Ahmet Arıtürk

FETÖ İLE FOTOĞRAFI OLMAYAN BİR DEVLET BÜYÜĞÜ VAR MI!!!

Ahmet Arıtürk

Hazine ve Maliye Bakanlığına, Bakan; Merkez Bankasına Başkan dayanmıyor. Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanlarının sık-sık değiştirilmeleri karşısında  şaşırıp kalıyoruz. İstifa edeceği dillendirilen Lütfi Elvan görevden alınırken, Hazine ve Maliye Bakanlığına Nurettin Nebati adındaki zat-ı muhterem atandı. Adamın, hemen

FETHULLAH HOCAEFENDİ(!)

ile çekilmiş fotoğrafını servis ederek, daha göreve başlamadan

FETÖCÜ DAMGASI

vurmak istediler. Yani, bu fotoğrafı servis edenler insaf etsinler de söylesinler.

HOCAEFENDİ(!)

ile fotoğrafı olmayan saygıdeğer bir büyüğümüz var mı! Sayın Erdoğan’ın, Sayın Abdullah Gül’ün, bir çok sayın bakanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının üst düzey bürokratların

HOCAEFENDİ(!) İLE ÇEKİLMİŞ BOY-BOY FOTOĞRAFLARI SERVİS EDİLMEDİ Mİ!

Çiçeği burnunda yeni Bakan için yapılan değerlendirmelerden biri de milli damadımız müstefi eski Hazine ve Maliye Bakanı  Berat Albayrak’a yakın oluşuyla ilgilidir. Bilindiği gibi bu zat-ı muhterem, Albayrak döneminde Bakan Yardımcılığı görevinde de bulunmuştu. Şimdi denilebilir ki, ustasından ne hayır gördük de, yardımcısından ne hayır göreceğiz. Öyle demeyin, dünyada işler ileriye dönük olarak yürür, Çıraklar, ustalarını aşmazlarsa, bilgi-bilim ilerlemez. Medeniyet ilerliyorsa, hemen her alanda ustalarını geçen çıraklar sayesindedir.

İş bu Nureddin Nebati adlı zat-ı muhteremin de faiz indirimi’ni savunan bir isim olduğu söyleniyiyor. Yani adam, NAS hükümleri çerçevesinde hareket eden biri…

Göreve gelmeden önce Twitter hesabından yaptığı paylaşımla AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz indirimine yönelik açıklamalarını savunan yeni Bakan “2013’ten beri düşük faiz politikamızı her uygulamaya yeltendiğimizde güçlü bir itirazla karşılaştık. Bu sefer bunu uygulamada kararlıyız” ifadelerini kullanmış bulunmakta. Yani (USTAMIN DEDİĞİ) uygulamasına tabi…

Bizim en çok merak ettiğimiz, üzerine vazife olmayan hemen her işe maydanoz olan Diyanet İşleri Başkanlığının bankalar ve faiz konusunda sessiz kalışı. Bir İÇTİHAT KARARI alsın da açıklasın. Faizin tümü mü haram. Tefeciler gibi kat-kat alınması mı! Konu NAS ise, bu kararı alacak en yetkili kurul, Diyanet İşleri Başkanlığı FETVA KURULU olsa gerek…

DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ VE GEÇMİŞ YILLAR SİİRT’İNİN  ELLERİ ÖPÜLESİ ENGELLİLERİ

Bilindiği gibi 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’dür. Bu tarih, 1992 yılından bu yana  Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler günü olarak kabul edilmiştir. 3 Aralık günlerinde engellilere yönelik dünya çapında organizasyonlar düzenlenmektedir. Bu aktiviteler genellikle ücretsiz olup, gönüllülük esasına dayanmaktadır. Hükümet desteği ve sivil toplum organizasyonlarıyla birlikte bu günün etkinlikleri çeşitlilik göstermektedir. Her yıl bu gün için değişik bir tema işlenmektedir.

Engelli vatandaşlarımız hemen her yerde tam karşımızda duruyorlar. Ancak biz yine de onları görmüyoruz ya da görmezden geliyoruz. Bari 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde olsun engelli insanlarımızı anımsayalım, sorunlarıyla ilgilenelim.

Ülkemizde hala pek çok insan engellileri anımsamayı kaldırımlarda, alt geçitlerde üstü kabartmalı sarı çizgileri süsleme sanadursun, gerçekte 3 Aralık

Dünya

Engelliler Gününde

asıl ilgilenilmesi gereken konular nelerdir. Bugün bunları irdeleyelim. Engelli olmak asla utanılacak ya da saklanması gerekecek bir durum değildir. Unutmayalım ki hepimizin, herkesin her an için engelli olma riski vardır. Bir trafik kazası, ağır seyreden bir hastalık ve benzeri durumlarda engelli duruma düşmeyeceğimizin garantisi var mı!

