Depremle ilgili yardım çalışmalarında bulunmak üzere ülkemize gelen bir grubun sözcüsü, yaşanan deprem felaketinin büyüklüğü karşısında şaşkınlığını dile getirmek açısından söylenmiş:
-Ne büyük günahlar işlediniz de Tanrıyı bu kadar kızdırdınız!
Yaşanan depremler, gerçekten de Tanrıyı kızdırmanın bir cezası ise o zaman işlediğimiz büyük suçları itiraf edelim:
*Öncelikle, bu ülkede HAKKI, HUKUKU, ADALETİ KATLETTİK.
*Vatandaşları ALLAH İLE KANDIRDIK.
*İşlerin başına ehliyetli kimseleri değil, BİATÇILARI getirdik.
*Kızılay gibi en kadim hayır kurumlarını bile aile şirketleri gibi yönettik. Har vurup, harman savurduk.
*Devlete ait bütün yatırım ihalelerini yandaş müteahhitlere verdik.
*Vatandaşları “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” diye ikiye ayırdık. Bizden olmayanları (ZİLLET) diye yaftaladık.
*Milyonlarca işsizin olduğu ülkede, birilerine 5-10 maaş verdik.
*İmar, iskân işlerini ranta çevirdik.
*Dere yataklarında inşaatların yükselmesine göz yumduk.
*İmar afları çıkararak, yapılan yanlışları tescil ettik.
*Ağızlarını açanları, cezaevlerine tıkadık.
*Aleyhte yazı yazanların kalemlerini kırdık.
Bunlar, yöneticilerin günahlarından sadece bir kaçı. Gelelim, biz vatandaşların günahlarına:
*Allah ile kandıranları baş tacı edindik.
*Kimi yöneticiler için (Allah’ın bütün sıfatlarını üzerinde taşıyor) diyerek uluhiyet isnat ettik.
*Dar-ül harpteyiz, çalanların elbette bir bildikleri var, diyerek BEŞLİ ÇETELERİN varlıklarını meşru gördük.
*Kimilerine, hilafet makamını layık görürken Ömerlerle, Yezitleri ayıramadık.
*Mazlumlardan değil, zalimlerden yana olduk.
Daha sıralanacak çok hususlar var ama arif olanlara bu kadarı yeter…
ÜÇ DİLLİ SİİRT’TE, ÜÇ DİLLİ KUTLAMA!
Bu yıl, Nevruz kutlamaları bir haftaya yayıldı. Nevruz, gerçekte 21 Mart günlerinde kutlanır. Bir haftaya yayılmasının amacı, biraz da siyasi olsa gerek. Nevruz kutlamalarını daha ziyade Halkların Demokrasi Partisi (HDP) sahiplenmektedir. Bunun da esatiri belli. Demirci Kawa ile Kürtleri esir olarak kullanan zalim hükümdar Dehhak arasında geçtiği nakledilen masalımsı nakiller. Dehhak’ın, her gün iki Kürt’ün kafalarını kestirerek, beyinlerini yemesi ve buna karşı Demirci Kawa’nın isyanı.
Türkler ise Nevruz kutlamalarını Ergenekon destanına bağlarlar. Ergenekon destanı da gerçekte esatirden ibarettir. Türk Milleti’nin bitmeyeceğinin sembolü olarak dillendirilir. Yok edilmek üzere olan, adeta tükenen bir Türk topluluğunun yeniden derlenip toparlanması ve demirden dağları eriterek yeniden yeryüzüne yayılıp hükümferma olmasıdır. Diyarbakırlı Ziya Gökalp bir dörtlüğünde Ergenekon’u şöyle tanımlar:
ERGENEKON YURDUN ADI
BÖRTEÇİNE KURDUN ADI
DÖRT YÜZ YIL DURDUN HADİ
ÇIK EY YÜZ BİN MIZRAĞIMIZ!
Şecere-i Türk’ün Kazan baskısı içinde yer alan Ergenekon Destanı ilk olarak Ahmet Vefik Paşa tarafından, 1864 yılına Tasvir-i Efkar gazetesinde yayımlanmıştır.
