23 Nisan 2021 günlerden Cuma gününe müsadifti. Tıpkı, 1920 yılı 23 Nisan tarihinin de Cuma gününe müsadif olması gibi. Güzel bir tevafuk olmuştu. Kendi kendime (herhalde bugünün Cuma Hutbesinin konusu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıyla ilgili olsa gerek!) diye düşündüm. Hava güzel olduğu için camiin dışında diğer bazı vatandaşlar gibi seccademi serdim, hutbenin okunmasını beklemeğe başlayarak kulak kabarttım. Cuma Hutbesi'nin konusu çocuklarla ve özellikle yetimlerle ilgiliydi.
PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’NA, AL VE ASHABINA
SALAT VE SELAM OLSUN)
çocuklara, özellikle de yetim ve öksüzlere karşı duyduğu şefkati dillendirerek başlayan hutbe beni heyecanlandırdı. Yine kendi-kendime
(Diyanet İşleri Başkanlığı hutbede Peygamber Efendimizin çocuklara olan şefkat ve muhabbetini anımsatarak, konuyu 23 Nisan’ın Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından çocuklara bayram olarak armağan edilmesine getirecek)
diye düşünüyordum ki, ne 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramından, ne Atatürk’ten bir tek kelime bile bahsedilmeden hutbe son buldu!
HAZRET-İ MUHAMMED EFENDİMİZ ŞÜPHESİZ İSLAM ÂLEMİNİN ÖNDERİDİR. ŞUNU KABUL EDİN Kİ, MUSTAFA KEMAL ATÜTÜRK DE BU MİLLETİN LİDERİDİR. Yani, Önderimiz ve Liderimiz de ÇOCUK SEVGİSİNDE BİRLEŞİYORLAR. Daha doğrusu, Bir HAZRET-İ MUHAMMED SEVDALISI OLAN MUSTAFA KEMAL PAŞA, Peygamber Efendimizden ÇOCUK SEVGİSİNİ TEVARÜS ETMİŞ OLACAK Kİ, BÜTÜN DÜNYA ÇOCUKLARINA 23 NİSAN GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK ARMAĞAN ETMİŞTİR.
Mustafa Kemal Paşa’nın (ATATÜRK) BİR PEYGAMBER SEVDALISI OLDUĞUNU ÖYLE LAF OLSUN DİYE SÖYLEMİYORUZ. Mustafa Kemal Paşa’nın,
Hazret-i MUHAMMED’e olan sevgisini ve hayranlığını o dönemi yaşayanların söylemleriyle tanımlayalım:
''Allah ve Peygamber konuları ulu orta Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı. Bir gece sofrada sohbet sırasında Peygamberi tenkit ederek Atatürk'e yaranacağını zanneden birisinin konuşmasını kızgın bir şekilde elini masaya vurarak, keser ve 'bu konuyu kapatın... Peygamberi küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz!' der.''
“1930 yıllarında, İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar, eserini Atatürk’e takdim eder. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkında fikrini sorar. Günaltay’ın cevabı:
-Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur Paşam.
Atatürk, Günaltay’ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:
-Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın, der.”
Paçavra olarak tanımladığı kitap hakkında da şu açıklamayı yapar: ''Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesi'nde en büyük komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.''
Hz. Muhammed'i överek O'nu kendisine örnek alan Atatürk, Hz. Muhammed'in peygamberliğine kesin olarak iman etmişti. Hz. Muhammed'e duyduğu hayranlığı ve O'nun peygamberliğini heyecanla anlattığı bir sırada yanında bulunan M. Şemseddin Günaltay, Ata'nın o anki halini şöyle anlatmıştır:
"... Atatürk'ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi ve beni kolumdan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed'in büyük Bedir Cengi'ni adım adım gösteriyordu. Hz. Muhammed'e ve O'nun peygamberliğine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan eşsiz Sakarya Galibi, Bedir Galibi'ni göklere çıkarırken, "O'nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar" diye heyecanlandı.
İslam dininin dünya insanlığı için büyük bir inkılap olduğunu ifade eden Atatürk'ün, Hazreti Muhammed'in vefatının yıldönümü dolayısıyla 1930 yılında yaptığı bir konuşmada da İslam dininin insanlık için bir inkılap oluşunu ve korunması gerektiğini şu cümlelerle açıkladığı kaydediliyor: ''Büyük bir inkılap yaratan Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, bir an evvel onu toprağa tevdi etmek değil yapmış olduğu inkılâbı emniyet altına almaktı...''
İslam dinini iyi anlayan ve İslam peygamberinin büyüklüğüne, eşsizliğine hayran olan, O'na iftira edilmesine razı olmayan ve izin vermeyen Atatürk’ün dinimize ve peygamberimize karşı olmadığını, Atatürk'ün sadece ve sadece yanlış ve batıl inanışlar ile dinin istismarına karşı olduğunun anlaşılması gerekmez mi!
Hem hatırlatmakta yarar var. Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı bizzat Mustafa Kemal ATATÜR’ÜN emirleriyle kurulmuştur. Atatürk döneminde Devlet protokolünde 4. sırada yer verilen Diyanet İşleri Başkanı, etkinliklerde Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında otururdu.
Şimdi gelin de DİYANETİN BU KADİRBİLMEZLİĞİNİ BU DENSİZLİĞİNİ HOŞ GÖRÜN!
23 Nisan Hutbesinde, BAYRAMI VE ATATÜRK’Ü ES GEÇEN DİYANETİN DENSİZLİĞİNE (PES) DİYORUZ!
TAŞLAMA
DİYANET BAŞKANLIĞI
CUMA HUTBELERİNDE
NE HİKMETTİR ACABA
YER VERMEZ ATATÜRK’E
BİL HAZRET-İ MUHAMMED
DİNİ ÖNDERİMİZDİR
MUSTAFA KEMAL İSE
MİLLİ LİDERİMİZDİR
23 NİSAN GÜNÜ
CUMA HUTBESİNE BAK
BİR DENSİZLİK SEZERSİN
DÜŞÜNÜRSEN AZCIK BAK
HUTBEDE ÇOCUKLAR VAR
HEM DE YETİM ÇOCUKLAR
(BUGÜN ÇOCUK BAYRAMI)
DİYE ANIMSATMAZLAR