AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada
"Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu konuda Nas ortada, Nas ortada olduğuna göre sana bana ne oluyor. Olaya buradan bakacağız ve ona göre de adımımızı atacağız"
demesi
(TÜRKİYE, ŞERİAT İLE Mİ
YÖNETİLİYOR)
istifhamlarına yol açarken,
Yüce ALLAH’IN kesin bir NAS olarak ADALETİ EMRETTİĞİ ANIMSATILMAKTADIR.
Her Cuma namazı öncesinde okunan
“
İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum
tezekkerûn(tezekkerûne)
açık ve tartışmasız bir şekilde
ADALETİ
emretmektedir. Ayet-i Kerime’nin Türkçe meali alisi şöyledir:
“Muhakkak ki Allah, adaletli olmayı ve ihsanı ve akrabalara vermeyi emreder. Ve fuhuştan, münkerden (Allah’ın yasakladığı şeylerden) ve azgınlıktan (hakka tecavüzden) sizi nehyeder. Böylece umulur ki siz, tezekkür edersiniz diye size öğüt veriyor.”
Peki, Türkiye’de işler adalete uygun yürütülüyor mu! Tek bir örnek verelim. KPSS’de 90’ın üzerinde puan alan gençler, sözde yapılan mülakat sınavlarında elenirken,
Yüce ALLAH’IN emri olan ADALET ÇİĞNENMİŞ OLMUYOR MU. İşi ehline vermek ADALETİN GEREĞİ DEĞİL Mİ.
Yüce ALLAH’ın, ADALET konusundaki emri kesin ve tartışmasızdır. Faiz konusundaki ayetler ise yoruma muhtaçtır.
Faizle ilgili bir ayet-kerimenin meali alisi şöyledir:
“Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”
Ayet-i Kerime’deki:
“Kat kat arttırılmış”
tabiri dikkatleri çekici değil mi. Asıl faiz veya riba, tefecilerin uyguladıkları kat kat faizdir, diyen yorumcular vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı bile, düzenlediği Hac ve Umre ziyaretleri dolayısıyla Hac ve Umre adaylarından topladığı paraları bankalara faizli olarak yatırmıyor mu! Velev faiz almasa bile, birer faiz müessesi olan bankalara para yatırmak, dolaylı olarak
FAİZCİLERE DESTEK DEĞİL Mİ!
Devletin memurları, işçileri maaşlarını bankalardan almıyorlar mı. Bankalar, emeklilerin maaşlarını kendilerine taşımaları için promosyonlar vermiyorlar mı! Emekli maaşı için bankalardan promosyon almayan emekli var mı! Bugün için kredi kartı kullanmayanlar varsa, oran olarak ne kadardır! Kredi kartı kullanmak da faiz müesseseleri olarak yorumlanan bankalara dolaylı bir destek değil mi. Faiz haramsa, o zaman bütün bankaları kapatın, olsun bitsin!
İslam dininde
İÇTİHAT KAPILARI
KAPANMIŞTIR
diyenler, yanılıyorlar. Dünya durdukça,
İÇTİHAT KAPILARI AÇIKTIR.
Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı adında bir kurum vardır. Bu kurumun bir de FETVA VEREN BİR (DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU) bulunmaktadır. Bu kurul, günümüz şartlarına uygun olarak, bankalar konusunda içtihatta bulunsa ya!
Mevcut şartlarda, bankalar olmadan hiçbir iş ve işlem yürütülemez. Sadece Türkiye açısından değil, Dünya açısından ve dünya devletleriyle ilişkilerimiz açısından da bu böyledir. Duyuyoruz ki, Türkiye’den para kaçıran birileri, vergi cenneti ülkelerdeki bankalara paralarını yatırmaktadırlar. Bunlara karşı hiçbir ciddi mücadele veriliyor mu!
Hesabımıza geldiği yerde faiz haram ama, her bir işimizde var. Vergi borçlarını ödemekte geciken vatandaşlara faiz uygulanmıyor mu!
Bize göre, FAİZ KONUSUNDA DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU BİR AN EVVEL BİR İÇTİHAT KARARI ALMALIDIR. BU KARARI ALINCA DA ÖZELLİKLE “Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” Ayetine yorum getirmelidir…
Sözün özü: Faizi, ribayı ve tefeciliği birbirinden ayırmak gerekir…
DÖVİZ VEYA ALTIN İLE BORÇLANMAK
Bu bir gerçektir ki, kimse, kimseye TÜRK LİRASI CİNSİNDEN BORÇ PARA VERMİYOR. En yakını bile, borç verdiği zaman ya döviz olarak, ya da altın olarak borç vermekte. Kardeş, kardeşine borç TL vermez. Hakkı da yok değil. Borç TL verdin mi, enflasyon şartları içinde parayı geri aldığın zaman alım gücü yarı-yarıya inmiş olmakta.
