AKP’nin ilk yıllarını anımsayalım ve 2007’li yıllara gidelim. Türkiye Cumhuriyetinin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolmasına 3-5 ay kala,
(Yeni
Cumhurbaşkanı kim olacak)
sorusu medya tarafından dillendirilmeğe başlanmıştı. İktidarda olan AKP, Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanlığına aday göstereceğinin işaretlerini vermekteydi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra askeri müdahalelerle sarsılan Türk demokrasisi, 2007 yılının nisan ayında TBMM tarafından gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde de yeni bir muhtıra ile karşılaştı.
Seçimler öncesinde AKP'nin adayının Abdullah Gül olacağı kulislere yansırken, özellikle askeri kesim, Milli Görüş kökeninden gelmesi ve eşinin başörtülü olmasını gerekçe göstererek bu isme karşı çıkıyordu.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 12 Nisan'da beraberindeki kuvvet komutanlarıyla düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında sarf ettiği
"Cumhurbaşkanı Cumhuriyete sözde değil, özde bağlı olmalıdır"
sözleri sürecin fitilini ateşlemişti.
Bu sözler iktidar tarafından tepki ile karşılanırken, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere bazı büyükşehirlerde
"Cumhuriyet mitingleri"
düzenlendi.
Seçimler öncesinde yaşanan bir başka polemik konusu ise 367 tartışmasıydı. Anayasa'nın 102. maddesine göre Cumhurbaşkanı seçilebilmek için, ilk iki turda nitelikli çoğunluk olan 367 oy, sonraki iki turda ise salt çoğunluk olan 276 oy oranı aranırken, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa'da belirtilen 367'nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğu tezini ortaya attı.
Bu görüşe göre oylamalara en az 367 kişinin katılması gerektiği, aksi halde sonucun geçersiz olacağı iddia edildi. Böylece Meclisteki sandalye sayısı 354 olan iktidar partisi, tek başına kendi oylarıyla Cumhurbaşkanı seçemeyecekti.
Yaşanan bu tartışmalar ışığında tarihler, seçimin ilk turunun yapılacağı 27 Nisan 2007 gününü göstermişti.
Siyasi çevrelerde AKP'nin farklı bir isim çıkaracağı dillendirilirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beklenenin aksine seçimlerin yapılacağı 27 Nisan günü Gül'ün adaylığından geri adım atmadı.
İlk tur oylama 27 Nisan'da yapıldı. Oylamada 361 oy kullanılırken, Abdullah Gül 357 oy aldı. Oylamanın hemen sonrasında, CHP 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı.
Aynı günün gecesi Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra
E-MUHTIRA
olarak anılacak bir basın açıklaması konuldu.
Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine saat 23.30'da konulan bildiride,
"Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılması için bitmez tükenmez gayret gösterildiği, hatta milli bayramlara alternatif kutlamalar yapıldığı"
belirtiliyordu
.
Siyasi tarihe
"27 NİSAN E-MUHTIRASI"
olarak geçen bildiride şunlar kaydedildi:
"Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türküm diyene' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir."
"Muhtıra" olarak nitelendirilen bu açıklamanın ardından kabine üyeleri gece boyu çalışarak buna nasıl bir yanıt verileceğini tartıştı. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 28 Nisan saat 15.00'te, "Başbakan'a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı'nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez." açıklamasını yaptı.
Çiçek, yıllar sonra o günü şu sözlerle anlattı: "Dışişleri konutunda bu işi detaylı bir şekilde ele aldık. Genelkurmay Başkanını aradık ancak telefona çıkmadı. Telefonu açan 'İstirahatte, biz size döneriz' dedi. 14 saat defalarca aramamıza rağmen Genelkurmay Başkanına ulaşamadık. Sabaha kadar düşündük ve karşı bir açıklama yapılmasına karar verdik. Ertesi gün Başbakanımız başkanlığında bir değerlendirme toplantısı yapıldı ve basına saat 15.00’te açıklama yapılacağı duyuruldu. O gece 5 arkadaş bu karşı açıklamayı hazırlamıştık. Hükümet Sözcüsü olarak tam basın açıklamasının yapılacağı alana giderken Genelkurmay Başkanı aradı. Mazareti 'İstanbul’a torunumu görmeye gidiyordum.' oldu. Sonra basının karşısına çıkıp o açıklamayı yaptım."
CHP'nin başvurusu üzerine toplanan Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs'ta verdiği kararla, 367 iddiasını kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti. Bunun üzerine 6 Mayıs'ta yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısı olan 367'nin bulunamayışı yüzünden 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.
Anayasa Mahkemesinin iptali kararı üzerine, Cumhurbaşkanlığı seçimi tekrarlanmadan bu kez AKP'den farklı bir hamle geldi.
