Ahmet Arıtürk

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (ATATÜRK) ADINA AMBARGO MU UYGULUYOR!!!

Ahmet Arıtürk

Dün, 29 Ekim’di. Yani, mübeccel Cumhuriyetimizin kuruluşunun 99. yıldönümü. 28 Ekim ise günlerden Cuma’ydı.

ATATÜRK’ÜN

adına ambargo koymuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı yine şaşırtmadı, Cumhuriyet Bayramının 99. Yıldönümünün arifesi bir Cuma gününde, Türkiye genelinde bütün imam hatiplere dikte ettiği hutbeyle ambargosunu sürdürdüğünü gösterdi.

Bilindiği gibi, Cuma hutbeleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmakta ve İl Müftülükleri kanalıyla imam-hatiplere servis edilmektedir. Gerçekte, hutbelerin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanarak basma kalıp servis edilmesi yanlış bir uygulamadır. İmam Hatipler, kendi muhitlerindeki duruma ve önceliklere göre kendileri hutbelerini hazırlamak ve hatta irticalen söylemek durumundadırlar. İslami olan hutbe şekli de budur.

Diyanet işleri Başkanlığı tarafından hazırlanarak 28 Ekim Cuma günü verilmek üzere teşkilata servis edilen basma kalıp hutbenin konusu aile idi.

Ne cumhuriyetin kuruluşundan ne de ATATÜRK’TEN bahsedilmedi.

Şehitlere ve gazilere rahmet bile okunmadı. Oysa, pekala

(Cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal Paşa’ya ve silah arkadaşlarına rahmet diliyoruz) denilerek  (ATATÜRK) ADINA UYGULANAN AMBARGO DELİNMEYEBİLİRDİ. Ama dedik ya, Diyanet İşleri Başkanlığı Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ADINA ALENİ BİR ŞEKİLDE AMBARGO UYGULAMAKTADIR.

Şimdi gelelim işin özüne. Cuma günleri CUMA HUTBELERİNİN okunmasının amacı nedir. Cemaate, İslamiyetin şartları olan kelime-i şahadet getirmeyi, namaz kılmayı, oruç, tutmayı, zekât vermeyi, hacca gitmeyi telkin için midir. Ya da imanın şartları

YÜCE ALLAH’A,

meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, ahiret gününe, hayrın ve şerrin

ALLAH’TAN

olduğunu telkin için mi!  Zaten, Cuma namazına gidenler bütün bunları içselleştirmişler ki, Cumayı farz bilerek gidiyorlar. Peki, Cuma hutbelerinin amacı nedir. Onu da belirtelim. Cuma hutbeleri, toplumda sorun haline gelen konuları deşmek, bir konuda tehlike varsa, dikkatleri çekerek, cemaati uyarmak, birlik ve beraberliği pekiştirmek, yapılan haksızlıkları, zulümleri dillendirmektir. Her yörenin kendisine özel sorunları olabilir. Bu bakımdan, hutbelerin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kotarılarak, yurt geneline servis edilmeleri ve tek sesliliğe yönelmek, hatadır.

Peki, bir soru daha soralım. Bugün Türkiye Cumhuriyeti büyük bir tehlikenin, badirenin içinde değil mi! Bir gün sonra kutlanacak Cumhuriyet Bayramını konu edinerek, Cumhuriyet düşmanlarına karşı mesajlar vermek, Cuma hutbesinin konusu olmalı değil miydi. Cumhuriyetin faziletini anlatmak, Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve beraberliğini çağrıştıracak mesajlar vermek gerekmez miydi. Ama, Diyanet İşleri Başkanlığı bunu hutbelerine yansıtmadı. Oysa, Cumhuriyet Bayramı bu millet için Kurban ve Ramazan Bayramlarından sonra kutlanması, anılması, hatırlanması ve hatırlatılması en önemli üçüncü bayramdır. Cumhuriyetin kuruluşunun 99. Yıldönümünün arifesine denk gelen bir Cuma gününde, irat edilecek hutbede CUMHURİYETİ es geçen ve konu edinmeyen Diyanet İşleri Başkanlığına bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak yazıklar olsun, diyorum.

