Vatandaşlar ısrarla
(Camilerde
Atatürk’ün adı neden hiç anılmıyor!)
diye soruyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı bu sorunun bir türlü cevabını vermiyor! 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim öncesine müsadif Cuma günleri hutbelerde Atatürk adının anıldığını yıllardan beri duymadık, işitmedik. Oysa geçmiş yıllarda Camilerde düzenlenen mevlit-i şerif ve benzeri etkinliklerde ATATÜRK’ün ve silah arkadaşlarının adları mutlaka anılır, yapılan kıraatlerden onların aziz ruhlarına da hediye edilirdi. Her ne hikmetse Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının adları son yıllarda camilerde artık anılmaz oldu!
ATATÜRK, elbette ki Müslüman’dı. İslâm dinine duyduğu saygıya vurgu yapan birçok özdeyişleri vardır. Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da dini bilgilerini pekiştirmiştir. Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşları yıllarında Camilerde vaizler verdiği, hutbeler irat ettiği bilinir. Hem, öyle sıradan hutbeler değil. En değme vaizlere taş çaktıracak hutbeleri vardır. Bunların en meşhuru
“BALIKESİR HUTBESİ”
olarak bilinenidir.
ATATÜRK "Ilımlı-modern-dindar" yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısıdır. Her zaman için dini savunmuş, dinin, bir milletin fertlerini ayakta tutan birleştirici unsurlarına dikkatleri çekmiştir. KUR’AN-I KERİMİN İLK TÜRKÇE MEÂLİ DE ATATÜRK ZAMANINDA VE O’NUN direktifleriyle bastırılmıştır.
Hem Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Büyük Önder Atatürk'ün Hazreti Muhammed'e (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun) olan sevgi ve saygısı tartışılmazdır. Bunun açık delilleri vardır. Atatürk'ün Hazreti Muhammed'in büyüklüğüne dil uzatanları affetmediğine ilişkin olaylar tarihi bir gerecektir. ''Allah ve Peygamber konuları ulu orta Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı. Bir gece sofrada sohbet sırasında Peygamberi tenkit ederek Atatürk'e yaranacağını zanneden birisinin konuşmasını kızgın bir şekilde elini masaya vurarak, keser ve 'bu konuyu kapatın. Peygamberi küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz!' diyerek azarlamıştır.
1930 yıllarında, İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar, eserini Atatürk’e takdim eder. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkında fikrini sorar. Günaltay’ın cevabı:
-Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur Paşam!
deyince, Atatürk Günaltay’ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:
- Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın, der.
Atatürk'ün, bu kitap ve yazarı hakkında şu açıklamayı yaptığı kaydediliyor:
''Hazret-i Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesi'nde en büyük komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.''
Hz. Muhammed'i överek O'nu kendisine örnek alan Atatürk, Hz. Muhammed'in peygamberliğine kesin olarak iman etmişti. Hz. Muhammed'e duyduğu hayranlığı ve O'nun peygamberliğini heyecanla anlattığı bir sırada yanında bulunan M. Şemseddin Günaltay, Ata'nın o anki halini şöyle anlatmıştır:
"... Atatürk'ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi ve beni kolumdan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed'in büyük Bedir Cengi'ni adım adım gösteriyordu. Hz. Muhammed'e ve O'nun peygamberliğine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan eşsiz Sakarya Galibi, Bedir Galibi'ni göklere çıkarırken, "O'nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar" diye heyecanlandı.
İslam dininin dünya insanlığı için büyük bir inkılap olduğunu ifade eden Atatürk'ün, Hazreti Muhammed'in vefatının yıldönümü dolayısıyla 1930 yılında yaptığı bir konuşmada da İslam dininin insanlık için bir inkılap oluşunu ve korunması gerektiğini şu cümlelerle açıkladığı kaydediliyor: ''Büyük bir inkılap yaratan Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, bir an evvel onu toprağa tevdi etmek değil yapmış olduğu inkılâbı emniyet altına almaktı...''
Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki İslam dinini iyi anlayan ve İslam peygamberinin büyüklüğüne, eşsizliğine hayran olan, O'na iftira edilmesine razı olmayan ve izin vermeyen Atatürk’ün dinimize ve peygamberimize karşı olmadığı, Atatürk'ün sadece ve sadece yanlış ve batıl inanışlar ile dinin istismarına karşı olduğu kesindir.
Bir de ATATÜRK’ÜN HİLAFETİ İLGA EDİŞİNİ öne sürerek, bu açıdan saldıranlar var. Aslında, gerçek anlamda bir halife yoktu ki ilga edilmiş olsun. İlk dört Halife dışındakilerin SULTAN OLDUKLARINI belirten hâdis-i şerifi görmezden gelmeyelim.
Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’in (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hadis-i şeriflerinde, (Hilafet benden sonra otuz yıldır. Ondan sonrası saltanattır) buyurduklarını anımsayalım.
Türkiye’de, iki çeşit YOBAZ VARDIR. Bunlar ATATÜRK ALYHTARI YOBAZLARLA, ATATÜRK’Ü KALKAN EDİNEN DENSİZLERDİR. Her iki tarafın da, bu ülkeye zarardan başka hiç bir faydaları yoktur.
ATATÜRK’ün, bu iki kesimin de düşündüğü gibi olmadığını ve gerçek bir Müslüman olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım. Atatürk türbeleri, tekkeleri, zaviyeleri kapattırmış, diyorlar. İslâm dininin özünde ne türbe var, ne tekke, ne zaviye. Kim var diyorsa, yanlış söylüyor. Hele, bu gibi mekânlar, birileri tarafından istismar ediliyorlar ve din adına kullanılıyorlarsa.
Dinimizde KÂBE, MESCİD-İ NEBEVİ ve MESCİD-İ AKSA dışında kutsal olarak kabul edilen hiçbir mekân da yoktur.
Mübarek gün ve gecelerde bile, camilerde verilen hutbelerde hiç ATATÜRK’TEN bahsedilmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl da kuralını bozmadı. 10 Kasım öncesi Cuma hutbesinde yine ATATÜRK’Ü es geçti. Hutbede ne Atatürk vardı, ne şehitler, ne cumhuriyet…
İKİ MUSTAFA’MIZ VAR!
Millet olarak (Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları)
İKİ MUSTAFA’MIZ VAR.
Birincisi Dini Önderimiz, Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED MUSTAFA (O’na al ve ashabına
salat ve selâm olsun),
ikincisi Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’TÜR. Evet, dini önderimiz Hazret-i Muhammed Mustafa, milli
liderimiz ise Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.
Ne bir başka önderimiz vardır, ne de başka bir liderimiz!
Milletimizin nüfusunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu gerçeğinden hareket ederek biliyoruz ki, milletçe kendimize dini önder ittihaz ettiğimiz,
Hazret-i ALLAH’IN son Peygamberi Muhammed Mustafa’dır.
Bu millet, dini önderini o kadar çok seviyor ki, çocuklarına Muhammed, Ahmet, Mehmet, Mustafa, Taha, Yasin, Beşir gibi Peygamber Efendimizle müsemma isimler vermektedir. Türkiye’deki erkek nüfusunun yüzde 25’inin adlarının, Peygamber Efendimizin bilinen isimleri olduğu istatistiki olarak ortaya konmuştur. Yine
Hazret-i Muhammed’le
bağlantılı olması açısından kızlara da genelde Fatıma, Hatice, Emine, Ayşe isimleri verildiği bir gerçektir.
Ben kendimden örnek vereyim. Bana büyüklerim tarafından verilmiş olan
AHMED
adı, Peygamber Efendimizin bilinen en yaygın isimlerindendir. Bir kimsenin kendi ismini koyması mümkün olsaydı, kendime yine
AHMED
adını seçerdim. Çocuklarımın adlarına gelince yaş sıralaması itibarıyla en büyük oğlumun adı
MUHAMMED FATİH, ikincisinin MUHAMMED MUSTAFA ve üçüncüsünün ise MUHAMMED CÜNEYT’tir.
