Muhalefet partilerinin patates ve soğan fiyatları üzerinden iktidara yüklenmeleri bir dereceye kadar doğru ama asıl konu ne patatestir, ne soğandır, ne de soğanın cücüğü! Asıl sorgulanması gereken bu iktidar döneminde rafa kaldırılan
HAK, HUKUK VE ADALETTİR.
Bu millet, öyle bir millettir ki, gerektiği zaman açlığa, yoksulluğa, her türlü çaresizliğe göğüs gererek vatan savunmasını yapmıştır. Yemen’de, Çanakkale’de, İstiklal Savaşlarında kahraman ecdadımız, yokluk ve yoksulluk içinde düşmana karşı savaşmış ve muhteşem destanlar yaratmışlardır. Yağsız buğday çorbası, şekersiz üzüm hoşafı ile hem de tek öğünle yetinmiş ve bundan dolayı gocunmamıştır. Öyle ki, kendi tabağını, hasta arkadaşına ikram eden kahraman ecdadımız, bu açlığa, yoksulluğa karşılık zafer kazanmışlardır.
Şimdi iktidar sahipleri diyorlar ki millet bizi patatese, soğana mı değiştirecek. Hayır elbet! Milletin asıl sorunu ne patatestir, ne soğandır, ne de soğanın cücüğü.
ASIL OLAN BU ÜLKEDE KAYBOLAN HAK, HUKUK VE ADALETİN YENİDEN TESİS EDİLMESİDİR.
Bu ülkede hak, hukuk ve adalet var mı. Asıl sorgulanması gereken budur. Bunların olmadığının açık delillerinden sadece birkaçını maddeler halinde sıralayalım:
Bu ülkede hak, hukuk ve adalet olsaydı:
*KPSS’de 90 puan almış gençler, mülakat sınavlarıyla elenerek, 60 puan alan torpilliler atanır mıydı!
*Milyonlarca işsizin bulunduğu ülkede, torpilli kişilere 5-10 yüksek maaş almaları ortamı sağlanır mıydı.
*Maliyeti 1 TL olan iş için yandaşlara 5 TL ödeme yapılır mıydı.(Tabii bu 1 TL’yi yerine göre 1 milyon, 1 milyar TL olarak hesaplayın.) Bu çark sayesinde 418 milyar doların iç edildiğini unutmayın.
*Aynı zarf içinde bulunan 4 pusuladan biri geçersiz, üçü geçerli sayılır mıydı!
*Kanun Hükmünde kararnamelerle onbinlerce kişilerin görevlerine son verilir miydi!
*Beşli çetelerin türemelerine imkan olur muydu!
*Haklarında rüşvet aldıkları iddia edilenler Büyükelçi atanır mıydı!
*Devletin önemli kurum ve kuruluşlarının başlarına liyakat sahipleri değil de, sadakat ehli olanlar getirilir miydi!
*Parlamenter sistem işlevsizleştirilerek, TEK ADAM rejimi ikame edilir miydi!
Sıralanacak daha çok konular var ama arif olanlara bu kadarı yeter.
Diyeceğimiz şu ki, muhalefet artık ağız değiştirsin, soğandan, patatesten değil HAK, HUKUK VE ADALETEN BAHSETSİN.
Hem zaten soğan ve patates fiyatlarının yükselmesinin asıl sebebi HAK, HUKUK VE ADALETİN OLMAYIŞINDAN KAYNAKLIDIR. UNUTULMASIN!
VAKIFLAR HAFTASIDA İLİMİZİN DURUMU!
Bütün Anadolu illerinde olduğu gibi, Siirt’imiz de vakıf gayrimenkulleri yönünden zengin bir beldedir. Sadece il, ilçe merkezlerinde değil, köylerde bile başta camiler olmak üzere, birçok hayır kurumlarına ait vakıf gayrimenkuller vardır. Sadaka-i cariye hükmünde olan Vakıflar konusuna atalarımız büyük titizlik göstermişlerdir. Geçmişte, atalarımız en güzel gayrimenkullerini vakıf hizmetlerine adamaktan imtina etmemiş, bu konuda adeta birbirleriyle yarış içinde olmuşlardır. Camiler yanında, gelirleri medreselere, hanlara, kervansaraylara, yollara ve daha nice kamuya yönelik hizmetlere tahsis edilmiş vakıflar vardır.
İnsanoğlu öldükten sonra amel defteri kapanır amma arkalarında sadaka-i cariye bırakanların amel defterleri asla kapanmaz. Hayır işlerine vakfettikleri gayrimenkuller amaçlarına uygun kullanıldıkları sürece, amel defterlerine sevaplar yazılmağa devam edilir.
Vakıflar, bütün toplumun malıdırlar. Bu bakımdan, vakıf konusuna gereken hassasiyetin gösterilmesi, bu toplumda yaşayan herkesin görevidir. O kadar çok konularda vakfiyeler ihdas edilmiş ki, bunları düşündüğünüz zaman, atalarımızın toplumsal konularda ne kadar hassas oldukları ortaya çıkar.
Sadece camiler ve medreseler için değil, öyle toplumsal sorunlar için vakıflar ihdas edilmiş ki, bu kadar ileri görüşlü olan atalarımızı rahmetle ve minnetle anmak durumundayız. Düşünün ki, yere balgam atan densizin attığı balgamı temizlemek, insanların ikamet alanından uzaklaşmalarını sağlamak için meskûn olmayan mahallere, pekmez kapları koyarak haşereleri (sinek gibi) o yönlere çekmek, yetim kızları evlendirmek, dullara yardım etmek, hastalar için şifahaneler, yaşlılar için dar-ul acezeler kurmak. Ve aklımıza gelmeyen daha nice toplumsal konular için kurulan vakfiyeler vardır.