AKP'nin teklifi üzerine 22 Temmuz tarihinde tüm partilerin desteğiyle seçim kararı alındı. Ayrıca Mecliste seçim kararı alınmasının yanında, Anayasa'da bazı değişikliklere gidildi.
Anayasal metinlere ilişkin beşinci halk oylaması ise 21 Ekim 2007'de yapıldı. Cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5 artı 5 sistemiyle seçilmesini öngören düzenlemenin de aralarında yer aldığı anayasa değişiklikleri 22 Temmuz'daki milletvekili seçiminin ardından halkoyuna sunuldu.
Bu oylamada, kayıtlı 42 milyon 690 bin 252 seçmenin yüzde 67.5'i sandık başına gitti. Geçerli oyların yüzde 68,95'i "evet", yüzde 31,05'i ise "hayır" yönünde oldu ve böylece anayasa değişikliği kabul edildi.
Meclis'in aldığı karar sonucu 22 Temmuz 2007'de erken seçime gidilirken seçimlerde yüzde 46,6 oy alan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP, 341 milletvekili ile yeniden tek başına iktidar oldu. CHP ikinci, MHP ise üçüncü parti olarak Meclise girdi.
Tekrarlanacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu kez MHP'nin oylamalara katılacağını belirtmesiyle yeni bir 367 krizi ortaya çıkmadı. Yeniden AKP'nin adayı olan Abdullah Gül, 20 Ağustos'ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turunda 341 oy aldı. 24 Ağustos'taki ikinci turunda ise 337'de kaldı. Anayasaya göre ilk iki turda üçte iki çoğunluk olan 367 sayısına ulaşılamadığı için, 276 oyun aranacağı üçüncü tura gidildi. Abdullah Gül 28 Ağustos'ta yapılan üçüncü turda 339 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise yıllar sonra, 8 Kasım 2012'de TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nda metni bizzat kendisinin kaleme aldığını açıklarken, bunun bir muhtıra değil, "laiklik hassasiyetini ortaya koyan bir metin" olduğunu ileri sürdü.
Büyükanıt hakkında, e-muhtıradan ancak 5 yıl sonra soruşturma açıldı. 2012'de yapılan şikâyetler üzerine başlatılan soruşturma, dosyanın tek şüphelisi olan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 21 Kasım 2019'da hayatını kaybetmesinin ardından kapatıldı.
Ama Cumhurbaşkanını da seçen ve dizginleri eline alan AKP’nin intikamı ağır oldu. Kumpas davalarla
(Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk)
ordunun altını üstüne getirdi.
FETÖ’NÜN PAŞALARI İŞ BAŞINA GETİRİLDİ. TA Kİ, 2013 YILININ 17/25 ARALIK YOLSUZLUK OPERASYONLARININ BAŞLATILMASINA KADAR, DİZGİNLER FETÖCÜ PAŞALARIN ELİNDEYDİ.
Tarih unutmaz, tekerrür eder…
“KARDEŞLİK HAFTASI” DEMİŞKEN!
28 Nisan-4 Mayıs arası günleri kapsayan hafta,
(KARDEŞLİK HAFTASI)
olarak kutlanır. Kardeşlik Haftası kutlamalarının bu yıl, kardeşliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bir zaman dilimine rastlaması gerçekten de çok isabetli oldu. Bu millet, hiçbir zaman için bugün kadar
KARDEŞLİK
duygularına böylesine muhtaç olmamıştır. Maalesef, içinde yaşadığımız bu günler kadar bölünmüşlük arz eden bir yılımız daha olmamış dersek yeridir.
Kardeşlikle ilgili bütün değerler altüst olmuş gibi. Toplumumuzun bu kadar bölündüğü, bu kadar kamplaştığı başka bir zaman dilimini anımsamıyorum! 14 Mayıs 2023 Pazar günü genel seçimler var. Siyasi partiler, sanki düşman kampları gibi. Elbette, seçimlerde rekabet olacak. Bunun olması doğal ve gerekli. Ancak siyasi partilerimizin, insanlarımızı böylesine ayrıştırmalarına, düşman kamplara bölmelerine hakları var mı! Bu mücadeleyi kardeşlik duygularına zarar vermeden yapamazlar mı!
(Kardeşlik)
demek, aynı anneden dünyaya gelmiş olmak demek değildir. Onun adı
KARINDAŞLIKTIR!
Kardeşlik, dostluk demektir. İnsanların birbirlerini sevmeleri, birbirlerine saygılı davranmalarıdır. Dinimizin tarifiyle, kendisi için istediğini, başkaları için de istemektir.
(Kendisi için istediğini din kardeşi için
istemeyen olgun Müslüman değildir)
buyrulmuştur. Biz bunu,
(kendisi için istediğini bütün insanlar için istemek)
olarak da genişletebiliriz.
