdığı Bir Kitaba Gösterdiği Tepki anlatılır.

“1930 yıllarında, İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar, eserini Atatürk’e takdim eder. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkında fikrini sorar. Günaltay’ın cevabı:

-Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur Paşam.

Atatürk Günaltay’ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:

-Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın, der.”

1930 yılında Hazreti Muhammed'i küçük düşürmeye yönelik ifadeleri içeren bu kitap ve yazar hakkında Atatürk'ün, şu açıklamayı yaptığı kaydediliyor:

''Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesi'nde en büyük komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.''

İslam dininin dünya insanlığı için büyük bir inkılâp olduğunu ifade eden Atatürk'ün, Hazreti Muhammed'in vefatının yıldönümü dolayısıyla 1930 yılında yaptığı bir konuşmada da İslam dininin insanlık için bir inkılap oluşunu ve korunması gerektiğini şu cümlelerle açıkladığı kaydediliyor:

''Büyük bir inkılâp yaratan Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, bir an evvel onu toprağa tevdi etmek değil yapmış olduğu inkılâbı emniyet altına almaktı...''

SONUÇ:

İslam dinini iyi anlayan ve İslam peygamberinin büyüklüğüne, eşsizliğine hayran olan, O'na iftira edilmesine razı olmayan ve izin vermeyen Atatürk’ün dinimize ve Peygamberimize karşı olmadığını, Atatürk'ün sadece ve sadece yanlış ve batıl inanışlar ile dinin istismarına karşı olduğunun anlaşılması gerekmektedir.

Unutmayalım ki, KUR’AN-I KERİMİN ilk Türkçe tercümesi, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN emriyle Elmalılı Hamdi Yazır’a yaptırılan mealdir.

Yorumumuzu Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’E SALAT VE SELAMLARIMIZLA, Mustafa Kemal Atatürk’e de rahmet dileklerimizle noktalıyoruz

.

103 YIL ÖNCE KURULAN MECLİS-İ MEBUSAN

Önümüzdeki Pazar günü 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Ya da eski adıyla Hâkimiyeti Milliye ve Çocuk Bayramı! Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920 yılında, yani bundan tam 103 yıl önce 23 Nisan’da bir Cuma günü

(MECLİS-İ MEB’USAN)

adı altında

KÜŞAT

edilmişti. Bilahare, bu günün

Çocuk Bayramı

olarak kutlanması kararlaştırıldı. Daha sonra da adı

(Ulusal Egemenlik ve

Çocuk

Bayramı

) olarak değiştirildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 23 Nisan gününde gerçekleştirilmesi hiçbir şekilde tesadüfi değildir. Çünkü 1920 yılının 23 Nisan’ı,

CUMA

gününe denk gelmekteydi. Ayrıca, Miladi takvime göre

Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun) dünyaya teşrif ettikleri gündür. Birçok tarihçilere göre Peygamber Efendimizin Dünyaya teşrif ettikleri gün 20 Nisan değil, 23 Nisan’dır.

1920 tarihinde açılışı yapılan

MECLİS-İ MEB’USAN’DAKİ

milletvekilleri

(MEBUSLAR)

arasında,

(ÂLİM)

olarak nitelendirilebilecek, İslami ilimlere vakıf çok sayıda üyeler vardı. Bu dini bilimlerle mücehhez bilgelerden biri de Siirt Mebusu Halil Hulki Aydın’dır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin

(MECLİS-İ

MEBUSAN) 23 Nisan’da KÜŞAT EDİLMESİNİN

önemli sebeplerinin başında,

Peygamber Efendimizin

Miladi takvime göre bu tarihte dünyaya teşrif etmiş olmaları ve

Cuma

gününe denk gelmesiydi. Çünkü dinimize göre

Cuma

mübarek bir gündür. Mübarek işlere, mübarek günlerde başlanması sünnettir.

Zaten, Meclisin açılışı gerçekleştirilmeden önce, başta

Mustafa Kemal Paşa (ATATÜRK)

olmak üzere bütün mebuslar,

Hacı Bayram-ı Veli Camiine giderek, önce CUMA NAMAZINI kılmışlar, DUA ETMİŞLER, sonra TEKBİRLERLE meclis olarak kullanılmak üzere hazırlanan binaya giderek MECLİS-İ MEB’USAN’I KÜŞAD ETMİŞLERDİ.