Bir
Köktürk Destanı
olan
Ergenekon Destanı’nın konusu
çok ilginçtir. Bu destana göre,
Oğuz Kağan
soyundan İl Han’ın
Tatarlar
ile yaptığı bir savaş sonucunda İl Han yenilmiş, Tatarlar tüm yetişkin Türkleri öldürmüş, çocukları da esir alıp, sürüp götürmüşlerdir.
Bu esirlerin arasında
İl Han
’ın oğlu
Kıyan
ile Kıyan’ın yeğeni
Nüküz
de vardır. Kıyan ve Nüküz, aynı kişiye esir düşmüş, dahası esir düştükleri yıl evlenmişlerdir. İşte bu iki bahadır, bir gece karanlığından istifade eşlerini de alıp, esir tutuldukları beldeden kaçmışlar, esir düştükleri harp meydanına varıp, savaştan arta kalan bazı silahları ve başıboş hayvanları toplamışlar ve yalçın dağlara doğru yönelip, kuş uçmaz, kervan geçmez yerlere varmışlardır.
Dağ keçilerini takip ederek inanılmaz çetin bir yoldan geçtikten sonra, dağın diğer yamacına inmişler ve buranın dağların arasında adeta ulaşılması imkânsız bir vaha olduğunu görmüşlerdir. Dahası, gelirken indikleri yamacı, geri dönmek için kullanamayacaklarını anlamışlar ve bir anlamda dağlar arasındaki bu vahada hapsolmuşlardır.
Buraya Ergenekon (Ergene-Dağ Kemeri/ Kon-Dik) adını vermişler ve bu dağlar arasında gizli vahada her türlü av hayvanının ve yemişin olduğunu görüp, buranın kendilerine Tanrı’nın bir lütfu olduğunu anlamışlardır.
Burada yaklaşık 400 yıl yaşayan Türkler, bu zaman içinde nüfus olarak inanılmaz çoğalmış ve bir süre sonra burası onlara yetmez hâle gelmiştir. Nihayetinde önlerinde koca bir dağ vardır ve bu dağın demirden bir dağ olduğunu anlamaları da çok sürmemiştir. İçlerinden bir demirci “demiri eritirsek belki dağ bize bir yol verir” dedi.
Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı’nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi.
Türkler işte bu şekilde
Ergenekon Dağı
’nı eriterek yüklü bir devenin geçebileceği kadar bir yol açmışlar ve
Börteçine
mihmandalığında buradan çıkıp, dünyaya yeniden Türk’ün dirilişini göstermişlerdir. Bundandır ki, Ergenekon’dan çıktıkları günü –ki
Nevruz
olduğuna inanılır- bir bayram olarak kutlayan Türkler, o günün anısına her yıl bu günde demir kızdırıp örs üzerinde çekiçle dövmüşlerdir.
İster Türklerin, ister Kürtlerin, hatta ister Arapların günü olsun. Nevruz, artık toplumun benimsediği bir kutlama haline dönüşmüştür. İlimizde ve Bölgemizde Kürtler de, Türkler de, hatta Arap kökenli vatandaşlar da Nevruzu Bayram olarak kutlamakta. Üç dilli Siirt’te de buna uygun söylemler geliştirilmiş.
Türkçe olarak:
*Nevruz Gününüz, kutlu olsun.
Kürtçe olarak:
*Newrozete piroz be.
Siirtçe deyim pek yavan kalacak ama onu da şöyle seslendirenler var:
*Nevruz ımbarok…
TAŞLAMA
DÜNYA MUTLULUK GÜNÜ
DİYE BİR GÜN VAR İMİŞ
ACABA BU DÜNYADA
MUTLU OLANLAR KİMMİŞ
HELE DE BU ÜLKEDE
MUTLU OLANI BULMAK
GAYETLE ZORDUR İNAN
ZENGİN BİLE MUTSUZ BAK
HAK, HUKUK, ADALET YOK
NASIL MUTLU OLALIM
İYİSİ Mİ MUTLULUK
OYUNU OYNAYALIM
İNANIN BEŞLİ ÇETE
BİLE MUTLU DENEMEZ
YARINLARI NE OLUR
ELBET BU BİLİNEMEZ
İKTİDAR DEĞİŞİNCE
NE OLACAK HALLERİ
SORGU-SUAL OLACAK
İŞİN SONU BU BELLİ
418 MİLYAR
DOLARIN HESABINI
VERECEKLER VAR ELBET
BEKLEYELİM YARINI