Ahmet Arıtürk

BİR ZAMANLAR, OSMANLILARIN ABD'Yİ HARACA BAĞLADIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ!

Ahmet Arıtürk

1970’li, 80’li yıllara kadar özellikle büyük şehirlerde semtleri, haraca bağlayan kabadayılar vardı. Bir zamanlar İstanbul’da Yarım Dünya Necmi, Arap Hüso, Çilli Burhan gibi Siirtli kabadayılar nam salmışlardı. İstanbul kabadayıları arısında Kürt İdris, Kürt Cemal gibi yine Güneydoğu kökenli kabadayılar yanında Dündar Kılıç, Oflu Hasan, İpsiz Recep gibi Karadenizliler, Solak Ligor, Piç Ardaç, Odesalı Kosti, Şık Manol gibi gayri Müslim kabadayılardan da bahsedilmiştir.

Ancak, terör örgütlerinin ve özellikle PKK’nın devreye girmesiyle, İstanbul’da kabadayılık da büyük darbe yedi. Çünkü haraç alma işini terör örgütleri devraldı.  Devletle uğraşan örgütler karşısında, kabadayılar tutunamadı. Örgüt adına haraç almak işi sadece İstanbul’la sınırlı kalmadı. Bütün zengin iş adamları haraç vermeye zorlanmağa başlandı.

Şehirlerde haraç alan kabadayılar tasfiye olurken ve yerlerini örgütler alırken, peki, dünyanın

HARACINI ALAN YOK MU!

Elbette vardır. Özellikle Ortadoğu’daki Müslüman Devletleri haraca bağlayan bir emperyalist devlet vardır ve adı Amerika Birleşik Devletleridir.

ABD’nin, Suudi Arabistan ve Katar gibi petrol zengini ülkeleri nasıl haraca bağladığının örneklerini verelim. Bu petrol zengini ülkeler, sattıkları petrolden elde ettikleri paranın yüzde 60’ını ABD bankalarında yatırmak zorundadırlar. Sadece Suudi Arabistan’ın, ABD bankalarında birikmiş parasının 1 trilyon doları aştığı belirtilmektedir. Peki, Suudi Arabistan, bu parasını ABD bankalarından çekebilir mi! Elbette ki hayır. Bakın, ABD bir yasa çıkarmış. Petrol şirketleri, bankalarındaki hesaplarından yılda en çok 20 milyon lira çekebiliyorlar. Bu şirketlerin, paranın tümünü almak gibi bir lüksleri var mı, elbette ki hayır. ABD isterse, (hesapları dondurdum) der, bütün paraların üzerine konar. Kim ne diyebilir!

Yine Suudi Arabistan’dan örnek verelim. Bir önceki dönem ABD Başkanı olan Donald Trump’ın bu ülkeye yaptığı bir ziyaretinde 350 milyar dolarlık silah anlaşması imzalamaya zorlaması da, aslında Suudilerin, ABD7ye HARAÇ VERMELERİDİR. Ne var ki, haracın adını SİLAH ALIŞVERİŞİ KOYMUŞLAR!

Günümüzde, dünya devletlerini ve özellikle Petrol zengini Müslüman ülkeleri haraca bağlayan ABD’nin kendisidir. Peki,   İmparatorluğunun güçlü dönemlerinde Osmanlıların da bazı ülkeleri haraca bağladıklarını ve haraca bağladıkları Devletler arasında ABD’nin bile bulunduğunu biliyor muydunuz!

Kuruluşunun ilk yıllarında Akdeniz'deki Osmanlı Korsan Gemileri'nin saldırılarına maruz kalan Amerika Birleşik Devletleri gemilerini üst üste kaybetmeye başlayınca Osmanlı Devleti ile 22 maddeden oluşan bir anlaşma yaparak bütün Akdeniz'deki faaliyetleri için Osmanlı'ya vergi ödemeye başlamıştı. Ayrıca Cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için de 642.500 dolar "Haraç" ödemeyi kabul etmişti. 5 Eylül 1795 yılında imzalanan ve dili Türkçe olan Dostluk ve Barış Anlaşması'na göre Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ilk kez bir devlet tarafından haraca bağlanmış oluyordu. Türk Dili'nde hazırlanan anlaşma aynı zamanda ABD tarihinde imzalanmış bir kaç yabancı dilli anlaşmadan biri olma özelliği taşıyor. ABD, 1796 yılında imzalana Trablus Anlaşmasına göre Türk korsanlarına yılda 12.000 altın fidye (haraç) ödemeyi kabul etmişti.

Fransa, Akdeniz'deki ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak için Osmanlı'ya yıllık 200.000 İspanyol doları vergi ödemekteydi. Bu miktar İngiltere için de yıllık 280.000 İspanyol doları olarak belirlenmişti. Ancak o yıllarda Amerika'nın Osmanlı Devleti ile imzaladığı bir dostluk anlaşması yoktu. İşte bu yüzden Osmanlı Korsan Gemileri bu sularda dolaşan Amerikan gemilerine saldırmaya ve mürettebatını esir etmeye başlamışlardı.

1783 yılında, Avrupa standartlarına göre mütevazı da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başladı. 25 Temmuz 1785'te, Atlas Okyanusu'nda Cadiz açıklarında, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi. Bu gemi, Boston limanına bağlı, Kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Maria idi. Arkasından, Philadelphia limanına bağlı, Kaptan O'Brien'in Dauphin'i de aynı akibete uğradı. 1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlıların eline geçti. Amerikan Kongresi, 27 Mart 1794 yılında, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için, Başkan George Washington'a 700.000 altına yakın harcama yetkisi verdi.