Şimdi, bu yazımı okuyanlardan istirham ediyorum. Lütfen Diyanet İşleri Başkanlığının Ambargosuna inat, Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının aziz ruhlarına birer FATİHA-İ ŞERİFE HEDİYE EDİNİZ. İLK FATİHAYI BEN OKUDUM…

AVUKAT ENFLASYONU

Bugün Siirt Barosu yeni yönetiminin basınla tanışma toplantısı vardı. Yeni yönetimin Başkanı Muhammed Alptekin ve yönetim kurulu üyeleri, basın mensuplarıyla tanışmak babında Mado’da kahvaltılı bir tanışma toplantısı düzenlemişlerdi. Yeni Baro Başkanı amaçlarını dile getiren bir konuşma yaptı. Kendilerine yönettiğimiz bir soru üzerine Siirt Barosuna kayıtlı avukat sayısının 257 olduğunu, bunların yüzde 35’e yakınının kadın avukatlardan olmuştuğunu söyledi.

Siirt gibi bir yerde, 257 avukat bulunması gerçekten

AVUKAT ENFLASYONU

olarak yorumlanacak bir durumdur. Siirt’te, 5-10 avukatın bulunduğu yılları anımsadım. Batman ve Şırnak’ın da Siirt’in ilçeleri durumunda oldukları İlimiz genelinde iki elin parmağı kadar avukat vardı. Hepsi de çok hürmet görürlerdi. Çoğu rahmet-i rahmana kavuşmuş olan bu avukatlardan İsimleri aklımda olanları anımsatayım. Cevdet Aydın, Mehmet Nebil Oktuy, Fikri Şendur, Süreyya Öner, Mizbah Diriarın, İdris Arıkan, Abdulkerim Zilan Baki Cartı, Abdurrahman Kavak, Haluk Emrağ. Abdulkerim Zilan. Evet, adları şu an aklımda kalanlar bunlar.

Şunu da antrparantez anımsatayım. Bu avukatların tümüne yakını belli dönemlerde  milletvekili veya senatör olarak Siirt’i temsil etmişlerdir.

Bugün Türkiye'de 38'i devlet, 35'i vakıf, 11'i Kıbrısta olmak üzere toplamda 84 hukuk fakültesi bulunmaktadır. Hukuk fakültelerinin sayıları artınca, haliyle mezun sayılarında da bir enflasyon yaşanmaktadır. Geçmişte hâkim, savcı, hatta kaymakam ve vali yardımcısı gibi görevlere atanan hukuk fakültesi mezunlarının sayılarındaki artış, bu gibi alanlarda görevde bulmalarına da sınırlama getirmektedir. Siz bakmayın AKP’den aday adayı olup da listeye giremeyen veya  seçilemeyen avukatların savcı veya hâkim olarak atanmalarına. Hukuk Fakütesi mezunlarının büyük çoğunluğu savcı, hâkim, kaymakam, vali yardımcısı olmak imkânı bulamayınca mecburen, avukatlık mesleğine yönelmektedirler. Bunun tabii sonucu ise yaşanan avukat enflasyonudur.

Acaba, hukuk fakültelerinin sayılarını arttıranların amaçları ne olabilir. Gerçekte çok kutsal olan hâkimlik, savcılık ve avukatlık mesleklerini itibarsızlaştırmak, emirlerinde olacak isimlerin sayılarını arttırmak mı! ADALETİ icra etmek gibi kutsallığı olan hukuk fakültelerinin sayılarını arttırmak şöyle dursun, azaltmak veya en azından bu fakültelere alınacak öğrenci sayısı kontenjanını düşürmek gerek. Bizden söylemek!

TAŞLAMA

ATATÜRK’E AMBARGO

UYGULUYOR DİYANET

BU KADAR VEFASIZLIK

OLUR MU BİNLER HAYRET

DİYANET TEŞKİLATINI

KURDURANKEN ATATÜRK

EY DİYANET SEN KENDİ

KURUCUNU DA UNUT

CUMA HUTBELERİNİN

AMACI NEDİR BELLİ

ACILAR VE NEŞELER

DİLE GETİRİLMELİ

NEDENDİR ATATÜRK’Ü

GÖRMEZDEN GELMEKTE HEP

DİYANETE SORMALI

AMBARGOYA NE SEBEP

Yazarın Diğer Yazıları