İşin gerçeğini söylemek gerekirse, Siirt, vakıf gayrimenkulleri açısından zengin olmakla birlikte, helâl-haram demeden kırıştıran haramzadeler sebebiyle bu özelliğini giderek yitirmektedir. Çünkü alabildiğine vakıf yağması var. Atalarımız vakfettiler, biz yağmalıyoruz. Bu yağmada hepimizin payı ve vebali bulunmaktadır. Çünkü gözümüzün önündeki bu yağmaya karşı
“BANA NECİLİK” karakterimiz olmuş gibi…
Tabii, bizzat vakıflar idaresinin de zaman - zaman vakıf gayrimenkulleri çeşitli kılıflar altında peşkeş çektiğini görmezden gelemeyiz.
Evet, İlimizde gerçekten korkunç derecede bir
VAKIF YAĞMASI VARDIR.
Gerçeği söylemek gerekirse, vakıf konusunda babalarımız, dedelerimiz çok hassastılar. Hiç kimse, vakıf mal almaz, bırakın almayı, herhangi bir şekilde halkın eline geçmiş, üzerinde iş yeri ve konut inşa edilmiş vakıf yerleri kiralamağa bile yanaşmazdı.
Vakıf araziler üzerinde inşa edilmiş bazı devlet lojmanlarına dahi, müktesep hakları olduğu halde yerli memurların oturmadıklarına çok tanık olduk. Ancak ve maalesef yaşanan terör olaylarıyla birlikte
VAKIF MAFYALARI TÜREDİ.
Vakıf araziler üzerinde mantar gibi gecekondular bitmeğe başladı. 49 yıllığına yap-işlet-devret usulü yağmalar zaten yasal olarak meşru! Helâle, harama aldırış edilmeden, dört elle yağmaya gidildi. Neden böyle oldu, kesin bilemeyiz amma, işin gerçeği şu ki,
SANKİ TERÖR OLAYLARI, VAKIF YAĞMASINI MEŞRULAŞTIRDI!
Dini kurallar içinde vakıf gayrimenkul alınmaz, satılmaz, amacı dışında kullanılamaz. Amma velâkin, bırakın amacı dışında kullanılmayı, üzerinde kumarhaneler, meyhaneler kurulanlar bile oldu. Bu yağmanın önü alınmazsa, kısa süre sonra vakıf gayrimenkul de kalmayacak.
ANEKDOT
Vakıf mal edinmenin manevi açıdan ne kadar tehlikeli olduğunu vurgulamak için anlatılan bir anekdot vardır. Hem Peygamber, hem de Sultan olan Hazret-i Süleyman’la, Hüdhüd kuşu arasında geçtiği anlatılan diyalog şöyledir:
Hüdhüd kuşu:
-Ey Allah’ın Peygamberi, istersem, bu koca saltanatını yıkabilirim!
deyince Hazret-i Süleyman:
-Nasıl olacakmış o!
diye sormuş.
Hüdhüd:
-Vakıf bir araziden gagamla toprak alır, senin arazine katarım!
diye cevap vermiş.
Hazret-i Süleyman:
-Haklısın ey Hüdhüd! Vakıf malı mülk edinmek öylesine tehlikelidir.
Hazret-i Süleyman ile ilişkilendirilen bu anekdot aslında
VAKFIN ÖNEMİNE
ve ne derece korunması gerektiğine ilişkindir. İnsanları, vakıf mallarını yağma etmemeleri, ettikleri takdirde uğrayabilecekleri felâketler açısından uyarıcı bir anekdottur. Amma, duyuyor ve görüyoruz ki, vakıf mallarını yağmalayanlar, genelde Müslüman geçinenler, hatta Müslüman diye geçinenleri bir tarafa bırakın, NASUH kimliğinde olanlardır. Hani “NASUH-U LAYANTASİH!” denilir ya! Yani, kendisi halka nasihat verdiği halde, kendi nasihatlerini, kendi nefislerine uygulamayanlar.
Bir de, meşhur bir darb-ı meselimiz daha var. “ESKİDEN, MIL BEB, İLEL MİHRAP, DENİLİRDİ. ŞİMDİ, MİNEL MİHRAP İLEL BEP DEMEK LÂZIM!” Siirt’çe olan bu deyimi açıklayalım. “Eskiden, kapıdan mihraba kadar bozuk denilirdi. Şimdi, mihraptan kapıya kadar her yer bozuk!” demek lâzım…
TAŞLAMA
AKP’YE VAHİY Mİ
GELMEKTEDİR ALLAH’TAN
ALLAH’TAN EMİR ALMAK
VAHİYLE OLUR İNAN
HAZRET-İ MUHAMMED’TİR
SON PEYGAMBER GERÇEK BU
PEKİ, ALLAH’TAN EMİR
ALMAK NASIL OLUR BU
KANDİL’DEN EMİR ALMAK
BU ELBETTE MÜMKÜNDÜR
ALLAH’TAN EMİR ALMAK
VAHİYSİZ MÜMKÜN MÜDÜR
HAZRET-İ CEBRAİL Mİ
EMİRLERİ GETİREN
YOKSA BİR İLHAM MIDIR
SİZE GELEN HATİF’TEN
DİN, İMAN ÜZERİNDEN
TEHDİT ETMEYİ BIRAK
TEKELİNİZDE DEĞİL
KUR’AN, EZAN VE BAYRAK
KUR’AN, EZAN VE BAYRAK
HER ÜÇÜ DE BİZİMDİR
BOŞA SAHİPHLENMEYİN
RİYAKÂRLIK SİZİNDİR