Kendimize ve çevremize dikkatlice bir bakalım. İnsanların birbirlerine nasıl düştüklerini, kardeşin bile kardeşini kıskandığı bir ülkede, bir dünyada yaşadığımızı anlayacağız. Oysa bu ülke bütün milletimize, bu dünya bütün insanlara yeterlidir. İnsanlar birbirlerini gerçek anlamda severlerse, cenneti dünyada bulmak mümkün olur. Oysa biz insanlar, birbirimizin kuyusunu kazımakla meşgulüz! Bu böyle olmazsa, yeryüzünde yaşanan bu savaşlar neyin nesiydi!
Kendi kendimizi test etmek açısından şu soruları kendimize samimi olarak sorup cevaplandıralım:
-Arkadaşlarımızı, meslektaşlarımızı, komşularımızı, akrabalarımızı, hemşerilerimizi, vatandaşlarımızı ve tümüyle insanları seviyor muyuz. Onların iyi bir yaşam sürmelerini istiyor muyuz! Bunun için bir çaba içinde miyiz. Yoksa (Altta kalanın canı cehenneme!) düşüncesinde miyiz!
Kardeşlik Haftasıyla ilgili yorumumuzu, kardeşlik duygularının pekiştirilmesi açısından söylenmiş şu şarkının sözlerini bir kere daha ve yürekten inanarak hep birlikte okuyarak noktalayalım:
ŞU DÜNYADAKİ EN MUTLU KİŞİ
MUTLULUK VERENDİR
ŞU DÜNYADAKİ SEVİLEN KİŞİ
SEVMEYİ BİLENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN GÜÇLÜ KİŞİ
GÜÇLÜKTEN GELENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN SOYLU KİŞİ
İNSAFA GELENDİR
BÜTÜN DÜNYA BUNA İNANSA
BİR İNANSA HAYAT BAYRAM OLSA
İNSANLAR EL ELE TUTUŞSA
BİRLİK OLSA
UZANSAK SONSUZA
ŞU DÜNYADAKİ EN OLGUN KİŞİ
ACIYA GÜLENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN ZENGİN KİŞİ
GÖNÜL FETHEDENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN ÜSTÜN KİŞİ
İNSANI SEVENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN SOYLU KİŞİ
İNSAFA GELENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN MUTLU KİŞİ
MUTLULUK VERENDİR
ŞU DÜNYADAKİ SEVİLEN KİŞİ
SEVMEYİ BİLENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN GÜÇLÜ KİŞİ
GÜÇLÜKTEN GELENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN SOYLU KİŞİ
İNSAFA GELENDİR
BÜTÜN DÜNYA BUNA İNANSA
BİR İNANSA HAYAT BAYRAM OLSA
İNSANLAR EL ELE TUTUŞSA
BİRLİK OLSA
UZANSAK SONSUZA
ŞU DÜNYADAKİ EN OLGUN KİŞİ
ACIYA GÜLENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN ZENGİN KİŞİ
GÖNÜL FETHEDENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN ÜSTÜN KİŞİ
İNSANI SEVENDİR
ŞU DÜNYADAKİ EN SOYLU KİŞİ
İNSAFA GELENDİR
BAK KARDEŞİM ELİNİ VER BANA
GEL KARDEŞİM NEŞE GETİRDİN BANA
AL KARDEŞİM YE İÇ GÜL OYNA
SAR KARDEŞİM KOLUNU BOYNUMA
SEV KARDEŞİM CANIM FEDA YOLUNA
BAK KARDEŞİM TÜM İNSANLARA
DÜNYAYA GELDİK BİR KERE
KAVGAYI BIRAK HER GÜN BU ŞARKIMI SÖYLE
SEVDİKÇE GÜLER HER ÇEHRE
MUTLULUKLAR BİR OLSUN KALPLER BİRLİKTE
TAŞLAMA
YEZİD’İN SOYUNDANDIR
BAY KEMAL’E SALDIRAN
YA DA ASKERLERİNİN
SOYUNDAN GELİR İNAN
PEYGAMBER EFENDİMİZ
VASİYET ETMİŞ BİZE
ÇOK SAYGILI OLMANIZ
GEREK EHL-İ BEYT’İME
ŞEHİT ETMİŞLERDİ YA
HAZRET-İ HÜSEYİN’İ
KERBELÂ DENEN YERDE
YEZİDİ’İN ASKERLERİ
HAZRET-İ MUHAMMED’İN
SOYU EHL-İ BEYT GİBİ
YEZİD’LERİN SOYU DA
YÜRÜMEKTE BESBELLİ
HÜSEYİNLER, YEZİDLER
HEP VAROLAGELMİŞTİR
KERBELA’DAKİ ZULÜM
ZANNETMEYİN BİTMİŞTİR
ÇEŞİTLİ KILIFLARDA
DEVAM ETMEKTE ZULÜM
HÜSEYİNLER, YEZİDLER
HER DEVİRDE VAR GÜLÜM