Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Sayın Ali Erbaş’ın, 14 Ekim Cuma günü Hafızlık eğitimlerini tamamlayan 250 kız ve erkek öğrenci için düzenlenecek icazet törenine katılmak üzere Şehrimize teşrif etmeleri beklenmektedir.
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun) bir hadis-i şeriflerinde 'EŞRAFU ÜMMETİ HAMELETÜ'L
KUR'AN',
buyurdukları bilinmektedir.
'Ümmetimin şereflileri
Kur'an'ı hıfzedenlerdir'
anlamına gelen bu hâdis-i şerif, hafızlık payesine ulaşan kişilerin mânevi zenginliklerini anlatmak açısından yeterlidir.
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Erbaş ilimizi şereflendireceklerken, aklımıza dini konularda takılan bazı soruları sormak ve aydınlanmak isteriz.
İşte, sorularımızdan bazıları:
*Bankaların memur ve emeklilere verdikleri promosyon helal mi, haram mı?
*Açlık sınırında milyonlarca insanın bulunduğu ülkemizde, bazı bürokratlara yönetim kurulu üyeliği, hakkı huzur ve benzeri gerekçelerle 5-10 yerden yüksek meblağlarda ödemeler yapılması caiz mi değil mi?
*Diyanet İşleri Başkanlığı, tarihi camilerin adlarını para karşılığı veya imar ve inşasına karşılık değiştirebilir mi?
*Kur’an-ı Kerim’i, para karşılığı okumak caiz mi?
*İçtihad kapısı kapalı mı?
*Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu olmak yanında, Diyanet Teşktilatının da kurucusu olan Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN adına neden hiçbir Cuma hutbesinde yer verilmiyor?
Daha sorulacak çok sorular var ama, sadece bu soruların cevabını alırsak yeter!
ANEKDOT
Öyle anlatılır ki,. Mustafa Kemal Paşa (ATATÜRK) bir Ramazan günü Kızkardeşinin evine gider. Kızkardeşi, annesinin-babasının ruhuna ithaf için bir hafız tutmuş, her gün bir cüz okutmaktadır.
Mustafa Kemal’in odaya girdiğini gören hafız ayağa kalkacak olur, Paşa hemen müdahale eder ve yanına oturarak, Hafızla birlikte okumağa başlar.
Hafız, Kur’an-ı Kerim’in o gün için okuyacağı bölümü bitirdikten sonra, Paşa kendisiyle sohbete başlar ve sorar:
-Hafız Efendi, okuduğunun mânasını biliyor musun?
Hafız, samimiyetle cevap verir:
-Yok Paşam!
ATATÜRK:
-Bak işte, bu olmaz Hafız Efendi. Okuduğunun anlamını bileceksin!
Der ve okunan bölümün anlamını kendisi açıklamağa başlar…
HELVACILAR ÇARŞISINDA NOSTALJİ!
Helvacılar Çarşısına her gittiğimde, gerçekten nostaljik duygular içimi kaplar. Çünkü, 1960’lı yıllar öncesinde bu çarşıda geçmiş yıllarım vardır. Rahmetli Dedem
HACI SALİH ÇETO’NUN
dükkânı, çarşının tam ortasında sayılacak bir yerdeydi. Dedemin dükkânının karşısında da kardeşleri
AMMO ELYAS, AMMO HIZIR VE AMMO İBRAHİM’in
oturdukları dükkânları bulunmaktaydı. Dükkânları ayrı bile olsa, dört kardeşin sermayeleri müşterekti. Dedem, rahmet-i Rahman’a kavuştuğu zaman 5-6 yaşlarındaydım. O’nun dükkândaki halini hayâl meyal anımsıyorum. Bir sedirin üzerinde, bağdaş kurarak otururdu. Babam, Dedemden önce vefat etmişti. Bu yüzden, Dedemin işini sürdürmek görevi, daha ortaokul talebesi olan Ağabeyime düştü. Okuldan ayrılan Ağabeyim Sabri Arıtürk Vatan görev için silâh altına alınıncaya kadar Dedemin işini sürdürdü. Ben de, ağabeyimin yanında oturuyor, “götür-getir” işlerinde yardımcı oluyordum. Dolayısıyla, çarşının 1960’lı yıllar öncesini bugün gibi hatırlamaktayım. Çarşının ilk dükkânından, son dükkânına kadar, hangisinde kimlerin oturduklarını, ne iş yaptıklarını, hatta ne giydiklerini, saçlarını, sakallarını, bıyıklarını, cübbelerini, sarıklarını hatırlıyorum dersem yalan değil.
Çocuk yaşta yaşananlar, kolay unutulmuyor. Zihinlerde izler bırakıyor. Çarşıya “
SOK-IL HELEVÇİYE=HELVACILAR ÇARŞISI”
denilmesinin sebebi, o zaman helva imâl eden hemşerilerimizin tümünün o çarşı içinde bulunmalarıydı. Helvacı esnafının iş yerleri, çarşının girişine göre sağ kol üzerindeydi. Benim anımsadığım helva imalathanelerinin sahipleri Hacı Ali, Hacı Hammet, Hacı Ahmet (Milletvekilimiz Yılmaz Helvacıoğlu’nun dedesi), Hacı Halil, Taha Heleve adlarındaki şahıslardı. Tabii bunlar, genelde çocukları ve kardeşleriyle birlikte çalışırlardı.
