Türkiye, dolaylı bir işgâl altındadır. Bir ülke düşünün ki, kısa zaman diliminde nüfusunun onda birinin üzerinde sığınmacıya kapılarını açmış, ev sahipliği yapmaktadır. Hem, muhtelif yollarla ülkemize giriş yapmış olan Suriyelilerin ve Afganlıların resmi statüleri de belli değildir. Bunlar sığınmacı mı, mülteci mi, göçmen mi karar veremiyoruz. Bu üç kelimeyi aynı anlamda kullananlar varsa da gerçek öyle değildir. Birbirlerinden farklı anlamlar taşırlar, ayrı hakları vardır.
Mülteci, çeşitli hayati ve insani baskılar nedeniyle, kendi ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan, ülkesi dışındayken aynı korkular nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişidir. Mülteciliğe zorlayan şartlar dini, milli veya siyasi düşünceleri nedeniyle olabilir. BM’nin mülteci tanımı “ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişi” şeklindedir. Mültecilik, bir insani sorun olup hukuki bir statüdür.
Mülteci ile sığınmacı kavramları karıştırılmaktadır. Mülteci, sığınma başvurusu kabul edilen kişidir. Sığınmacı ise mülteci olmak için ülkesini terk eden fakat henüz mültecilik statüsü başvurusu sonuçlanmamış kişidir. Sığınma talebi geri çevrilen kimseler sığınmacı olarak kabul edilmez. Kişinin korku ve kaygılarında haklı görülmesi durumunda sığınmacı nitelemesi mümkün olmaktadır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, madde 14/1’de şu şekilde tanımlanmaktadır: “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınmacı ve bu ülkelerce sığınmacı işlemi görme hakkı vardır.” Göçmenler için bazen ekonomik sığınmacı tabiri de kullanılmaktadır. Bireysel sığınma genellikle siyasal nedenlerledir. Toplu sığınma, günümüzde olduğu gibi Suriye ve Afganistan’da yaşanan iç savaşlar ve çatışmalardan dolayı bu ülkelerden kitleler halinde yaşanan göçlerdir.
14 Aralık 1950 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından kurulan
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
Bürosu’nun amacı, mülteci haklarını ve refahını savunmaktır. BMMYK, mültecilerin koruması amacıyla yapılan uluslararası hareketleri düzenlemek, onlara liderlik etmek ve dünya genelinde mülteci sorunlarını çözmekle yetkilendirilmiştir.
BMMYK, din, dil, ırk, siyasal düşünce ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın ve tarafsız bir şekilde mültecilere ve diğer insanlara ihtiyaçları doğrultusunda koruma ve yardım sağlamaktadır. BMMYK, çocukların ihtiyaçlarını karşılama ve kadın haklarını yükseltme yönünde daha fazla çaba göstermektedir.
Birleşmiş Milletlerin yasaları çerçevesinde mülteciler istedikleri ülkelere sığınmak hakkına sahipken, hiçbir Avrupa devleti Suriyeli ve Afganistanlı sığınmacıları kabul etmemekte, Türkiye’de kalmalarını istemektedirler. Yetkililerimiz de bir ara
MUHACİRİN-ENSAR
ayağına sığınmacılara kapıları açtıklarını söylemişlerdi.
Sığınmacılara sahip çıkmak iyi de, bunun bir ölçüsü olmalıdır. Hiç bir ülke, demografik yapısını bozacak ölçüde sığınmacı kabul etmez, etmemelidir. Ülkemize sığınmacı olarak gelen Suriyelilerin ve Afganlıların sayılarının 10 milyonu bulduğu söylenmektedir. Böyle yüksek sayıda sığınmacı, elbette bu ülkenin demografik yapısını bozacaktır. Ekonomik yönden de Türkiye’nin bu kadar sığınmacıyı sahiplenmesi mümkün değildir. Birleşmiş Milletler, her ülkenin nüfusuna göre belli oranda göçmen kabul etmesini sağlayacak karar alsın, göçmen ihalesi Türkiye’ye kesilmesin.
Evet, düşkünlere sahip çıkmak erdemdir ama, kişiler de, devletler de ancak bakabilecekleri kadar sığınmacıyı kabul etmelidirler. Hele-hele 5-10 yıl gibi kısa süre zarfında ülkenin demokrafik yapısını alt-üst edecek sayıda sığınmacı kabul etmesi demek, baltayı kendi ayağına vurması anlamına gelir. Türkiye’nin yaptığı da budur.
Açıkça belirtelim ki, bu sayıda sığınmacının Türkiye’ye kabul edilmesi, dolaylı olarak bir işgale kapıları açmak demektir. Sadece ekonomik anlamda değil, yakın bir gelecekte ülkemizdeki sığınmacıların nüfuslarının doğumlarla 3’e, 4’e katlandığına şahit olursak hiç şaşırmayalım. Yavuz hırsızın ev sahibini bastırması gibi, bu kadar yüksek sayıda sığınmacının, kısa süre zarfında işgalci konumuna girdiklerini görürsek, hiç şaşırmayalım.
Hele de bu gelenler, iddia edildiği gibi ABD’nin paralı askerleri ise…
TAŞLAMA
TÜRKİYE’Yİ DOLAYLI
YOLDAN İŞGAL ETTİLER
SURİYELİ, AFGANLI
SÖZDE BU MÜLTECİLER
DEMOKRAFİK YAPISI
DEĞİŞECEK ÜLKENİN
BEŞ-ON YIL SONRASINDA
OLANI HAYÂL EDİN
ONLAR MUHACİRİNMİŞ
ENSARMIŞIZ BİZ İSE
MAVALLAR OKUMAKTA
HAZRETLER HALA BİZE
MUHACİRİN Mİ OLUR
ÇAPULCU, YAĞMACIDAN
FATURASI ÇOK AĞIR
OLACAK BUNUN İNAN