Ahmet Arıtürk

DİYANET İŞLERİ AÇIKLADI: 'SECCADENİN KUTSİYETİ YOK!'

Ahmet Arıtürk

Bu köşede “diyanet işleri başkanlığına açık mektup” başlığı altında bir yazı kaleme almış ve başkanlığa seccade konusunda açıklamada bulunması çağrısında bulunmuştuk. Öyle ya, dini konularda fetva mercii diyanet olduğuna göre duruma açıklık getirsin seccadeye basmak haram mı, günah mı, mekruh mu açıklasın, biz cahiller de öğrenelim. Diyanet, bu konuda, çok sayıda vatandaşın çağrısına muhatap olmuş ki, açıklama yapmak zorunda kaldı. Biz biliyorduk da, bilmeyenler için Diyanet'tin 'seccade' yorumu önemli. Açıklamada özet olarak “seccadenin kutsiyeti yok, basmak günah değil” denilmekte. Yani, yandaş gazetelerde ve sosyal medyada (seccadeye ayakkabısı ile bastı) yaygarası koparılarak adeta aforoz edilmek istenen Kılıçdaroğlu ne bir günah işlemiş, ne haram, ne de mekruh bir iş yapmış değildi. Yine de seccadeye fark etmeden bastığını belirterek hiç gereği yokken, vatandaşlardan özür bile dilemişti.

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan konuyla ilgili konuşan bir görevli, seccadenin bir kutsiyet atfetmediğini belirterek, ‘temizlik için kullanılan, elbiselerimiz gibi bir şey’ olduğunu açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bile görüntü üzerinden Kılıçdaroğlu'nu hedef alarak “birileri seccadelerin üzerine ayakkabılarıyla basabilir çünkü bunlar, Pensilvanya’dan alıyorlar talimatı. Onlara göre meşrudur, yapabilirler” demişti.

Erdoğan daha sonra kendisine AKP’lilerin hediye ettiği seccadeyi gösterip “bu seccade ayakkabılarla basmak için değil ha. İnşallah 15 Mayıs’ta şükür namazını bu seccadede kılabiliriz” diye de konuşmuştu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaklaşımının merak konusu olmasının ardından Diyanet'in alo 190 fetva hattı’na seccadeye ayakkabıyla basmanın günah olup olmadığı sorulunca, fetva görevlisi “seccadeye basmak günah değil” yanıt vererek, sözlerine şöyle devam etti:

"Seccadenin (kullanmanın) şöyle bir mantığı var; bizim namazın farzlarından dediğimiz ‘necasetten taharet’ diye bir kural vardır. Bu kuralda, bedenimizde, elbisemizde ve namaz kılacağımız yerde dinen ‘necaset’ sayılan hiçbir şeyin olmaması gerekiyor.

O yüzden, bu seccade nasıl abdest alıp bedenimizi temizliyorsak, gusül alıp manen temizleniyorsak, elbisemizi temiz hale getiriyorsak, namaz kıldığımız yeri temiz hale getirmek için kullandığımız bir şey.

Seccade sermek gerekir mi? Hayır gerekmez. Bütün yerler insana mescittir. Mesela temiz topraktır, gidersiniz toprağın üzerinde direkt namaz kılarsınız. Yani seccadenin özelliği, kutsiyeti yok. Temizlik için kullanılan, elbiselerimiz gibi bir şey. Sadece üzerine namazı hatırlatıcı bir şeyler yazıyorsa, ibadete saygıyı temsil ediyor, o (kadar).

O (seccade) temizliği sağlamak maksadıyla yapılmış, bize gerekli olduğu düşünülmüş bir eşya. İsmine de secde edilen yer anlamına gelen ‘seccade’ denmiş.

Mesela namaz kılacağımız yer temiz değildir… bebeğiniz var, evdesinizdir, çocuk dolaşıyor yerlerde, bezin kenarından bir şeyler kaçıyor, halıya oturuyor… siz siliyorsunuz ama içinize sinmiyor. Ne yapıyorsunuz; onun üzerine seccade seriyorsunuz. İçinize sinerek namaz kılıyorsunuz. Çünkü bütün eve kontrol sağlayamıyorsunuz, temizliği sağlamak amacıyla geliştirilmiş bir şey."

Diyanet İşleri Başkanlığı fetva kurulunun açıklaması yerinde ve doğru. Sözün özü, seccadenin hiçbir kutsiyeti yok. Peki, “Kılıçdaroğlu seccadeye ayakkabısı ile bastı” vaveylası koparanların amacı neydi. Elbette, dini istismar. Başta adalet olmak üzere nelerin-nelerin üzerine basılıyor da kimselerin çıtı çıkmıyor da bay kemal (o da bilmeyerek) seccadenin üzerine ayakkabısı ile basınca büyük bir vebal mi işlemiş oluyor. Millet artık, dini konuların istismarından gına getirdi. Yüzde doksanını açlığa mahkûm ettiğiniz vatandaşlar, artık bu dolmaları yutmuyor. Başka kapıya bakın…

TÜRKİYE’DE, AVUKATLAR VAR!

