Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için 3.kez aday olmasının kesinleşmesi zihinleri hayli karıştırdı. YSK, 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacak dört adayın adların açıkladı. Yapılan itirazlar geri döndü. Adaylar kesinleşti. Alfabetik sıraya göre Millet İttifakının adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Cumhur ittifakının adayı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ATA İttifakının Adayı Sinan Oğan 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin adayları.
Yüksek Seçim Kurulu, Erdoğan’ın üçünce defa aday olmasını kesin karara bağlarken, gerçekte, kendisine dördüncü defa da aday olabilme şansını vermiş olmaktadır. Nasıl olacak derseniz, açıklaması basit. Diyelim ki Erdoğan 14 Mayıs’ta seçimi kazandı. Cumhurbaşkanlığı süresi dolmadan erken seçim talebinde bulunur, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gerekli beşte üç çoğunluk sağlanır, o zaman Erdoğan için yeniden seçime katılma hakkı doğar. Gerçi, 14 Mayıs seçimlerini kazanması ihtimali yok gibi ama ya kazanırsa!
Yüksek Seçim Kurulu Erdoğan’ın adaylığını yasadan sonraki ikinci adaylık olarak kabul ettiğine göre Anayasanın 116. Maddesine göre: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.
Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.
Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır” denilmektedir. Gerisini, siz düşünün artık…
HARAMİLER!
(Harami) kelimesi (haram) kelimesinden türetilmiştir. Haram, dinimizin yasak ettiği işler ve eylemler anlamına gelir. Helal kelimesinin zıddıdır. Dini kurallara aykırı, dinî bakımdan yasak olan, helal karşıtı tüm işler ve eylemler haram, bunları yapanlar ise haramilerdir.
Aç bir insan, önünden geçtiği bir fırından ekmek çalarsa, haram işlemiş, yani harami olmuş sayılır. Ancak, devletin muhtelif kurum ve kuruluşlarından hiç emek sarfetmeden veya emeği, imza atmaktan ibaret biri 3-5 maaş alıyorsa, bu haram değil, helaldir, öyle mi!
Ya da bir devlet kurumuna miadı geçmiş ilaç satan kişi iş adamı, çocuğu hasta olduğu için girdiği eczaneden çocuk Asprini çalan haramidir!
500 milyon vergi borcu affedilen kişi büyük holding patronu, 5-10 Tl vergi kaçıran küçük esnaf ise harami sayılmakta!
Çocuk çoluğu aç kaldığı için caddelerdeki yağmur kanallarına ait demir kapağı çalarak satan haramidir de, ihalesini aldığı inşaatın temeline tonlarca eksik demir koyan müteahhit midir!
Girdiği marketten bebesi için mama aşıran kadın haramidir de, mamayı 3-5 kat fiyatına satan saygıdeğer iş adamıdır, öyle mi…
Örnekleri çoğaltabiliriz. Görüldüğü gibi harami var, haramiden içeri…
FEODAL YAPI VE SİYASET!
Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde siyaset yapmanın iki geçerli yolu vardır. Ya etnik yapı üzerinden siyaset yapacaksınız, ya da şeyhzede, ağazede ve aşiret sahibi olacaksınız. Bunun yanında bir üçüncü yol var. O yol da sadece AKP’liler için geçerlidir. Erdoğancı holding sahiplerinin adamı olmak. Geçmişte, bu guruba cemaatçiler de dahildi amma,
(PARALEL
DEVLET!)
yaftasıyla o kesim de devre dışı bırakıldı. Düşman kesildi!
Bölgemizdeki bu siyasi tabloyu görüp de Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve rahmetle anmamak mümkün mü! Atatürk, gerçekten çok ileri görüşlüydü, siyasi bir dehaydı. Şeyhlerin, ağaların, aşiretlerin, tarikatların, Türkiye ve özellikle bu Bölgeler için ne denli tehlike olduklarını bildiği için ağaları, şeyhleri başka illerde mecburi iskâna tabi tutmuştu. Şayet, Atatürk’ün uyguladığı taktik devam etseydi, bu gibilerin bölgemiz üzerindeki etkinlikleri çoktan silinmiş olacaktı. Amma, işin içine siyaset karışınca ve siyasi partiler oy kaygısına düşünce, sürgündekiler, daha bilenmiş, bilinçlenmiş olarak geri döndüler. Hâkimiyetlerini genişleterek pekiştirdiler ve siyasete soyundular.
Evet, bölgemizde artık siyaset yapmanın yolları tıkanmıştır. Siyaset yapmak için şeyh, ağa ve aşiret mensubu olmak gerekmektedir. Bölgemizde tıkanan siyasetin normal duruma gelmesi için Kürt Milliyetçiliği üzerinden sürdürülen siyaset yanında şeyhlik, ağalık, aşiretlik, tarikatçılık, cemaatçilik gibi müesseselerin kalkması gerekir. Oysa hükümetlerin sürdüre geldikleri yanlış politikalar sebebiyle,
FEODAL YAPI ZAYIFLAYIP ORTADAN KALKACAĞINA, HER GÜN BİRAZ DAHA DA GÜÇLENDİRİLMEKTEDİR.