5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul etti. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlas Okyanusu'nda, gerekse Akdeniz'de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, Amerika Birleşik Devletleri adına Joseph Donaldson ve Osmanlı İmparatorluğu adına Cezayir Beylerbeyi Cezayirli Hasan Paşa nam-ı diğer Hasan Dayı imza koydular. Bu, ABD'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşması olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini kabul eden tek ABD belgesidir. ABD, 22 maddelik bu antlaşmaya 1818 yılına kadar bağlı kalıp vergi ödemiştir.

Anlaşma fermanları karşılıklı olarak halen İstanbul'daki Deniz Müzesinde ve Washington müzesinde bulunuyor.

Anlaşma’nın en ilginç ve hala da tartışılan 11. Maddesi çok dikkat çekicidir: “ABD yönetimi hiçbir anlamda Hıristiyan dini üzerine kurulmuş olmadığından – ki hükümet kendi içinde hiçbir şekilde Müslüman kanunlarına, dinine ve düzenine düşmanlık beslemez – ve adı geçen Devletler hiçbir zaman bir İslam devleti ile bir savaş ve husumet halinde bulunmadıklarından, ilân ederler ki dinî görüşler hiçbir zaman iki ülke arasında hüküm süren uyumun bozulmasına meydan vermeyecektir.”

Amerika ve Trablusgarp Beylerbeyliği 7 Mart 1796 yılında Osmanlı ile Amerika arasında imzalanan Dostluk ve Barış Anlaşmasına rağmen yer yer karşılıklı çatışmaya ve birbirlerinden gemi ve esir ele geçirmeye devam ettiler. Gözü kara bir Paşa olan Trablusgarp Beylerbeyi Yusuf Paşa ülkedeki Amerikan temsilcisini yanına çağırtarak elini öptürüp, yıllık haraç miktarını 225 bin dolara çıkardığını ilan etti. Ayrıca çeşitli mallardan oluşan 25 bin dolarlık bir miktarın da buna eklenmesini istedi. Yusuf Paşa ne kadar kararlı olduğunu göstermek için de Amerikan konsolosunun gözü önünde gemisinin bayrak direğini kestirdi. ABD Başkanı Thomas Jefferson'ın emriyle 4 savaş gemisiyle Trablus sahillerine giden Com. Dole, tehlikelerle dolu 1200 km uzunluğundaki sahilin gözünü korkutması üzerine savaşmaya cesaret edemeyerek ülkesine geri döndü. Bir yıl sonra, Mayıs 1802’de bu defa 6 gemiyle Trablus Limanı açıklarına demirleyen Amerikan Filosu bir Trablus gemisini batırıp sahili de bombaladı.

Aynı yıl Amerikalı Albay Bainbridge, Trablus’u kuşatmak için harekete geçti ise de kendini Yusuf Paşa tarafından kuşatılmış bulunca Philadelphia Savaş Gemisi -içindeki 307 Amerikalı subay ve erden oluşan mürettebatıyla birlikte- ele geçirildi. İki yıl Türk Bayrağı'nın şanlı bir şekilde dalgalandığı Amerikan Gemisi, Stephen Decatur'un -bir Türk teknesini ele geçirdikten sonra Osmanlı Askeri süsü verdiği- 74 gönüllüsüyle birlikte Trablus Limanı'na gizlice yanaşması sonucu 15 Şubat 1804’te ateşe verilerek yakıldı.

Philadelphia Gemisi'ni Trablus Limanı'nda yakan 25 yaşındaki Stephen Decatur, gösterdiği bu başarı sonrası Albaylığa atanarak ABD Deniz Kuvvetleri’nin en genç yaşta kaptanlığa yükselen Deniz Albayı ünvanını elde etti. Ünlü İngiliz Amirali Nelson Amerikan Denizcilik Tarihi'nde önemli bir yer tutan bu olayı duyunca bunu "Çağın En Cesur Eylemi" olarak ilan etti.

Osmanlı deniz akıncıları ise her fırsatta Akdeniz’deki Amerikan gemilerine denizleri dar etmeye devam ettiler. Yaman bir kahraman olan Yusuf Paşa ise Amerika ile karşılıklı inatlaşmaya devam etti ve esir edilen Amerikan askerlerini değiş-tokuş etmeye de yanaşmadı. Bunun üzerine 3 Eylül 1804’de harekete geçerek Trablus Limanı'nı hedef seçen bir "Amerikan İntihar Gemisi" açılan ateş sonucu amacını gerçekleştiremeden patlatılarak batırıldı.

Amerika Birleşik Devletleri Osmanlı'nın "Garp Ocakları"na ödediği yıllık vergisini 1824 yılına kadar ödemeye devam etti.

Evet, günümüzdeki duruma bakarak haklı olarak

(NEREDEN, NEREYE)

demek durumunda kalıyoruz.

TAŞLAMALAR

ABD’Yİ HARACA

BAĞLAMIŞKEN OSMANLI

ÖNÜNDE KIYAM DURUR

OSMANLI TORUNLARI

DEVİR DEĞİŞTİ GERÇEK

ABD TEK LİDERDİR

ABD’NİN BAŞKANI

KOVBOY JOE BİDEN’DİR

TELEFONUMUZA DA

TENEZZÜL EDİP ÇIKMAZ

CEMALİNİ GÖRÜP DE

ŞEREFYAB OLSAK BİRAZ

ERDOĞAN, BİDEN İLE

GÖRÜŞECEK DENİLİR

ELBET BİZLER İÇİN BU

ONURDUR VE ŞEREFTİR(!)

Yazarın Diğer Yazıları