Meclis-i Meb’usan’ın küşadında

Mustafa Kemal Paşa’nın (ATATÜRK) konuşmasına (Bİ MENNİHİL

KERİM = KERİM OLAN ALLAH’A MİNNET DUYGULARIMIZI ARZEDEREK)

cümlesiyle başlamış olması da gayet dikkatleri çekicidir.

Bunca yıl, 23 Nisan törenlerini izlerim. Şimdiye kadar, hiçbir konuşmacının bu konulara doğrudan veya teğet dokunduğuna şahit olmadım.

TBMM’nin bir 23 Nisan günü açılmış olması,

sanki tesadüfen belirlenmiş bir tarih olarak sunuluyor. Oysa Meclisin 23 Nisan’da kuruluşunun bir esprisi vardır. O da

Hazret-i

MUHAMMED’İN

dünya teşrif ettikleri gün olmasıdır. Ben bu görüşümü, yıllar öncesinden dile getirmiştim. Takribi 25 yıl önce

SİİRT GAZETESİNDE

yayınlanan ve Kurtuluş Savaşlarını anlatan

(BİR

BÜYÜK DESTAN)

adlı şiirimin bir bölümünde şunları yazmıştım:

“BİNDOKUZYÜZYİRMİ, YİRMİÜÇ NİSAN

BİR CUMA GÜNÜYDÜ HACI BAYRAM’DAN

SELLER GİBİ COŞUP AKIYOR İNSAN

AÇILIŞI VARDI BÜYÜK MECLİSİN

YAYINLANIR O GÜN BİR BEYANNAME

KURTULUŞA DÂVET EDER BU NÂME

ALTI KİŞİDEDİR BÜTÜN YÜRÜTME

MUSTAFA KEMAL’DİR BAŞKANI BUNUN

YÜRÜTME KURULU ÜYESİ OLAN

MAREŞAL ÇAKMAK VAR, BÜYÜK KUMANDAN

İSMET PAŞA, HAKKI, BEHİÇ VE ADNAN

ŞEYH SERVET DİĞER BEŞ ÜYESİ BUNUN”

Yine, aynı tarihlerde ve yine

SİİRT GAZETESİNDE

yayınlanan

“İSTİKLÂL SAVAŞI DESTANI”

adlı şiirimin bir bölümünde de

23 Nisan

’ın tesadüfi bir tarih olmadığını vurgulayan şöyle bir bölüm vardı:

“BU MECLİSİ DERHAL DAĞITTI DÜŞMAN

ANKARA’YA GİTTİ, ORADAN KAÇAN

BİNDOKUZYÜZYİRMİ, YİRMİÜÇ NİSAN

İLK MİLLET MECLİSİ KURULUYORDU

CUMAYA TESADÜF ETTİRİLMİŞ HEM

MÜSLÜMANIN İŞİ CUMA’DA MUHKEM

BÜYÜK VELİ BÜYÜK PİR HACI BAYRAM

CAMİİNDEN TEKBİR YÜKSELİYORDU

“Bİ MENNİHİL KERİM” CÜMLESİ İLE

İLKİN GAZİ PAŞA GİRİŞTİ SÖZE

YAYINLANDI O GÜN İLK BEYANNAME

MİLLİ MÜCADELE KIZIŞIYORDU”

Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisinin

(MECLİS-İ MEBUSAN)

kuruluşunun

(küşat edilişinin) 23

Nisan

gününe denk getirilmesi, hiçbir şekilde tesadüfi değildir. Gayetle bilinçli bir tercihtir. Mübarek bir günün bereketiyle, meclisi kutsamaktır. Keşke, bu yıl yapılacak konuşmalarda, bu konu dile getirilse de, günümüz çocukları, gerçeği anlayıp, kavrasalar…

Bizler ve bizim yaşıtlarımız İlkokul öğrencisi olduğumuz yıllarda 23 Nisanlarda “

Bu gün 23 Nisan, neşe doluyor insan”

şarkısını çok söyledik. Şarkının sözleri şöyleydi:

SANKİ HER TARAFTA VAR BİR DÜĞÜN.

ÇÜNKÜ, EN ŞEREFLİ EN MUTLU GÜN.