Bugün engelli vatandaşların sorunlarına kafa yormaz, ilgilenmezsek, yarın çok pişman olabiliriz. Yolda yürürken bize çarpan bir araba, yemek yaparken gözlerimize sıçrayacak kızgın yağ, ilerleyen yaşta duymaz hale gelecek kulaklarımız bir anda bizi engellilerin saflarına katabilir! Bu bakımdan, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü bütün bunları düşünmeniz için iyi bir fırsattır.

Yapılan istatistiklerde Türkiye'de her 100 evden beşinde engelli bir vatandaşımızın var olduğu tespit edilmiştir.

Ülkemiz genelinde yaklaşık 4 milyon civarında engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Çeşitli sakatlıklar ve kazalar sonucu belirli becerilerini yitirmiş kişiler de eklendiğinde sayı neredeyse 10 milyonu bulmaktadır.

Engelli vatandaşlarımızın dörtte birine yakınını zihinsel engeliler oluşturuyor.  Engelli vatandaşlarımızın yarısından fazlasının bedensel engeli var.

İşitme ve görme engelli vatandaşlarımızın toplam oranı da engelli vatandaşımızın 10'da ikisine yakındır.

Yapılan araştırmalarda 85 milyonluk nüfusumuzda ortalama 1 milyon kişi engelli vatandaşlarımızı hakir görüyor.

24 milyon gibi bir çoğunluğun engelli vatandaşlara acıdığı ve empati kurduğu tespit edilmiş bulunulmaktadır.

Yine 85 milyonluk ülkemizde nüfusumuzun 4'te birine yakın kesimi engellilerle dostluk kuruyor ve onlara yardımcı oluyor.

Engelli vatandaşlarımızın 80 bin kadarı  0-7 yaş grubunda!  60 yaş üstü engelli vatandaşlarımızın sayısı ise neredeyse yarım milyona yakın! Sosyal devlet olmanın gereği olarak evde bakım hizmeti verilen 400 bine yakın engelli vatandaşımız bulunuyor.

Herhangi bir işte çalışacak 18-50 yaş grubunda 700 bin civarında engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Buna karşın Türkiye İş Kurumu verilerine göre kamu ve özel sektörde çalışan engelli vatandaş sayısı ancak 90.000 civarındadır.

Yapılan anketlere göre ülkemizde zihinsel engelli kişileri tanımlarken %30 oranında mahcup, mutsuz, yalnız ve üzgün kelimeleri tercih ediliyor.

Ülkemizde engelli vatandaşlara yardımcı olan derneklere ya da vakıflara üye olan kişi sayısı o kadar az ki ancak toplam nüfusun %0.04'üne denk geliyor ki bu oranın içinde kendisi de engelli olan vatandaşlar çoğunluktadır!

Tüm bunlara karşın ülkemizde engelli vatandaşlara gereken ilgi ve yardımın gösterildiğine inananların oranı %10 ila %15 arasında!

Engellilere acımak yerine, sorunlarına sahip çıkalım, ellerinden tutarak muhtaç durumda bırakmayalım. Eğitilebilecekleri eğitelim, iş yapabileceklere, becerilerine göre iş verelim. Bunu bireysel olarak değil, yasalarla gerçekleştirelim.

Dünya geneline baktığımızda günümüzde dünyada 1 milyardan fazla engelli bulunduğu belirtilmektedir. Yani, dünya nüfusunun yaklaşık 8’de 1’i engelli insanlardan oluşmaktadır. Tabii, engellilerin durumu kademe kademedir. Kişinin engellilik oranıyla tanımlanır. Gerçekte, engelli olmayan tek insan dahi yoktur. Çünkü tutkular, aşırı eğilimler, fanatik yapılanmalar da birer engeldir. Herhangi bir futbol takımına fanatik derecede tutkusu olan kişi de aslında bir engellidir.

Bizim asıl konumuz, toplumun engelli olarak kabul ettiği kişilerdir. Bunları bedensel, ruhsal ve fiziksel engelliler gibi gruplara ayırabiliriz. Evet, toplum olarak engellilere sahip çıkmak gibi bir sorumluluğumuz vardır. Engellileri, topluma adepte etmek için eğitim tesisleri kurmak, seminerler, konferanslar düzenlemek, dernekler, federasyonlar aracılığıyla bu gibi işleri üstlenmek, toplumsal görevler arasındadır. Engelli kişilere ufak bir dokunuş bile çok işleri değiştirmeğe yetebilir.