Helva, iş yerinin iç kısmında büyük bir kaya parçasından oyulma bir nevi derin dibeğe benzeyen ve adına masara denilen yerde imâl edilirdi. İmalatçılar, ellerinde, başları küreğe benzeyen sırık gibi tahtalarla kıvamına getirilinceye kadar ateşin üzerindeki terkibi karıştırılırdı. Şehrimizde imâl edilen çeşitli helva türleri vardı. En yaygın olanı pekmez helvası
(HELEVİT ID DIPS)
ile Şeker Helvası
(HELEVIT IS
SIKKAR)
denilen türleriydi. Bunların yanında susamlı helva
(HELEV IT IS SIMSEM)
ve cevizli helva
(HELEVIT IC CAVZ)
denilen helva türleri vardı. Bu helva türleri, özellikle kandil geceleri için imâl edilirdi. Kandil gecelerinde, bu helvalardan alan hemşerilerimiz, ekmek üzerine koyarak komşulara ve özellikle fakirlere dağıtırlardı. Kabir ziyaretlerine de bu helvalardan götürülerek, fakirlere dağıtıldığı olurdu. Bu helvalar, mevlid-i şerif okutulduğunda da, istek üzerine siparişi verenler için imâl edilirdi.
Helvacılar Çarşısı, aynı zamanda sabun imalatçılarının, sabun satış merkezleriydi. O zamanlar, şehrimizde sabun imâl eden belli başlı aileler vardı. Evlerinde imâl ettikleri sabunun satışını ise çarşıdaki dükkânlarında yaparlardı. O zamanlar, Siirt’in en merkezi çarşısı olması açısından sabun satış dükkânları da Helvacılar çarşısındaydı. Bu çarşıda adları Hacı Abdi, Hacı Haydar ve Hacı Hasan olduklarını anımsadığım sabuncular vardı. Evlerinde imâl ettikleri sabunları, Helvacılar Çarşısındaki dükkânlarında toptan ve perakende olarak pazarlarlardı. Tabii, bakkallara da, kâr marjı bırakacak şekilde verdikleri olurdu.
Sabun çeşitlerinden en çok satılanı, ucuz olduğundan fakir kesimin ve özellikle köylülerin tercih ettikleri
SABUN-1Ş ŞEHEM
(İç yağ sabunu) idi. Amma, bıtım sabunu imâl edildiği, sipariş üzerine çok özel sabun çeşitleri imâlatının da gerçekleştirildiği olurdu. Bu özel sabunlara, siparişi verenlerin tercihlerine göre gül, nerkis veya daha değişik esansların da katıldığı olurdu. Siirt’te görev yapıp ayrılan ve Şehrimizde kaldıkları süre zarfında bıtım sabunuyla tanışıp, kullanmağa alışan üst düzey bürokratların hatta valilerin ve paşaların bile zaman-zaman Siirt’teki dostlarına özel bıtım sabunu siparişi verdikleri olurdu.
Yine 1960’lı yılların öncesinde, Helvacılar Çarşısında iş yeri olan ve adının
TAHA HAMUDİ
olduğunu anımsadığım bir bakkal vardı. Bu Bakkalı anmak nereden aklıma geldi derseniz, onu da söyleyeyim. Şehrimizde ilk olarak
“Kadınların, kızların çalıştırılmayacağı”
tabularını yıkmıştı. Çünkü, kız çocuğunu yanında kalfa olarak çalıştırıyordu. Kızın adına
“FATO”
diyorduk. O zamanlar idrak etmesem bile, daha sonra bu ismin “
Fatma”nın argosu olduğunu anladım.
Evet, Helvacılar Çarşısından bugün de geçtiğim zaman, 1960’lı yıllar öncesini, dün gibi ter-ü taze anımsıyorum. Görüyorum ki, 1960 yılı ve öncesinde, bu çarşıda esnaflık yapanlardan piyasada kalan hiç kimse yok. Çarşı esnafı tamamen değişmiş. İş yerleri de, el değiştirmek yanında, mahiyet itibarıyla değişikliğe uğramışlar. Adı
“HELVACILAR ÇARŞISI”
bile olsa, bu çarşıda artık helva imalathaneleri ve lokantalar gibi çalışan helvacılardan eser yok. Demek oluyor ki, 50 yıl bile, bir çarşının tüm esnafının değişmesine kâfi. Ve bu durum, haliyle bana
ÖLÜMÜ ANIMSATIYOR!
TAŞLAMA
YOKSULLUĞUN SEBEBİ
YOLSUZLUKTUR İNANIN
MİLLETİ SOYANLARA
KARŞI N’OLUR UYANIN
YOLSUZLUKLAR OLMAZSA
YOKSULLUK DA OLMAZDI
ZENGİN BİRAZ UTANSA
HAK’TAN KORKAR ÇALMAZDI
YOKSULLUKLA NE KADAR
MÜCADELE EDİLSE
YOLSUZLUK VAROLDUKÇA
HEP VAROLACAK YİNE
İSVİÇRE’DE KİMLERİN
GİZLİ HESAPLARI VAR
EĞER ALIN TERİYSE
NEDENDİR GİZLİYORLAR