BUGÜN YİRMİÜÇ NİSAN,

HEP NEŞEYLE DOLUYOR İNSAN.

İŞTE, BUGÜN BİR MECLİS KURULDU,

SONRA HEMEN PADİŞAH KOVULDU.

BUGÜN YİRMİÜÇ NİSAN,

HEP NEŞEYLE DOLUYOR İNSAN.

BUGÜN, ATATÜRK'TEN BİR ARMAĞAN,

YOKSA, TUTSAK OLURDUK SEN İNAN.

BUGÜN YİRMİÜÇ NİSAN,

HEP NEŞEYLE DOLUYOR İNSAN.

Ancak, gerçekten neşe dolup dolmadığımızın farkında değildik. Bu yıl da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 103. yıldönümünü kutlayacağız. Kim bilir belki yine okullarda sevgili çocuklarımız bugün içinde yaşadığımız tuzakların farkında olmadan aynı şarkıyı terennüm edeceklerdir. Ama inanır mısınız, artık 23 Nisanlarda da içimiz neşeyle dolmuyor, dolamıyor. Bırakın neşeli olmayı, içimizin sıkıntıyla dolduğunu söyleyebiliriz. Hem, sıkıntı içinde olmamızı gerektiren o kadar çok sebepler var ki!

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan yıllar sonra nice tehlikelerle karşı karşıya getirilmiş bulunmaktadır. Milli birlik ve beraberliğimize karşı açık tehditlerle karşı karşıyayız. Türkiye, dahili ve harici bedhahlarla kuşatılmış durumda. İktidar sahipleri, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine karşı sergilenen tutum ve davranışlardan hiçbir rahatsızlık duymuyorlar gibi…

Ülkenin hali pürmelali ortada. Yeniden, 1920 ruhuyla şekillenecek bir kurucu meclise o kadar muhtacız ki! Nasıl 103 yıl önce dahili ve harici bedhahlara karşı milleti müdafaa edecek bir meclis kurulduysa, bugün de böyle bir meclise büyük gereksinim vardır.

Evet, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 103. yıldönümünde, kusura bakılmasın amma, benim içim neşeyle değil, buruklukla ve acılarla dolup taşmaktadır. Bu ülkeyi, bu hallere düşürdüler ya! Dahili ve harici bedhahlar, neşe ile dolabilirler. Ancak, ülkesini gerçek anlamda seven hiç kimsenin neşeyle dolup taşacağına inanmıyorum!

Bu ülkeyi kurtaracak 2. bir Mustafa Kemal’e ihtiyaç var. Amma, analar Mustafa Kemalleri öyle kolay Dünyaya getirmiyorlar !

TAŞLAMA

HER YIL SEÇİM OLSA DA

MİLLET KIYMETE BİNSE

MİLLETİNİ HOR, HAKİR

GÖRMEZ OLURDU KİMSE

BİL SEÇİMDEN SEÇİME

KIYMET BULUR VATANDAŞ

SEÇİM GELDİ, GEÇ Tİ Mİ

VATANDAŞIN İŞİ YAŞ

BU RAMAZAN’DA TAVAN

YAPTI, YAPMAKTA RİYA

SEÇİM YILI BU GÜNLER

RAMAZAN BAYRAMIYLA

BU DÖVİZ YÜKSELMEZSE

NE İYİ OLURDU İŞ

MASKELERİ DÜŞÜRDÜ

DÖVİZDEKİ YÜKSELİŞ

AĞLAŞIRKEN SOFULAR

BEKTAŞİLER SEVİNÇLİ

GİTTİ GİDER RAMAZAN

SENEYE GELİR BELLİ

AĞLAMAYA NE GEREK

YİNE TUTSUN TUTANLAR

DAVUDİ ORUÇ MEŞHUR

VE DAHA NE ORUÇLAR

RAMAZAN BAYRAMININ

İLK GÜNÜ İLE KURBAN

BAYRAMININ DÖRT GÜNÜ

HARİÇ ORUÇ TUT KURBAN

RAMAZAN’A AĞLAYIP

BAYRAMINI YAPARIZ

RAMAZAN BAYRAMINA

BÜTÜN SOFTALAR VARIZ

Yazarın Diğer Yazıları