Kaybolma tehlikesi altında olan diller vardır. Maalesef, kaybolma tehlikesiyle karşı-karşıya olan dillerden biri de
SİİRT ARAPÇASIDIR.
Türkiye, sözün tam anlamıyla bir mozaiktir. Çeşitli dillerden, dinlerden, kültürlerden oluşan bir mozaik. Türkiye genelini bir yana bırakalım da, sadece Siirt’i ele alalım. Bu küçük il sınırlarında bile ne kadar çok dil, din, ırk ve kültür iç-içe yaşamıştır, yaşamaktadır.
Siirt merkez ilçede, bir zamanlar Arap nüfus yoğunluktaydı. İlimizin
RISTAK
BÖLGESİ
(Tillo, Halenze, Sinep, Tom
mıntıkası)
ile bir zamanlar Siirt’in birer ilçeleri durumunda olan Sason ve Kozluk’ta Arapça konuşulurken, Şehre en yakın Gökçebağ (Civanikan) köyünde bile konuşma dili Kürtçe’dir. Yine Merkeze yakın konumdaki Eruh, Pervari, Şirvan ilçelerinde Kürtçe konuşulurken, Kurtalan ile geçmişte Siirt’in ilçeleri durumunda olan Batman ve Beşiri’de konuşma dili, Arapça ağırlıklıydı. Köylerden yapılan göçlerle, durum Kürtçe lehine değişti.
Geçmişte yine Siirt’te Müslümanlar yanında, Ermenler, Ezdiler vardı. Türk nüfusun ilimize yerleşmesi, Cumhuriyet dönemiyle birlikte hız kazanıştır. Geçmişte, çok az olan Türk nüfusu, özellikle memur atamaları ile artış göstermiş yüzde 15’ler civarına yükselmiştir.
Diller, dinler ve ırklar arasındaki kültür alışverişi yanında, kız alıp verme sonucu mozaik sağlamlaşmış, dayı-yeğen konumuna gelinmiştir. Bugün, Türkiye’nin dört bir yanına dağılan Siirtliler arasında Arapçayı
(Siirtçe)
konuşamayanlar vardır. Bu büyük bir eksikliktir, büyük bir kayıptır. Siirtliler sadece Türkiye’nin muhtelif illerine dağılmakla da sınırlı kalmamışlardır. Dünyanın birçok ülkelerine yerleşmiş Siirtler bulunmaktadır.
Evet, biz Siirtler gerçekte çok geniş bir kültürün mirasının sahipleriyiz. Maalesef, kendimizi yeterince tanımıyor, tanıtamıyor ve ana dilimiz olan Siirtçeyi unutuyoruz!
Bugünkü yazımızı, günümüzde yaşanan ortama uygun bir
ARAPÇA (SİİRTÇE)
atasözünü yorumlayarak noktalayayım:
Siirt Arapçasında şöyle bir deyim sık-sık kullanılır:
(SALLATALLAH-U IL KELP, ELEL ĞINZİR.)
Bu Arapça (Siirtçe) deyimi:
(YÜCE ALLAH, KÖPEĞİ, DOMUZA
MUSALLAT EDER)
şeklinde tercüme edebiliriz.
Peki, Siirtli atalarımız böyle bir deyimi neden ve hangi durumlarda kullanmışlardır, dersiniz. İşte, bunu bilirsek, deyimin manası, önemi ve bugünle olan alakası daha iyi anlaşılır.
Misal olarak verelim. İki serseri, sergende, kabadayı birbirleriyle kapıştıklarında durumu açıklamak için genelde bu deyim kullanılırdı.
Veya kötülükleriyle, şirretlikleriyle nam salmış, iki aile, iki aşiret, iki topluluk birbirlerine düştüklerinde kullanılan deyim yine bu olurdu!
Hani, Türkçe bir deyim vardır. (Her dinsizin hakkından, bir imansız gelir) deriz ya! Bu Siirt’çe atasözü de işte böyle bir şey!
Hem köpeklerle, domuzların kapışmalarından Müslüman’a zarar gelmez. Olsa olsa, rahmet gelir! İki şer grubun birbirine düşmesi, cemiyetin rahatlaması açısından önemlidir. Şerirler, birbirlerine düşerse, toplum şerlerinden kurtulur, rahat eder. Onlar, birbirlerini yemeye başlayınca, cemiyete musallat olmağa güçleri kalmaz!
Evet, Siirtçe atasözleri ve deyimler çok önemlidir. Siirt’çe deyimde olduğu gibi Yüce ALLAH, köpeklerle, domuzları birbirlerine düşürsün ki, topluma musallat olmağa güçleri ve fırsatları kalmasın!
Kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan Siirt Arapçasını yeniden ihya etmek dileklerimizle…
ANEKDOT
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, ehliyetsiz ve liyakatsiz biri tavassutlar sonucu
ŞEHRÜLEMİN
yapılmıştı. Bu yüzden, cakasından geçilmiyordu. Bir gün, yolda bu şahısla karşılaşan Bektaşi’nin biri, mevkiini, makamını bilmezden gelerek yaklaşmış ve sormuş:
-Beyzadem, siz yüksek mevkide birine benziyorsunuz. Acaba, göreviniz nedir, öğrenebilir miyim?
diye sormuş.
Adam, büyük bir gururla:
-Nasıl bilmezsin, ben İstanbul’un ŞEHRÜLEMİNİYİM!
diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Bektaşi yine sormuş:
-Peki, bundan sonra ne olacaksınız?
Adam yine kibirli bir ifadeyle:
-Vezir olacağım!
diye soruyu yanıtlamış. Ama Bektaşi sorularına devam etmiş:
-Peki, daha sonra ne olacaksın!
Adam yine kendinden emin bir tavırla:
-Kim bilir, belki Padişah Efendimizin gözüne girer, Sadrazam olurum!
demiş.
Bektaşi yine sormuş:
-Peki, ondan sonra?
(Padişah olacağım!)
diyemeyeceği için muhatabı bu defa kızgınlıkla:
-Daha ne olacağım! HİÇ OLACAĞIM, HİÇ!!!
diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Bektaşi, taşı gediğine koymuş:
-Peki, neden bu kadar gururlanıyorsun! Bak bana! Ben zaten şimdiden HİÇ’İM!!!
TAŞLAMA
TÜRK, ARAP, KÜRT KARDEŞTİR,
UNU BÖYLE BİLMELİ
BU VATAN HEPİMİZİN,
VATANI BİLİNMELİ
AYRIMCILIK YAPMAYIN,
VATANDAŞIZ HEPİMİZ
BİR ELBET BAYRAĞIMIZ,
VATANIMIZ, DİNİMİZ
MİLLETİN ARASINA
TEFRİKA NEDEN GİRDİ
NEDEN BİRBİRİMİZE,
BAKARIZ DÜŞMAN GİBİ
KENDİMİZE GELELİM,
BIRAKALIM TEFRİKİ
FİTNESİ DÜŞMANLARIN,
BU OLANLAR BİLİN Kİ