En yakın akrabasına, dostuna bile borç veren, önce parasını dövize veya Cumhuriyet altınına dönüştürerek vermekte. Alacağı zaman da döviz veya altın olarak almakta.
Enflasyonun yüzde 50’ler düzeyinde seyrettiği bir ülkede yaşadığımızı unutarak, FAİZ İÇİN (NAS VAR) demek kolay da, asıl olan enflasyonu indirsenize…
EKMEK YOKSA, PASTA YESİNLER!!!
Son ekonomik gelişmeler ve peş-peşe gelen zamlalar yüzünden evlerine ekmek götüremeyen babaların içinde intiharı kurtuluş olarak görenler bile var. Öncelikle belirtelim ki, çocukları aç olan her baba intihar etmeğe kalkışırsa, inanın en az on milyon kişinin intihar etmesi gerekir. Bu hükme nereden varıyoruz sorusunun cevabını verelim. Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2865 TL, yoksulluk sınırı ise 7.323 TL olarak belirlenmiş bulunmaktadır. Türkiye’de çalışanların yüzde 43’ü asgari ücret üzerinden maaş almaktadırlar.
Bu durumda bütün asgari ücretliler aç! Bir de, hiç işleri ve dolayısıyla gelirleri olmayan 10 milyona yakın işsiz vatandaş var!
Orta yaşlı vatandaşlarımız, çok iyi anımsıyor olacaklardır. 2001 yılında Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı, Merhum Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde yaşanan ekonomik kriz yüzünden kepenk kapatan bir esnaf, (artık bir işe yaramıyor) diyerek kameralar önünde yazar kasasını Başbakan'ın önüne atmak suretiyle, tepkisini dile getirmişti de bu olay hükümetin düşmesine yol açmıştı.
Son yıllarda, işsizlik ve yoksulluk sebebiyle yaşanan toplu intiharlara bakın. Bir ailenin bütün fertlerinin siyanür kullanarak intihar ettikleri olay daha dün yaşanmış gibi.
(Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin)
şeklinde bir deyimimiz vardır. Açlığın ne kadar zor ve çekilmez olduğunu vurgulamak açısından çok gerçekçi bir deyim. Hele, kişi babaysa ve evine ekmek götüremiyorsa!
Türkiye, gerçekte zengin bir ülkedir. Bu ülkenin kaynakları değil 83 milyonu, 830 milyonu bile besleyebilir. Ancak,
(Biri yer, biri bakar, kıyamet bundan kopar)
deyiminde olduğu gibi, milli hasıladan birilerine çay kaşığıyla düşerken, birileri kepçe-kepçe yürütüyorlarsa, işte, dananın kuyruğunun koptuğu yer burasıdır.
Saraylarda, lüks içinde yaşayanlar, elbette fakir yurttaşların sorunlarından habersiz olurlar. Bir tarihi anekdot vardır. Hemen herkesin duyduğu
“Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”
şeklinde yaygın olarak kullanılan bu ifade 18’inci yüzyılın Fransa’sında yaşanmış bir olaydır. Büyük bir ekonomik kriz içinde olan Fransa’da halk ayaklanmış ve Sarayın çevresinde toplanarak nümayişler yapmaktadır. Kraliçe Marie Antoinitte sarayın çevresini saran halkın bağırıp çağırmalarına bir anlam veremeyerek, çevresindekilere sebebini sorunca:
-Yiyecek ekmek bulamıyorlar!
cevabını vermişler.
Bunun üzerine Kraliçe, tarihe not olarak düşülecek:
-Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!
şeklindeki meşhur deyimi kullanmış.
Evet, saraylarda yaşayanların işsizlerin, yoksulların ekmek sorunlarını bilmelerini beklemek boşunadır. Bir elleri yağda, bir elleri balda olanlar, açların, yoksulların durumlarını nerden bilecekler ki. Onlar, herkesin kendileri gibi bolluk içinde olduklarını zannederler. Ekmek yoksa, pasta; balık yoksa, et; reçel yoksa, bal yemelerini tavsiye ederler!!!
Yaşananlar karşısında üzülmemken başka elimizden gelen bir şey yok. Yine de diyoruz ki
(Allah’ım, insanlarımızı açlıkla terbiye etme!)
TAŞLAMALAR
FAİZ İÇİN (NAS) VAR DA
ADALET İÇİN YOK MU
EN KESİN NAS ADALET
MEFHUMU OLMUYOR MU
KPSS’DE YÜKSEK
PUAN ALANI ELER
KUL HAKKI NERDE KALDI
SÖYLER MİSİNİZ BEYLER
DİYANET BAŞKANLIĞI
HACI PARASINI DA
FAİZ MÜESSESESİ
BANKAYA YATIRMAKTA
VAKTİNDE ÖDENMEYEN
VERGİYE FAİZ ALIR
SONRA FAİZ HARAMDIR
DEYİP KENDİNİ AKLAR