Siirt gibi yerde, çok sayıda engelli hemşerilerimizle tanıştığımız, görüştüğümüz olmuştur. 50-60 yıl öncesinden bahsedeyim. Şehrimizde trahomun yaygın olduğu yıllarda çok sayıda a’ma (iki gözü görmeyen) hemşerilerimiz vardı. Bu elleri öpülesi engellilerin büyük bir ekseriyeti,

KUR’AN-I KERİMİ HIFZEDEREK,

HÂFIZ

olur, Kur’an bülbülü kesilir ve Kur’an dersi verirlerdi. Özellikle Ramazan aylarında başka illere giderek, zengin ailelerin evlerinde hatimler okuyarak geçimlerini sağlayan hafızlar vardı. Bu gibiler, kimselere yük olmak şöyle dursun, bu çalışma metotlarıyla

,

yayılmasına da büyük katkı sağlarlardı.

(MELLE ŞIKRİ, MELLE FIĞRİ, MELLE

ETHEM, MELLE LITFİ, MELLE ABDÜLKERİM VE DİĞERLERİ.)

İki gözü de görmeyen engellilerimiz arasında Tellalık yapan

(Ammo Musa),

nohut pişirerek çarşı-pazar dolaşıp satan

(Ammo Abdalla)

vardı. Ammo Musa’nın Cuma günleri, Cuma namazı konusunda halkı uyarmak için yaptığı çağrısı meşhurdu.

(YA ZEKİRİN IZKIRU ALLAH = EY ZİKİR EHLİ,

ALLAH’I ZİKRE KOŞUN…)

diye başlayan söylemi meşhurdu! Hele Ammo Abdalla’nın bardak usulü sattığı pişirilmiş nohudun tadı hala damağımdadır.

(HIMMOS-IL ĞAVĞ, SEĞNİN U MEHRUSİN = ŞEFTAL GİBİ NOHUT, HEM SICAK, HEM DE

KIVAMINDA PİŞMİŞ)

diye seslenerek başta helvacılar çarşısı olmak üzere, çarşıları adımlar, haşlanmış nohut satarak kendisinin ve ailesinin geçimini sağlardı.

Şehrimizde işitme engelliler de vardı. Onlara toplumun hitap şekliyle ve Siirt Arapçasıyla

(LELO = DİLSİZ)

derdik. Bu dilsizlerin hiç birinin el açıp dilendiğini görmedim. Siirt’in 50-60 yıl öncesinin en tanınmış çayhanelerinden biri

(KAHVIT-IL LELO =

DİLSİZİN KAHVESİ)

olarak bilinen, bugünkü Cumhuriyet Caddesinin üzerindeydi. Siirt’in ekabirinin uğrak yeriydi.

Sabahın erken saatlerinde, yine Cumhuriyet Caddesi üzerinde köşe başında kış mevsiminin soğuklarına aldırmadan süt, simit satarak geçimini sağlayan dilsiz kardeşler hala gözlerimin önündedir. Orada, ayaküstü süt içip, simit yediğimi dün gibi anımsıyorum. Kasaplığı, terziliği, ayakkabıcılığı meslek edinen dilsiz hemşerilerimiz vardı. En güzel, en sağlam ve fiyatı en uygun ayakkabıyı bu dilsiz hemşerimize sipariş edebilirdiniz.

Bedensel engelli

AMMO ABDALLA

adında bir hemşerimiz vardı. Fahr camiinin

KULLATEYN HAVUZUNUN

SORUMLUSUYDU.

Havuzun dış avlusunda bir döşek üzerinde oturur, havuza girenlerin verdikleri ücreti toplar, yarısını kendisi alır, yarısını camiin ihtiyaçlarının giderilmesi için görevlilere verirdi.

Evet, bizim 50-60 yıl öncesi Siirt’imizde engellilerin ne el açtıklarını ne dilendiklerini görmedim. Hemen hepsi de aktif ve çalışkan insanlardı. Engellileri koruyup gözetlemek elbette toplumsal bir görevdir. Onları, pasifize etmeden ve rencide edecek davranışlar sergilemeden toplumun aktif bireyleri haline getirmek mümkündür. Aslında, engellilerin toplumdan istedikleri de budur. Bunu bilelim ve engellilere bu duygularla yaklaşalım…

Unutmayalım, engelli duruma düşmek riski her yaştaki ve her branştaki insanlar için bir soluk kadar yakındır.

TAŞLAMALAR

HOCAEFENDİ(!) İLE

FOTOĞRAFI OLMAYAN

TEK BİR DEVLET BÜYÜĞÜ

VAR DİYEN SÖYLER YALAN

(HOCAEFENDİ) İKEN

ŞİMDİ FÖTÜ’DÜR ADI

HOCA EFENDİ GİTTİ

YERİNİ FETÖ ALDI

OYSA AYNI YAĞMURDA

BERABER ISLANDILAR

ŞANLI ORDUYA KARŞI

NE KUMPASLAR KURDULAR

KOZMİK ODAYI BİLE

AÇMIŞLARDI FETÖ’YE

ŞİMDİ (TU-KAKA) ETMEK

SORULMAZ NİÇİN, NİYE!

Yazarın Diğer Yazıları