AKP Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, bir gazetecinin akaryakıt istasyonlarındaki araç kuyruklarıyla ilgili sorduğu soruya verdiği YANIT DİKKAT ÇEKİCİ: “Zamlarla ilgili benzin istasyonlarında bir kuyruk yok arkadaşlar. Kuyruk nereden kaynaklanıyor biliyor musun? Bunu ben Plan Bütçe Komisyonunda bir iki defa daha altını çizerek söyledim. Araç sayısı fazla ondan kaynaklı. Bunu ara ara o resimleri gösterip sanki efendim zamlardan kaynaklı kuyruk varmış gibi göstermeye çalışan özellikle trol medyada bir kesim var. Onların aktarımıdır bu. Dolayısıyla böyle bir şey yoktur diyorum.”
Bu sayın vekil bilmiyor mu ki, özellikle büyük şehirlerde araba sahibi olmak, lüks değil, artık zorunlu ihtiyaçlar cümlesindendir. Hatta, ev sahibi olmaktan bile öncelikli bir ihtiyaçtır. İş adamı, memur, işçi, iş yerine, randevularına zamanında yetişebilmek için öncelikli ihtiyaç olarak araba almak zorundadır. Yani, araba sahibi olmak, lüks değil, zaruri ihtiyacın katmerlisidir.
Yine Müslüman geçinen ve her işlerinde sözde İslam dinini referans aldıklarını iddia eden AKP’lilere anımsatalım. Binek sahibi olmak aynı zamanda sünnettir.
Peygamber efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve
selam olsun)
bilinen 2 devesi vardır. Bunların adları
ADBÂ ve KASVÂ’DIR.
Adbâ isimli devesi, peygamberimize olan bağlılığından o vefat ettiğinde kederinden yemekten, içmekten kesilmiştir. Kasvâ isimli devesi ise Peygamber Efendimiz’in Mekke'den Medine'ye hicret ettiklerinde bindikleri devenin adıdır.
Allahın emriyle Mekke’den ayrılan sevgili Peygamberimiz, Medîne’ye girerken Bütün Müslüman kabîleler, Resûlullah efendimizi misâfir etmek için yarışıyorlar ve misafir etmek istiyorlardı.
Peygamberimiz de ;
-Devemin yularını bırakınız! Kimin evinin önünde çökerse, orada misâfir olurum!
Buyurmuşlardı da, Deve Hz . Eyyup El ensari' nin evinin önüne çökmüştü. Kasva adlı devenin, cennete girecek hayvanlar arasında olduğu belirtilmektedir.
Ben kendim, 50-60 yıl önceki Siirt’i anımsıyorum. O yıllarda araba yoktu. Ama, merkebi, katırı veya atı olmayan ev yok gibiydi. Vasıta sahibi olmak zarurettir. Dün de, bugün de yarın da bu böyle olacaktır. Dün vasıta olarak EŞEK vardı. Bugün otomobil var. Gerçek budur. Eşekler, yerlerini otomobile bıraktılar…
(25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDET GÜNÜ) VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
(25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet Günü) İstanbul Sözleşmesinden çıkmamızın yeniden gündeme gelmsine yol açtı.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yer alan bir geceyarısı kararnamesiyle, tek taraflı olarak İstanbul Sözleşmesinden çekildiğimiz açıklanmış, karar, sadece Türkiye’de değil, dünya çapında etki yapmıştı. ABD Başkanı Joe Biden dahil, birçok ülke liderlerinden ve Avrupa Birliği yetkililerinden karara yönelik tepkiler yağdı.
Millet ittifakının tarafları konumundaki siyasi partilerin liderlerinin tümüne yakını, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesine karşı tavır sergilediler. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP Genel Başkanı Pervin Buldan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ve diğerleri bir gece yarısı kararnamesiyle Türkiye’nin tek taraflı olarak İstanbul Sözleşmesinden çekilmesini açıklamasının hem hukuksuz bir tasarruf, hem de Kadın Haklarına ağır bir darbe niteliği taşıdığını açıkladılar. Birçok Sivil Toplum Kuruluşları ve özellikle Kadın örgütleri, çekilme kararına karşı direnişe geçtiler.
Hukukçular, Büyük Millet Meclisinin oy birliğiyle kabul ettiği İstanbul Sözleşmesinden, Türkiye’nin bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle çekilemeyeceğini, dolayısıyla, Sözleşmenin yürürlükte olduğunu iddia etmektedirler. İstanbul Sözleşmesi’nin Anayasa’nın 90. maddesi gereğince öncelikle TBMM tarafından bir kanunla geri alınması, ardından ise onaylamayı yapan Cumhurbaşkanı’nın onaylama işlemini bir karşı işlemle geri alması gerekmektedir. Her iki işlem iç hukuk gereğince usulen tamamlandıktan sonra uluslararası yükümlülük gereğince sözleşmenin 80. maddesi kapsamında öngörülen geri çekilme usulleri tamamlanabilir.
Mevcut hukuk sistemi içinde Cumhurbaşkanı’nın 9 No’lu kararnamesine dayanarak fesih yetkisinin kullanıldığı iddiası da hukuken kabul edilemez. Cumhurbaşkanı’nın, meclisin işlemi olmaksızın tek yanlı bir idari işlemle sözleşmeyi feshetmesi mümkün değildir.
