Beşli Çete)
deyimini ve bu çetenin ününü mutlaka duymuşsunuzdur. Medyada zaman-zaman öyle bir çetenin varlığından bahsedilmekte, ama doğru, ama yalan vurgunları, talanları dillendirilmektedir. Hem de öyle vurgunlardan bahsediliyor ki, rakamlarını telaffuz etmek bile akıllara ziyan! Ömrü hayatımızda hiçbir zaman için göremeyeceğimiz, bulamayacağımız, sahip olamayacağımız Dolarlardan, Eurolardan söz edilmekte. Günahı vebali yazanların boyunlarına, bu
ÇETENİN
vurduğu vurgunlar,
40 HARAMİLER MASALINDA
dillendirilen servetlerle mukayese edilemeyecek kadar büyüktür!
(Zenginin parası, züğürdün çenesini yorar) dedikleri gibi,
BEŞLİ ÇETE
hakkında anlatılanları işitince aklımız şaşıyor! Kim bu
BEŞLİ ÇETE!
Ne yaparlar, ne iş ederler, milleti nasıl soyup soğana çevirirler, bu kadarına aklımız ermez. Zaten aklımız erse, biz de bir
ÇETE
OLUŞTURUR,
köşeyi dönerdik. Ne var ki, bu kadar şeytanlığı, bu kadar vurgunu, bu kadar talanı küçük aklımız istiap etmiyor. Hani
(At binenin, kılıç kuşananındır)
şeklinde dillendirilen bir atalarsözümüz var ya! Maalesef, ne ata binmeyi biliyoruz, ne de kılıç kuşanmayı!
Bu (BEŞLİ ÇETE) deyimi, bana çocukluk ve gençlik yıllarımda İlimizde ve bölgemizde cirit atan EŞKIYALARI anımsattı. KOÇEROLAR, HAKİMOLAR, TİLKİ SELİMLER, ŞERİFOLAR, HAMİDOLAR, ALİKOLAR ve daha kimler-kimler. Aslında bunların hepsi birer kader mahkumuydu. Birer zavallıydı! Adları EŞKIYAYA çıkmıştı ama, asıl olan, neden dağları mesken edindiklerini sorgulamaktır.
Ünlü bir eşkıyanın, halk arasındaki yaygın hikayesinden örnek vereyim. Kararı siz verin. Bir zamanlar, yine eşkıya olarak ünlenen birinin dağa çıkmasının sebebi, köyünün ağasından gördüğü zulüm olarak aktarılır. Ağa, sonradan meşhur bir eşkıyaya dönüşen marabasına köy meydanında kadın elbisesi giydirmiş ve bir çocuğa da başına çiş yaptırmıştı. İşte, zulmün böylesine dayanamayan kişi de
(EDİ BESSE)
diyerek dağa çıkmış ve kendisine o zulmü yapan ağanın sülalesine kök kazdırmıştı.
1960’lı yıllarda Siirt’te
KOÇERO
namıyla ünlenen bir eşkıya da vardı. Asıl adı Mehmet İhsan Kilit’ti. Ama asıl adını bilen yoktu. Hiçbir zaman için kimselere zarar vermedi. Kendisine
KANKARDEŞ
olarak bildiği
ŞERİFO’yu
öldüren kişiyi öldürmüş ve hapishaneye düşmektense, dağları mesken edinmişti.. O yıllarda, gerçekleşen her soygunun, her vurgunun
KOÇERO
tarafından yapıldığı söylenirdi. Oysa, bunların hiç birini yapan o değildi.