Bu isimler, elbette tesadüfi olarak verilmemiştir. Peygamber Efendimize olan sonsuz sevgimizin bir nişanesidir.
Ayrıca belirtmekte yarar var. Peygamber Efendimizin mübarek hayatlarını şiirsel olarak yazdığım
(Alemlere Rahmet Hazret-i Muhammed)
adlı yayınlanmış bir kitabım, bunun yanında, yine yayınlanmış olan
(AŞKIN KİTABI)
adlı eserimde yer alan
Hazret-i Muhammed’le
ilgili çok sayıda şiirlerim bulunmaktadır. Yazdıklarım, elbette büyük şairlerin Fahri Kainat Efendimizle ilgili yazdıkları akıcı üslubu yakalayamaz. Ancak, önemli olan karıncanın niyeti gibi bir himmet sahibi olmaktır.
Cumhuriyetin kuruluşunun ebediyete intikalinin yıldönümü olan bugün Türkiye Cumhuriyetinin banisi
Mustafa Kemal ATATÜR’LE
ilgili yazı yazmak istedim. Biliyorum ki,
Atatürk’ü ve Atatürk’ü
sevenleri
dini açıdan hor görenler vardır. Bu açıdan, günahlarıma rağmen, öncelikle dini önderimiz olarak
HAZRET-İ MUHAMMED’İ NE KADAR SEVDİĞİMİ
ispat açısından örnekler verdim.
Gelelim,
Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN
tek milli lider oluşu konusuna. Evet,
Cumhuriyetimizin kurucusu ATATÜRK, BU MÜSLÜMAN
MİLLETİN tek lideridir.
Yobazlar taifesi
Mustafa
Kemal ATATÜRK’Ü
sevmeseler bile, O’nun büyüklüğünü teslim etmek zorunda kalmaktadırlar. Nitekim,
10 Kasım günleri birçok yobaz ATATÜRK’ÜN HUZURUNA ÇIKMAKTA ve gösteriş için bile olsa,
saygılarını arzetmek zorunda kalmaktadırlar.
Atatürk’ü sevdiğimin ispatına gelince,
ATATÜRK KARŞITLIĞININ PRİM YAPTIĞI
bu yıllarda,
(ATATÜRK BENİM TEK MİLLİ
LİDERİMDİR)
diyebilmek, delil olarak zaten yeter. Gazeteci olarak 60 yıldan beri kendi çapımda yazılar yazmaktayım.
Atatürk’le
ilgili yazdıklarımı toplasam ve bir araya getirsem, bir kitap olurlar.
Bu ülkenin birliğinin, beraberliğinin teminatı
Hazret-i Muhammed Mustafa’nın
dini önderliğinde ve
Mustafa Kemal Atatürk’ün
milli liderliğindedir. Başka yola saparsak, kaybeden bu ülke olur, bu ülkenin insanları olur.
Yazımı, dini önderimiz Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED MUSTAFA’YA SALAT VE SELAMLARIMIZLA, Milli Liderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’E DE KURDUĞU ebediyete inüikalinin yıldönümünde şükranlarımı ve YÜCE ALLAH’TAN rahmet dileklerimizi sunarak noktalıyorum.
TAŞLAMA
YAKLAŞTI YA SEÇİMLER
ALEVİLER REVAÇTA
BİR BAŞKANLIK KURULMUŞ
BUNUN İÇİN BİL HATTA
ALEVİ KARDEŞLERİM
GELİRLER Mİ OYUNA
SEÇİM İÇİN BİR JEST(!) BU
KANARLAR MI HİÇ BUNA
GEÇMİŞTE ALEVİLER
İÇİN NELER DEMİŞTİ
SÖYLER MİSİNİZ BANA
ŞİMDİLER NE DEĞİŞTİ
HAMKEN, ELHAMDÜLİLLAH
ANLAŞILAN PİŞMİŞTİR
DÜN VE BUGÜN ARASI
SİZCE NE DEĞİŞMİŞTİR