Diğer taraftan usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. İptali için Anayasa Mahkemesi’ne dava dahi açılamaz. Cumhurbaşkanı’nın kendi kendine TBMM’nin kabul ettiği uluslararası sözleşmeyi feshetme yetkisi olamaz.
Türkiye’nin, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle tek taraflı olarak İstanbul Sözleşmesinden çekilmesinin hukuki olup olmadığı tartışmalarını hukukçulara bırakarak AKP’nin
(AKP zaten Erdoğan demek)
İstanbul sözleşmesinden neden çekildiğini kendimize göre yorumlayalım.
İstanbul Sözleşmesinde LGBT’lilerin korunacağına dair açik hüküm vardır. LGBT, cinsel kimlikleri lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüel olanların, baş harfleriyle adlandırdığı bir harekettir. 70’li yıllardan beri kullanılmaktadır. Kısacası LGBT,
GAY
veya eşcinsel olarak adlandırılan farklı cinsel eğilimleri olanları bir çatı altında toplayan bir örgüttür.
Eşcinsellik, içinde bulunduğumuz zaman dilimine özgü bir durum da değildir. Gerçekte, çok eski dönemlerden beri eşcinsellik hep varolmuştur. LGBT’nin Dünya çapında giderek yaygınlaşması ve bireyleri ile destekçilerinin artması sonucunda bu amaca yönelik olarak bazı dernekler de kurulmuştur. Hatta, internet kullanıcı kitlesinin artması, sanal alemin önemli paylaşımlar için kullanılmasına yönelik olarak, online eşcinsel siteleri bile bulunmaktadır.
Hem, eşcinselliğin Hazret-i Lut’un kavmine kadar uzanan bir geçmişi vardır. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda açık ayetler bulunmaktadır.
Ayet-i Kerimelerin mealleriyle duruma açıklık getirelim:
*Lut’u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: “Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
*Çünkü siz kadınları bırakıp, da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz, haddi aşan bir kavimsiniz!
*Kavminin cevabı: “Onları (Lut’u ve taraftarlarını) kentinizden çıkarın. Çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış” demelerinden başka bir şey olmadı.
*Biz de onu ve ailesini kurtdardık, yalnız karısını kurtarmadık. Çünkü o geride kalanlardan oldu.
Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
*
Ne zaman ki, elçilerimiz Lut’a geldiler, bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve “Bu gün çetin bir günder” dedi.
*Biz Lut’a şu kesin emri vahyettik: “Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır.
*
Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
*Lut, kavmine şöyle dedi: “Bunlar benim misafirlerimdir., beni rüsvay etmeyin! Allah’tan korkun! Beni mahcup etmeyin.”
*Lut kavmi şöyle dedi: “Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik.
*Lut şöyle dedi: İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız. (onlarla evlenin)
*Güneş doğarken, o korkunç çığlık onları yakaladı.
***
Görüldüğü gibi, İslam Dininde, EŞCİNSELLİĞE KARŞI KESİN HÜKÜMLER VARDIR. Peki, AKP İstanbul Sözleşmesini imzalarken, sözleşmenin içeriğini bilmiyor muydu! Elbette biliyordu ve sözleşmenin
EŞCİNSELLERİ KORUDUĞUNUN DA FARKINDAYDI.
Uluslararası bir anlmaşayı ilk baştan imzalamamak başka, imzaladıktan sonra geri çekilmek başkadır. Adama sorarlar,
(Neden imzaladın, neden geri çekildin!)
Hem, İstanbul Sözleşmesi, EŞCİNSELLERİ KORUMA yasası değildir. Kadın haklarına yönelik çok sayıda hükümler içermektedir. LGBT’lileri koruyor diyerek, sözleşmeyi tümden reddetmek, KADIN HAKLARINI TANIMAMAK DEMEKTİR.
AKP sözcüleri, tepkileri yatıştırmak için
(ANKARA SÖZLEŞMESİ)
adı altında bir sözleşmenin hazırlanmakta olduğundan bahsediyorlar. Bunu, İstanbul Sözleşmesini imzalamadan önce yapsaydılar ya!
AKP’nin, sözde İslam Dini için yaptığını iddia ettiği hiçbir işinde samimi olmadığı, İstanbul Sözleşmesini önce imzalamasından, sonra imzasını geri çekmesinden de belli olmuyor mu!
TAŞLAMALAR
ARABA KUYRUĞUNU
YADIRGAMAK YANLIŞTIR
EŞEKLERİN YERİNİ
OTOMOBİL ALMIŞTIR
BİNEK SAHİBİ OLMAK
SÜNNETİR BİLESİNİZ
HİKMETİ VAR ELBETTE
BUNU BÖYLE BİLİNİZ
OTOMOBİL LÜKS DEĞİL
ZARURİ İHTİYAÇTIR
HELE BÜYÜKŞEHİRDE
YAŞAYAN İÇİN ŞARTTIR
ARABA BİR İHTİYAÇ
EKMEK KADAR, SU KADAR
BUNU LÜKS GÖRMEKTEDİR
NEDEN MANKAFALILAR