5 NİSAN günleri Türkiye’de (avukatlar günü) olarak kutlanır. Cumhuriyetin ilanının ardından ilk defa en geniş katılımıyla 3 ocak 1934 de İzmir'de gerçekleştirilen “Türkiye Avukatlar Birliği” toplantısında, 5 nisan tarihinin (avukatlar günü) olarak kutlanması kararlaştırılmıştır. Yapılan Türkiye avukatlar birliği toplantısına katılım sağlayan baro başkanları ve temsilcileri ile tüm baroların tek bir çatı altında toplanmaları fikri benimsenmişti.

5 Nisan 1958 Tarihinde İzmir Ticaret Odası Toplantı Salonunda Düzenlenen 2 Günlük Toplantının Sonrasında “Barolar Birliği’nin” Kuruluş Çalışmalarına Başlanmış, Bunlarla Beraber Gerçekleştirilen Görüşmeler Neticesinde Tesadüf Eden Tarihler Öneri Olarak Sunularak 5 Nisan “Avukatlar Günü” Olarak Adlandırılmıştır.

Türkiye’de avukatlar gününün 5 Nisan'da kutlanmasının asıl esprisi ise bundan da çok daha eski tarihlere dayanır. Türkiye cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 5 Nisan 1923 günü Ankara Barosunu açmış ve adaleti Türk avukatlarına emanet ederek, bu günü de avukatlar bayramı ilan etmişti.

Avukatlar, hukukun olmazsa olmazları hükmündedirler. Birçok avukatlar tanırız ki, kendilerini adeta hukuka adamışlardır. Haksızlıklarla mücadele etmeyi görev bilmişlerdir. Baroların yaptıkları olumlu işlerden biri de avukat tutmaya gücü olmayanlara ücretsiz avukat desteği vermeleridir.

Türkiye genelindeki barolara baktığımızda ülkenin siyasi davalarına müdahil olmak açısından gerçekten yürekli bir tavır sergilediklerini görürüz. Avukatlar, sadece müvekkilleri oldukları olanları savunmakla kalmaz, zamanı geldikçe ve ihtiyaç duyuldukça ülkenin sorunlarını da savunarak hukukun yerleşmesine katkıda bulunurlar.

Türkiye Barolar Birliği, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin baroları birçok davalara müdahil olarak siyasi davalarda sözün tam anlamıyla “Türkiye’de avukatlar var!” deyimini söyletmişlerdir.

Yargının üç saç ayağı vardır. İddia makamı (savcılık), hâkimler heyeti (mahkeme) ve savunma (avukat) bu üçünün olmadığı mahkemeler, mahkeme olmaktan çıkarlar.

Savcılık makamının, sadece suçluyu cezalandırmayı amaçlayan makam olduğu gibi yanlış bir kanı vardır. Oysa tam bunun tersine, savcılık makamı, suçlunun aleyhindeki delilleri toplamak kadar, onun lehine olan kanıtları da toplayarak mahkemeye sunar ve gösterdiği kanıtlar çerçevesinde mahkûmiyet talep etmek yanında, beraat de talep edebilir.

Avukatların işi ise, müvekkillerinin lehine karar çıkartmak için, mümkün mertebe lehte olan delilleri ortaya koymaktır. Hukuk sisteminde savcıların ve hâkimlerin maaşlarını devlet öder. Avukatlar ise gelirlerini davalarını yükümlendikleri şahıslardan sağlarlar. Elbette, bu onların en doğal haklarıdır.

Amma, zaman – zaman toplumla mal olan davaları sahiplenerek, gerçekten inandıkları için davalara hiç ücret almadan ve hatta masraflarını ceplerinden ödeyen avukatlar da hep olmuştur. Onlar, kendilerine bir talep olmasını beklemeden, davalara kendiliklerinden giderler. Anımsayalım, Türk ordusuna karşı açılan kumpas davalarda böyle durumlar yaşanmıştı. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok barolardan avukatlar, hem müdahil olmuşlar, hem de duruşmaları izlemişlerdi.

Toplumsal sorunlara hassasiyet gösteren böyle avukatların olması milletimize haklı olarak “Türkiye’de avukatlar var” deyimini söyletmektedir.

Tüm avukatlarımızın avukatlar günü kutlu olsun.

TAŞLAMA

DİYANETİN FETVASI

“KUTSAL DEĞİL SECCADE”

TEMİZ TUTMAK GEREKLİ

MATLUP OLAN BU SADE

AYAKKABIYLA BASMAK,

GÜNAH DEĞİLDİR, HAŞA

YIKAYIP TEMİZLERSİN

ŞAYET KİRLENMİŞ OLSA

PEKİ, NEDEN BÖYLE BİR

VAVEYLA KOPARDILAR

MİLLET BUNU DİNSİZLİK

SAYAR DİYE SANDILAR

ÖZÜR BİLE DİLEDİ

HİÇ GEREĞİ YOK İKEN

BAY KEMAL GERÇEKTEN DE

EFENDİ VE CENTİLMEN

BİLDİKLERİ TEK ŞEY BU

DİNİ İSTİSMAR ETMEK

MİLLET BU DOLMALARI

ARTIK YUTMAZ OLDU PEK

TEK İŞLERİ GÜÇLERİ

SÖZDE DİNDAR GÖRÜNMEK

HIRSIZDAN DİNDAR OLMAZ

BUNU BİLMEMİZ GEREK

Yazarın Diğer Yazıları