Bugün içimden geldi, eski Siirt evleri konusunda bir nostalji yapmak istedim. Çünkü, eski Siirt evlerinin son tanıkları arasında sayılırım. Bizim evimiz ise, gerçekten çok tipik ve her bakımdan mükemmel bir
SİİRT EVİYDİ
. Dedem Hacı Salih Çeto tarafından yaptırılan, önce peyderpey, sonra tümüyle yıktırarak, betonlaştırdığımız eski evimizi hayâl ederek, gelecek kuşaklara örnek bir Siirt evini tanıtmayı arzu ettim. Kendi yaşadığım evimizden yola çıkarak bu yazımda, tam teşekküllü bir Siirt evini tanıtmağa çalışacağım.
Siirt Evlerinin kapılarına
DERGAH
denilirdi.
Dergahlar,
çift kanatlıydı. Yükseklikleri, 2 metreyi aşardı. Dergahların üzerinde bakır işleme süsler vardı. İki ayrı çekiç bulunurdu. Çekiçlerin biri, tok ses çıkarırdı. Kapıyı çalan misafir erkekse, tok ses çıkaran bu çekici çalardı. İnce (tiz) ses çıkaran ikinci tokmak ise misafir gelen kadınlar tarafından kullanılırdı. Yani, evin içinde olanlar, kapıyı çalan kişinin erkek mi, kadın mı olduğunu, kullandığı tokmağın türünden anlar, çalan erkekse, kapıyı erkek, çalan kadınsa, kapı kadın tarafından açılırdı. Dergahların üzerinde yarım çember şeklinde bir kesim vardı. Taştan olan bu kesimde, genelde bir âyet-i kerime veya bereket duası, maşallah gibi yazılar yer alırdı. Tabii, bu yazılar, Arapça harflerle ve taş oyma olarak yazılırdı.
Dergah açıldığında, ilk görünen giriş bölümünün adına
MABAR
denilirdi. Tabanı taşla döşeli olan mabarların sağında ve solunda
DİKKE
adı verilen oturma yerleri vardı. Bir sandalye yüksekliğinde olan dikkelerin üzerlerine kilim ve kilimlerin üzerine hafif döşekler serilirdi. Mabarler, serin olduğundan, yaz mevsiminde, genelde dikkelerin üzerlerine karşılıklı oturulur, sohbet edilirdi. Mabarın sağında ve solunda iki oda vardı. Bunlardan birinin adı
DİVAN (Misafirlerin ağırlandığı oda),
diğerinin adı ise
IRVİZZET (KİLER ODASI) idi.
Mabar’dan, ABBARA
adı verilen ara bölmeye geçilirdi. Oradan da
HAVŞ
adı verilen üstü açık boş alana inilirdi.
MABAR, ABBARA VE HAVŞ’ın
zemini genelde taş döşeli olurdu..
HAVŞ EVİN ORTASINDAYDI. Genelde, her havşın ortasında da DELYE denilen asma ağacı vardı ki, dalları çardak şeklinde açılırdı.
Havşın, içe doğru olan yönünde evin asıl kesimi oturtulurdu. Genelde cas evler 2 veya 3 katlı inşa edilirdi. Ancak, her katın yüksekliği 4-5 metre kadardı. Bütün odalar kubbeliydi. İnşaatın en alt bölümünde
TABOK (BODRUM)
olurdu. Kış için kesilen odunlar ve o zaman ev ekmeği pişirmek için tandırlarda yakılan
SEVEREĞ (ÇALI-ÇIRPI)
bodrumlara istif edilirdi. Yaz mevsiminde de, küplere doldurulan salamura peynirlerin, derin çukurlar kazılarak ve üzerleri toprakla örtülerek bodrumlarda saklandığı olurdu. Doğrusunu isterseniz, yer altında saklanan peynirlerin tatları bir başkaydı. Bodrumların üzerinde odalar, odalar arasında ise
ÇIRTAK
denilen ara bölmeler vardı.
Çırtaklardan, merdivenlerle damlara çıkılırdı. Merdivenlerin üzerleri
CEMELON
ile kapalı olurdu. Amaç, yağışlı havalarda merdivenleri ve dolayısıyla çırtakları kar ve yağmur sularından korumaktı.
