Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, gençlerin geç yaşlarda evlenmelerinden şikayetçi.
“30 yaşına
gelmiş, hala evlenmemiş”
buyurarak, gençlerin evlenmek işinde geç kaldıklarını belirtmekte ve hayretini dile getirmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın evlilik konusundaki bu uyarısı, normal şartlarda elbette çok yerinde ve gerçekçidir. Bir genç en geç bilemediniz, üniversiteyi bitirdiğinde evlenmelidir. Normal şartlarda 25 yaşını dolduran gençlerin üniversiteyi bitirerek hayata atılmış olmaları gerekir. Devlet Baba da lütfedip, kadro verirse, iş verse, gençler elbette evlenecek ve yuvalarını kuracaklardır.
Ancak, bilinen bir gerçek vardır, o da şudur. Türkiye’de gençlerin yarısından fazlası iş bulamadıkları için çalışmıyorlar, çalışmadıkları için de evlenemiyorlar. Kendileri, daha ailelerinden harçlık almak durumunda olan gençlere evlenmelerini tavsiye etmek, onları ti’ye almaktır. Üniversiteyi bitirdiği halde, bırakın branşıyla ilgili, hatta temizlik işçisi kadrosu dahi bulamadıkları için harçlıklarını dahi ailelerinden almaya devam eden gençlere
(neden evlenmiyorlar) sorusunu yönetmek, boş havanda su dövmektir. İşi, aşı, maaşı olmayan gençler nasıl evlenecekler, söyler misiniz!
E, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak Devletimize boşuna
(DEVLET BABA)
demiyoruz, herhalde. Dünya genelinde Devletine
(DEVLET
BABA)
diyen başka bir millet yoktur! Bu durumda, devlet baba da, babalık görevlerini yerine getirmelidir. Baba dediğin çocuğuna eğitim, sağlık, iş, aş ve barınacak bir yuva sağlamakla mükelleftir. Babaların bir görevleri de, çocuklarını evlendirerek, mürüvvetlerini görmektir. Bu bakımdan, gençlerin geç evlenmelerinden şikayetçi olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Devletin Babası olarak, çocuklarını evlendirmek istemesine neden karşı çıkalım ve bu işi neden muhalefetin bakış açısıyla
ÇÖPÇATANLIK
olarak yorumlayalım!
Şimdi, 3 bekâr çocuğunu maddi imkansızlıklardan dolayı evlendiremeyen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bekâr çocuklarım adına sesleniyorum. Yalnız, halk türküsündeki
(ANA)
kelimesini
(BABA)
olarak değiştirmek kaydıyla.
İşte o türkü:
ANEKDOT
BABA BENİ EVERSENE
ALA KEÇİ ÇİFT DOĞURDU
BOL ETTİK SÜTÜ YOĞURDU
GÖNLÜME HÜLYALAR DOLDU
AH BABA BENİ EVERSENE
BU ODADA ÜÇ MUM YANSIN
BAKIR KAPLAR KALAYLANSIN
UYUYAN GÖNLÜM UYANSIN
BABA BENİ EVERSENE
Siirtli genç, Vatani vazifesini yapmış, memleketine dönmüştü. Babası yıllar önce ölmüş olduğundan, annesiyle yalnız yaşıyordu. Oğlunun mürüvetini görmek isteyen anne, genç oğluna sık-sık:
-Oğlum, artık seni evlendirmenin zamanı geldi, geçiyor!
diyormuş. Ama, oğlu yoksulluklarından ve işsizlikten dem vurarak evlenmek konusuna sıcak bakmamaktaymış. Bir gün annesi, oğlunu evlendirmek için çâreler sıralarken:
-Para bulamazsak, boz eşeği satar, başlık parası yaparız
demiş. Ama, oğlu yine evlenmeye yanaşmamış. Kadıncağız, artık oğluna ısrar etmekten ve evlilik konusunu açmaktan vazgeçmiş.
Annesi, uzun süre evlilikten bahsetmeyince, evlenmek konusunda niyetini bozan genç dayanamamış ve bir sohbet sırasında annesine söylenmiş:
-Dade, dade! Ka behse kere beje!
Bu Kürçe deyimin Anlamı şu:
-Anne, Anne! Hele eşekten bahset!
Bekar olup da, işsiz oldukları için evlenemeyen gençler adına biz de Devlet Babaya seslenerek diyoruz ki:
-İşten, kadrodan bahsedin!