Halkevlerinin kuruluşları 19 Şubat 1932’de çıkarılan bir yasayla gerçekleştirilmiştir. Kuruluş amaçları Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimleri doğrultusunda, halkın sosyal ve kültürel alanda gelişimine katkı sağlamak olan halkevleri, maalesef 1951 yılında DP iktidarı tarafından kapatılmış ve işlevsiz hale getirilmişlerdir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan deneyimler ve olaylar, inkılapların halk arasında tam olarak yerleşmediğini göstermişti. Mustafa Kemal Paşa ülkede yaşanan problemleri yerinde görmek amacıyla 1930 yılı sonlarında bir yurt gezisine çıkmış ve bu gezi sırasında Halkevlerini kurma gereğini duymuştu.
Kültür kurumları olarak nitelendirilen halkevleri, Atatürk ilke ve inkılaplarını Türk halkına tanıtmak, benimsetmek ve kaynaşmış bir kitle oluşturmak amacıyla 19 Şubat 1932 tarihinde açılmalarına karar verilmişti. İlk etapta Ankara
Halkevi
'yle birlikte ülke genelinde 14
halkevi
faaliyete başlamıştı.
Yine Halkevleri'nin faaliyetlerini anlatmak için
(ÜLKÜ)
adında bir dergi yayın hayatına sokulmuş, bu dergi Şubat 1933 ile Ağustos 1950 tarihleri arasında yayımlanmıştır. Üç seri halinde yayımlanan derginin amacı, halk evlerinin ve dolaylı olarak cumhuriyetin ideolojisini yaymaktı.
Halkçılık, halkın kendi kendini yönetmesi, kanun önünde eşit olması, sınıfsız ve ayrıcalıksız bir toplum oluşturması anlamına gelen bir ilkedir. Halkçılık ilkesi, halkın sınıf ya da bir zümre tarafından sömürülmesini reddeder. Kamunun yararını, kişi ve zümre yararlarının üzerinde tutar.
Halkçılık fikri, Mustafa kemal Paşa’nın daha 1920 yılında meclise sunduğu halkçılık programında halkı temsil eden meclisin ulusal egemenliği hangi yöntemlerle kullanacağını saptayan esaslarla şekillenmişti. 1937'de anayasamızda devletin temel ilkeleri arasında yer alan halkçılık ilkesi yönetimin demokratik kaynağını saptamaktaydı.
Halkçılık, vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür. Ulusun devlet hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanmasını sağlar. Atatürk'ün halkçılık ilkesinden anlaşılan; toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır. Herkes kanun önünde eşittir.
Halkevlerinden önce
1 Ocak 1929
'da
Millet Mektepleri
açılmıştı. Halkevleri, Millet Mekteplerinin tamamlayıcı unsurları gibi olmuştur. Halkevleri, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte modern, laik, inkılapçı bir ulus devlet oluşturma çabaları kapsamında Atatürk'ün Halkçılık ilkesinin tezahürüydü. Halkevlerinin kuruluş günü dönemin Başbakanı İsmet İnönü yaptığı konuşmada her silahtan daha üstün gücün bilgi ve teknik olduğuna vurgu yapmıştı. Halkevleri, genç Cumhuriyet'in kültür atılımları, laikleşme ve çağdaşlaşma politikaları içinde özgün yapılarıyla önemli bir yer tutmaktaydılar.
Bu cümleden olmak üzere Siirt’te de 1934 yılında bir Halkevinin inşa edildiğini ve hizmete girdiğini anımsatalım. Bugün Askeriyeye ait Doğukışla olarak adlandırılan tepenin hemen bitişiğinde kurulan halkevinde çok sayıda kurslar açılmış, konferanslar düzenlenmiş, sinema gösterimi için kullanılmış ve düğün salonu olarak hizmet vermiştir.
Evet 1934 yılında faaliyete giren ve Türkiye genelindeki bütün halkevleri gibi 1951 yılında kapısına kilit vurulan Siirt Halkevinin, halkın eğitim ve kültür hayatına önemli etkileri olmuş, Atatürk ilke ve inkılaplarının benimsetilmesi ve millet olma bilincinin geliştirilmesi amacıyla Türkçe okuma ve yazma kursları, keman kursları, konferanslar, tiyatro ve sinema gösterimleri, köy gezileri, sportif aktiviteler ve daha birçok faaliyet gerçekleştirilmiştir.
Halkevlerinin kapılarına kilit vurulmasından sonra Siirt Halkevi binası bilahare sinema salonu olarak kullanılmak üzere kiraya verilmiş uzun yıllar (ŞEHİR SİNEMASI) adı altında faaliyet göstermiştir. Çocukluk yıllarımızda bu sinemanın cumartesi ve Pazar matinelerine çok gittik. Yaz mevsiminde de aynı binanın tamamlayıcısı durumunda olan geniş bahçede sinema faaliyetleri devam ettiriliyordu.
Halkevindeki kurslar sayesinde ta o yıllarda kanun, keman, piyano çalmayı öğrenenler vardı. Yine Halkevinin çalışmaları kapsamında Siirt’te ilk defa bir bando ekibi kurulmuştu. Allah rahmet etsin (BANDOCU RİFAT = RİFAT BAKIR) yönetimindeki bando ekibi, milli bayramlarda nice gösterilere imza attı. Hele bu bando ekibinin (KABADAYI) unvanıyla anılan bir davulcusu vardı ki, davul çalarken yaptığı ritmik hareketler gerçekten bir harikaydı.
İş bu halkevi binası bilahare hayırsever bir vatandaşa HUZUREVİ inşa edilmek üzere devredildi. Tarihi bina yaktırıldı, yerine sözde modern bir bina kuruldu. Böylece tarihi bir yapı yok edildi…
TAŞLAMA
SOSYAL ADALET DERLER
İŞTE SOSYAL ADALET(!)
BİRİNE ÇAY KAŞIĞI
BİRİNE KEPÇE ELBET
HANİ SOSYAL ADALET
SÖYLENENLER HEP LÂFTA
BİR YANDA KARUNLAR VAR
SEFİLLER ÖBÜR YANDA
KİMİNE ÇAY KAŞIĞI,
KİMİNE KEPÇE İLE
BÖYLE Mİ SAĞLANACAK,
SOSYAL ADALET SÖYLE
SOSYAL ADALET ARTIK
OLMUŞ SOSYAL ATALET
SOSYAL YANIMIZ FELÇLİ
HALKSA MUZDARİP ELBET
SOSYAL ADALET OLSA
BİR TEK AÇ İNSAN KALMAZ
BİRİNE ÇAY KAŞIĞI
BİRİNE KEPÇE OLMAZ
SOSYAL ADALET NEYMİŞ
BUNLAR LAF-I GÜZAFTIR
VARSA BUNA İNANAN
YA AHMAKTIR, YA SAFTIR