İlk toplantısını 7, ikinci toplantısını 14 Aralık’ta yapan asgari ücret tespit komisyonu, üçüncü ve son toplantısını da 20 Aralık Salı günü yaptı. Gerçekte, asgari ücret tespit komisyonu bir komedyadır. Çünkü sonuç itibarıyla kararı Bakanlığın temsilcileri ile İşveren temsilcileri belirleyecektir. İşçi temsilcilerinin kurulda yer almaları, dostlar alışverişte görsünler kabilindendir. Bugüne kadar yapılan tespitlerde bu kuralın çiğnendiğine şahit olmadım. Çünkü Bakanlık temsilcileri, kararlarını hep işverenden yana kullandılar. Hiçbir tespitte, işçi temsilcilerinin yanında yer almadılar.
Asgari Ücret tespit komisyonu bilindiği gibi 15 üyeden oluşur. Bunların 5’i bakanlık, 5’i işveren ve 5’i de işçi temsilcileridir. Bakanlık ve İşveren temsilcilerinin birlikte hareket etmeleri bir yana, zaten mevcut işçi temsilcisi sendika da, hükümete yakınlığı ile bilinmektedir. Gerçi, 20 Aralık günü yapılan üçüncü ve son toplantıda Türk-İş asgari ücretin 9 bin liranın altında olmasını kabul etmeyeceğini belirterek komisyondan çekildi ama sonuç itibarıyla bu bir danışıklı dövüş de olabilir! Hani, işçilere karşı mahcup olmamak açısından
(istedim, vermediler)
diyebilmek için veya zaten 9 bin TL’de anlaşmış olmak açısından!
Gelelim işin özüne. Türkiye şartlarında asgari ücreti 10 bin lira da, daha yüksek de yaparsanız ne yazar. Yüzde yüzü aşan bu enflasyon varken, asgari ücret 2-3 ay içinde zaten eriyip gidecektir. Bu arada olan, küçük işletmelere olacak, işçisine asgari ücret ödeyemeyen belki onbinlerce iş yeri ya işçi çıkaracak, ya da kendisi kepenk kapatacaktır. Asgari ücretin, bir de böyle bir yüzü var.
Bir başka önemli konuyu bu arada gündeme getirelim. Asgari ücret ister 7 bin, ister 10 bin TL olsun. Peki, bugün bile asgari ücretinin yarısı kadar maaş alamayan emeklilerin durumları ne olacak! Onlar insan değil mi! Onların durumlarından sorumlu olan sadece ve sadece DEVLET BABADIR. Bir Devlet Baba düşünün ki, emeklilerini kendi tespit ettiği asgari ücretin yarısına mahkûm ediyor.
İnsafınız kurusun, yani!!!
MESİH VE MEHDİ!!!
İslam âleminde
MEHDİLİK ve MESİHLİK
kavramları hep tartışıla gelmiştir.
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’TEN (O’na al ve ashabına
salat ve selam olsun)
sonra hemen her asırda
MESİHLİK ve MEHDİLİK
davasına kalkışan birçok din simsarları türemiştir. Hala da, bu iddialarla ortaya çıkanlar vardır.
MESİHLİK VE MEHDİLİK
kavramları zaman-zaman İslam âleminin de başına belâlar açmıştır. Bu iddialarla ortaya çıkarak, etraflarına cahil cühela takımlarından kimseleri toplayanlar ve kargaşalara yol açanlar hep olmuştur.
Örnek olması açısından
KUBİLAY’IN
Menemen’de Şehit edilmesi olayını anımsayalım. Mustafa Fehmi Kubilay’ın şehit edilmesi olayı da, bir sahte Mehdilik olayından kaynaklanmıştı. 1930 yılında Menemen’de yedek subay olarak askerlik görevini yapmakta olan
KUBİLAY
, Şeyh Esat adlı bir din simsarının Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirilen, Manisa tarafından gelen çember sakallı, sarıklı ve cüppeli dördü silahlı 6 kişi tarafından 23 Aralık 1930’da sabah namazını takiben camiden aldıkları Yeşil Sancağı yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya başlamaları ve elebaşılar arasında bulunan Giritli Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan’la birlikte korkunç cinayeti işlemeleriyle neticelenmişti.
Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini
“MEHDİ”
olarak tanıtmış ve dini korumaya görevlendirildiklerini söylemişti. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söyleyerek tehditlerde bulunmuş, diktikleri bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve
“Şapka giyen kâfirdir! Yakında yine şeriata
dönülecektir.”
diyerek bir isyan hareketi başlatmak istemişlerdi. İşte bu güruh, kendilerini engellemeye çalışan genç Asteğmen Fehmi Kubilay’ın kafasını kör bir testereyle keserek şehit etmiş ve kestikleri başını da sopanın ucuna takarak Menemen’de gezdirmişlerdi.
Hatırlanacağı üzere Abdi İpekçi’nin katili ve Papa 2’nci John Paul’un suikastçısı olarak 30 yıl hapis yattıktan sonra, cezaevinden tahliye edilen Mehmet Ali Ağca da bir ara
MESİH OLDUĞUNU İLÂN ETMİŞTİ.
Tabii, gerçek Müslümanların bu gibi safsatalara inanmaları mümkün değildir. Çünkü dinimizde yer alan
MESİH’İN
tarifiyle, kendileri için
MESİH ve MEHDİ
sıfatını kullananların hiçbir benzerlikleri yoktur. Mehdilik kavramı hadisi şeriflere dayanır.
“Mesih”
ise bizzat Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir kavramdır. Kur’an-ı Kerimde meâlen şöyle buyrulur:
“Ve şüphesiz Allah’ın resûlü: ‘Meryem oğlu İsa
Mesih’i biz öldürdük.’
demelerinden. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Ama onlar için benzeri vardı. Şüphesiz onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan dolayı kesin bir şüphe içindedirler. Onların o hususta bilgileri yoktur. Sadece onlar, zanna uyarlar. Kesinlikle onu öldürmediler.”
Âyet-i Kerimenin meâlinden de anlaşılacağı üzere,
“MESİH” Hazret-i İsâ’nın
(Peygamberimize, O’na, cümle peygamberlere salat ve selâm olsun)
adlarından biridir. Mesihlik iddia edenler Meryem oğlu İsâ olmadıklarına ve olamayacaklarına göre, bu iddiaları da ancak ve ancak
ANTİSOSYAL KİŞİSEL BOZUKLUKLARDAN NEŞ’ET EDEN HEZEYANLARDIR.
Hazret-i İsâ’nın, kıyametin kopmasına yakın dünyaya teşrif edeceği ve
HAZRET-İ
MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun)
şeriatını tatbik ederek bir süre için hüküm süreceği de akla uygun değildir. Zira son Peygamber
Hazret-i Muhammed’tir. Hazret-i İsa
bir daha dünyaya teşrif edecek olursa, o zaman son Peygamber de o olurdu!
İslâmi kavramlardan biri olan
“MEHDİLİK”
ise yine sıhhat dereceleri tartışılabilecek hadisi şeriflere dayandırılır. Mehdi’nin kıyamete yakın zuhur edeceği ve Peygamber Efendimizin soyundan olacağı belirtilir. Hatta sıhhat derecesi şüpheli hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz tarafından şeklinin, şemâlinin tarif edildiği belirtilir. Mehdi’nin gelmesiyle, bütün dünyaya bolluk, bereket ve huzur geleceği söylenir.
Ancak MESİHLİĞİN DE, MEHDİLİĞİN DE BİRER ŞAHSİ MANEVİ OLDUKLARI GÖRÜŞÜNDE OLAN ULEMA SINIFINA DAHİL DİN ADAMLARI VARDIR. Zaman-zaman, MESİHLİK VE MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNAN ŞARLATANLAR HEP OLMUŞTUR VE OLACAKTIR!
Unutmayalım, FETÖ’NÜN örgüt başı Fethullah Gülen’in de
MEHDİ
olduğunu iddia eden ahmaklar olmuştu. Mehdi değil, bir CİA Ajanı olduğu ortaya çıktı. Sakın ola bu gibi safsatalara inananlar olmasın, Müslümanlar bir daha aldanmasın!
TAŞLAMA
KOMEDYADIR, KOMEDYA
ASGARİ ÜCRET İŞİ
AMAÇ GÖZ BOYAMAKTIR
ALDATMAKTIR İŞÇİYİ
BAKANLIK VE İŞVEREN
HER NE DERSE O OLUR
BİL Kİ YILLARDAN BERİ
OYNANAN OYUN BUDUR
BU YÜKSEK ENFLASYON
VARKEN DEĞİŞEN NEDİR
NE VERİLSE VERİLSİN
HEMEN ERİMEKTEDİR
ENFASYONU İNDİRİN
BUDUR GERÇEKÇİ TALEP
DOKUZ BİN LİRA VERSEN
DEĞİŞEN NEDİR ACEP