O yıllar, benim de gençlik yıllarımdı. İstanbul Gazetelerinde hergün hakkında çarşaf-çarşaf haberler yapılan
KOÇERO
için br şiir yazmış ve (
KOÇERO
DESTANI)
adını verdiğim bu şiiri, broşür şeklinde bastırarak, dağıtmıştım. On kıtadan oluşan destanın aklımda kalan birkaç kıtası şöyleydi:
BU YAKINDAN GEÇEN KOÇERO İDİ
GAMMAZI BIRAKMAZ ÖLDÜRÜR İDİ
EPEY ZAMANDANDIR PUSUDA İDİ
DUYUN ARKADAŞLAR KOÇERO GELDİ
ŞERİFOYU DAĞLI ALİKO VURDU
HABERİ İŞİTTİ DAĞLARIN KURDU
ŞERİFOSU İÇİN ALOYU VURDU
İŞTE ARKADAŞLAR KOÇERO GELDİ
KAYABAĞLARINDA ÇEMBERİ YARDI
AYNBARRAN KÖYÜNDEN HEMENCİK KAÇTI
BOTAN’I AŞARAK DAĞA ULAŞTI
DUYUN ARKADAŞLAR KOÇERO GELDİ
DAĞDA HÜKÜMETİ TEMSİL EDENDİR
BAZAN İYİ BAZAN KÖTÜ OLANDIR
DOSTUNA DOST, DÜŞMANINA YAMANDIR
İŞTE ARKADAŞLAR KOÇERO GELDİ
***
Tahmini 60 yıl önce yazdığım
(KOÇERO DESTANI)nından
aklımda kalan kısmı bu kadar. Bu destandan sonra, benim de adım
(KOÇERO)ya
çıkmıştı. Yukarıda da belirttiğim gibi,
KOÇERO
ile ilgili haberler o yıllar çok tutuyordu, bütün İstanbul Gazeteleri, Koçero ile röportaj yapmak için muhabirlerini seferber etmişlerdi. Benim
(KOÇERO DESTANI)
adını verdiğim şiirim de bazı İstanbul Gazetelerinde yayınlanmıştı. Özellikle o yıllarda geniş bir okuyucu kitlesi olan
TERCÜMAN Gazetesinde
de yer alınca, hakkımda soruşturma açıldı. Dönemin Siirt Başsavcısı ifademi almak için çağırttı. Anımsadığım kadarıyla adı Ömer Çapanoğlu’ydu. Aynı zamanda şairdi
(SONRA TANRI KONUŞTU)
adında yayınlanmış bir şiir kitabı vardı. İfademi alırken özellikle
(DAĞDA HÜKÜMETİ
TEMSİL EDENDİR)
mısraına takılarak,
(BİR EŞKIYA, HÜKÜMETİ NASIL
TEMSİL EDEBİLİR)
diye sordu. Kendisine
DADALOĞLU’NA
ait :
BELİMİZDE KILICIMIZ KİRMANİ,
TAŞI DELER MIZRAĞIMIN TEMRENİ.
HAKKIMIZDA DEVLET ETMİŞ FERMANI,
FERMAN
PADİŞAHIN, DAĞLAR BİZİMDİR.
Dörtlüğünü okuyarak, halk şairlerinin, bu gibi benzetmeler yaptıklarına, bunun edebiyatta yeri olduğuna vurgu yaptım.
Başsavcı, soruşturmayı kendisinin resen açmadığını, Vali’nin şikayeti üzerine ifademi almak zaruretinin hasıl olduğunu belirterek, takipsizlik kararı verdi.
Şimdi, geçmiş yıllara ait
EŞKIYALAR
örneğini neden verdim, istifhamı akıllara düşebilir. Ona açıklık getireyim.
Gerçekte birer kader mahkumu olan ve çevrenin etkisiyle dağlara çıkan zavallılara (EŞKIYA) DERİZ DE, (BEŞLİ ÇETE) olarak ünlenenlerin ve benzerlerinin huzurlarında KIYAMA DURUR, ONLARI (BEYEFENDİ), (SAYGI DEĞER), (HAMİYETPERVER) gibi sıfatlarla anarız.
İşte, toplum olarak bugün bu hallerdeysek, sebebi budur!
TAŞLAMALAR
(BEŞLİ ÇETE) DİYORLAR
KİMMİŞ BU (BEŞLİ ÇETE)
AZ KAFANI ÇALIŞTIR
BULACAKSIN ELBETTE
GEÇMİŞTE EŞKIYALAR
VARDI YOL KESERLERDİ
CÜZDANLARDA, CEPLERDE
HER NE VARSA GİDERDİ
MİLYARLARLA DÖVİZİ
GÖTÜRÜR GÖZÜ DOYMAZ
BEŞLİ ÇETE SOYUNCA
TIRLAR BİLE KALDIRMAZ
HER KESİMDEN DE SAYGI
GÖRMEKTELER ÜSTELİK
ÜLKEMİZİN BU HALİ
İBRETLİK Mİ, İBRETLİK