Bölgemiz insanları, daha önce duydukları saygıdan veya korkudan ellerini öptükleri ağaların, şeyhlerin, tarikatçıların, cemaat liderlerinin ellerini ihale koparmak, KADROYA GİRMEK, memur iseler terfi etmek için öpmeye mecbur hale getirilmiş bulunmaktadırlar. Böyle olunca, haliyle, FEODAL YAPI daha da güçlenmektedir.
Evet, Bölgemizde normal vatandaşlar için siyaset yolları kapanırken, normal hayatı idame ettirmek için dahi iki seçenek kalıyor. Bir Şeyhin sadık müridi, bir ağanın marabası, bir cemaatin, ya da tarikatın mensubu olmak.
Sözün, özü, bu bölgede yaşayan normal vatandaşlar, artık,
ALLAH’A EMANET.
Atasözünde olduğu gibi
(Ya bu deveyi güderler, ya bu diyarlardan giderler!)
ANEKDOT
Tek parti olarak nitelendirilen Mustafa Kemal’in
(ATATÜRK)
dönemindeki mebuslara bir bakalım da, günümüz milletvekilleriyle kıyaslayalım. Bakalım, o zamanın mı bu zamanın mı vekilleri gerçek anlamda vekildirler.
Siirt’in birinci dönem Milletvekillerinden Merhum Kadri Oktay’ın
(KADRİ EFENDİ)
Meclis-i Mebusan’ın kürsüsünden yaptığı ve tutanaklara geçmiş meşhur bir ifadesi vardır. İşleri yağcılık olan mebuslara şöyle seslenmişti:
-“BIRAKIN, BU TABASBUSU KELBİYEYİ!”
deyimin anlamını sadeleştirerek yazalım:
-“BIRAKIN, KÖPEKLER GİBİ YALTAKLANMAYI!”
Atamalarla olduğu dönemlerde, böyle yiğit milletvekilleri bulunan Siirt’in, daha sonra düşürüldüğü duruma bakıyoruz da, şaşırıp kalıyoruz. Kadri Efendi, seçilmiş değil, atanmış bir milletvekiliydi. Türkiye’de, 1950 yılına kadar milletvekillerinin hepsi de seçimle değil, atamayla tespit edilirlerdi. Ama atamaların ne kadar isabetli olduğu KADRİ EFENDİ örneğinden ortada.
Bugünkü ortamda, TBMM’nde, hangi partinin milletvekili, kendi liderine tabasbusta bulunanları
“KELP GİBİ=KÖPEK GİBİ” YALTAKLANMAKLA SUÇLAYABİLİR.
Atanmış milletvekilleriyle, seçilmiş milletvekillerine bakıyoruz, kalite itibarıyla, atanmışlar, seçilmişlere 10 çekiyor. Atanma usulü tespitlerde, demokrasi yok ama adam gibi adamlar vardı. Demokratik sistemde ise, ne hikmetse düşük ayardakilere fırsat düşüyor.
Gerçekten de, kafaları karıştıran bir durum, bu. Atanmışlar, demokratik ortamda gelenlerden üstün olduklarına göre, bizim, demokratik sistemimizde bir hata mı var, dersiniz!
TAŞLAMA
MUHATABIN KADINSA
EDEPLİ OLMALISIN,
ANAN, BACIN GİBİDİR
BUNU ANLAMALISIN
TEHDİTVARİ KONUŞMAK
AYIPTIR KADINLARA
(EDEP YAHU) DENİLİR
EDEPSİZ OLANLARA
DİŞİSİNE KURTLARIN
(ASENA) DENİR BİZDE
DİŞİ KUŞTUR YUVAYI
YAPAN DAHİ ELBETTE
VATANDAŞI DÜŞÜNEN,
SEÇİM OLMAYINCA KİM
PAKETLER AÇILIYOR,
İNANIN AMAÇ SEÇİM
SEÇİMLER YAKLAŞINCA
AÇILMAKTA PAKETLER
SEÇİM SONRASI TUFAN,
KOPACAK BİLİ BEYLER
OY ALINMAZ, SATILMAZ,
ŞEREFİDİR KİŞİNİN
PARAYLA OY ALANLAR,
“ŞEREFSİZDİR” BİLİNSİN
BİR KAOS ORTAMINA
GİRİLMESİN SEÇİMDE
YÜZDE YEDİLİK BARAJ
SÖYLEYİN KUSUR KİMDE
YAKLAŞINCA SEÇİMLER
BİNİYORUZ KIYMETE
YUTAR MIYIZ ZOKAYI
BU KEZ ZOR BU ELBETTE
ÜLKEMİZDE GERGİNLİK
YAŞANMASIN BU SEÇİM
ONLAR SEÇİM DERDİNDE
MİLLETİN DERDİ GEÇİM
SEÇİMLER YAKLAŞIYOR
ADAYLAR ARZ-I ENDAM
ETMEDELER BAKINIZ
KİMLER VAR KİMLER YAZSAM
ADAY ADAYLIĞINDAN
ADAY OLMAYA TERFİ
GÖNLÜNDE KUZU YATAN
ASLANLARIN HEDEFİ
BESBELLİ Kİ BU SEÇİM
ZOR BİR SEÇİM OLACAK
SEÇİMLER SONRASINDA
OLAN OLACAK ANCAK