CEMELON
denilen kesim yaz mevsiminde sebze ve meyveler için kurutma alanı (sergi yeri) olarak kullanılırlardı. Patlıcan, biber, domates, hatta incir, elma vesair kurutulabilecek sebze ve meyveleri mevsime göre cemelonların üzerine serilerek kurutulurdu.
Üzerleri cemelonlarla kaplı merdivenleri çıktıktan sonra, kendinizi damlarda bulurdunuz. Damlar, yatmak için yaz mevsiminin olmazsa, olmazlarıydı. Geniş ailelerin birkaç damı olurdu. Bizim evin tam dört damı vardı. Dam tek olsa bile, ara duvarlarla bölünür, böylece mahremiyet durumuna dikkat edilirdi. Yaz mevsiminde, Siirt’in damlarında, yıldızların altında yatmanın zevki bir başkaydı. Şunu da belirteyim ki, komşular, damlardan birbirlerini görmemek için genelde evlerini aynı yükseklikte yaparlardı. Zaten, damların duvarları, en uzun insan boyundan daha yüksek yapılırdı. Damların duvarlarında yer-yer yıldız şeklinde camsız, tahtasız, takribi 15’e 15 çapında pencereler açılsa bile, bu pencereler, komşu evlerin bulunduğu kesime değil, kendi evlerinin içine veya sokağa bakacak şekilde açılmış olurdu.
Havş’ın, sokağa doğru olan kesiminde MEDBEĞ (MUTFAK) vardı. Her mutfakta, TEFEYE adı verilen bir nevi ŞÖMİNE bulunurdu. Yemekler, medbeğde pişirildiği için evin içine yemek kokusu veya duman sinmezdi. CIRN (dibek taşı), MA’SARA (bağ bozumu sırasında toplanan üzümlerin pestil veya sucuk yapılması için içine doldurulduğu derin ve geniş bir dibek. Dip kısmında, akacak şıranın boşalması için delik olur, içine doldurulan üzümü ezmek ve şırasını çıkarmak için ayakları iyice yıkanan gençler, hatta çocuklar, masaraya girerek, üzümleri ayaklarıyla çiğnerlerdi) Genelde ekmek tandırları da havşların bu kesiminde olurdu. Önce IĞBEYZ IMRAVVOH (YUMUŞAK EKMEK) pişirilirdi. Bu ekmeğin ömrü kısaydı. 2-3 gün dayanırdı. Onun ardından IĞBEYZ KEEK (KURU EKMEK) yapılırdı. Bu ekmek, 24 saat süreyle tandırda kalırdı. 10-15 hatta daha çok dayanır ve suya batırılarak yumuşatıldıktan sonra yenilirdi. Hayvanları olanların ayrıca havşın sokağın yanındaki bölümünde ahırları olurdu. Ahırın büyüklüğü, beslenen hayvan sayısına bağlıydı. O zamanın Siirt’inde, hemen herkes bağ sahibi olduğu için, genelde her evin yine bir merkebi veya atı bulunurdu. Yine havşların sokak kesiminde TUVALET vardı. O zamanlar, kanalizasyon olmadığı için foseptik çukurlar açılır, doldukları zaman, NECCEF dinilen ve bu işi meslek edinmiş kimseler tarafından boşaltılırdı.
Evet, tipik bir eski Siirt evini anlatırken, çocukluk yıllarımı geçirdiğim kendi evimizi örnek alarak anlattım. Genelde, Siirt evlerinin tümü böyleydi. Belki, tipik bir Siirt evinde doğmamış olsam ve çocukluk yıllarımı böyle bir evde yaşamazsam, bunca ayrıntıları anımsamam zor olacaktı. İnanır mısınız, eski Siirt evleri, bugünün modern evlerinden çok daha sağlıklı ve yaşanmaya değer mekânlardı.
TAŞLAMALAR
ESKİ SİİRT EVLERİ
KONAKLARA BENZERDİ
BİR ESKİ SİİRT EVİ
BİN APARTMAN EDERDİ
BİRER MİMARİ YAPI
BİRER ŞAHESERDİLER
HAYALİMDE TÜTÜYOR
BİZİM O CAS’TAN EVLER
ZAMANI GERİ ALMAK
MÜMKÜN OLSAYDI EĞER
YETMİŞ YIL GERİLERE
GİTMEK İSTERDİM BEYLER
BETONLAŞMAK NE KADAR
ACI İMİŞ MEĞERSE
YOK OLSUN, LAZIM DEĞİL
MEDENİYET BU İSE