Ahmet Arıtürk

ARAPÇAYI (SİİRTÇE) YASAKLAYAN VALİ

Ahmet Arıtürk

26 Eylül Dil Bayramını kutlarken, Siirt eski Valilerinden İzzettin Çağpar’ın, Arapçayı yasaklamasıyla ilgili bir anekdotu sunarak yazımıza başlayalım. İşte, o anekdot:

“1939-1940 yılları arasında kısa bir süre Siirt Valiliği yaptı.

Atatürk’ün vefatından sonra Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü’nü döneminde Siirt’te valilik yapan İzzettin Çağpar resmi dilin Türkçe olması yasasını öylesine abartmış ki, resmi binalar ve resmi yazışmalar dışında neredeyse evinde bile Türkçe dışında bir dil kullananlara yönelik bir mecidiyelik (iki adet on kuruş) para cezası uygulamasını başlatmış ve bunu Allah’ın emri gibi yürürlüğe koymuştu. Siirt’te bir yıldan az bir süre valilik yapabilmiş olan bu zat-ı muhterem zamanında belediye zabıtası aracılığıyla şehirde estirilen şiddet öyle bir boyuta gelmiş ki, halk, bir mecidiyelik para cezasını umursamaktan değil, o zaman bu işlere bakan belediye binasına apar topar götürülüp hakaretlere maruz kalmaktan çekindiği için ara sokaklarda bile, aslı Arapça olan “merhaba ve selamün aleyküm” kelimelerini dahi kullanamaz olmuş. Sebebi ise, o günleri hatırlayanların yorumuyla, tek kelimeyle suçlunun(!) onuruna yönelik saldırılarmış.

O günleri anlatanlar, Siirt eşrafından Molla Tayyip ve Appo Mellé Mustafa’nın, asıl adı Meşayihler Çarşısı olan

(SOKUL MEŞEYEĞ)

mahalde karşılaştıklarında, birbirlerine dolu dolu gözlerle bakıp;

“Nasıldır? İyidir,”

deyip geçip gittiklerini, çünkü hem akraba, hem de dost olan bu iki insanın sohbet edecek kadar Türkçe kelime bilmediklerini eklemektedirler.

Gelgelelim, dönemin ortaokul mezunu, gayet iyi Türkçe bilen Fazıl Bey bu işe fena halde içerler ve tavrını koyar. Arapça kelimelerle; “Vallahi, madem İzzettin efendi bize Arapçayı yasakladı, ben de kendime Türkçeyi yasaklıyorum!” diye ant içer. Ve oturup kalktığı her yerde Arapça konuşur, halka, yasanın resmi yazışmalar ve resmi daireler için geçerli olduğunu anlatıp,

“Gazi’nin yasası böyle değildi”

diyerek onları resmi daireler dışında her yerde Arapça konuşmaya teşvik eder. Gayet tabii ki zabıta devreye girer. Ama Fazıl Bey’i yaka paça Belediyeye götürmek, hele hele ona hakaret etmek kimin haddine. Fazıl bey, Belediyede bile savunmasını Arapça yapar. Savunmasını alan kâtibe; “kişi hasta olduğunda hangi dille inleyip ah anne diyorsa, başı sıkıştığında hangi dille dua ediyorsa ben de aynısını yapıyorum. İncinmiş bir insanım. O yüzden Arapça dışında bildiğim diğer dilleri

(Türkçe, Farsça ve Fransızca)

unuttum. Hatırladığımda kâğıdı kalemi alıp Başbakana dilekçe yazacağım, der. Gözaltında tutulur. Hem para cezası verecek, hem belki de hapishaneyi boylayacaktır. Sonunda zamanın Başbakanı Dr. Refik Saydam’a bir dilekçe yazar. Dilekçe Başbakanlığa ulaşır ulaşmaz Fazıl Bey beraat eder, resmi daireler dışında Arapça yasağı kalkar ve İzzettin Çağpar merkeze alınır.

Gelişme şehirde bayram havasında karşılanır.”

Bunu da yeri gelmişken anımsatalım. Geçmiş yıllarda, Bölgemizde Kürtçe ya da Arapça olan köy ve mahalle isimlerinin değiştirilmeleri bir hataydı. Ama yanlışları, yanlışla düzeltmek yanlıştır. Deniliyor ki, adları Kürtçe iken geçmişte değiştirilen ve Türkçeleştirilen köylere, yeniden eski isimleri verilecekmiş. Böyle bir durum, yanlışı, yanlışla düzeltmek olur. Ya, daha önce hiç değiştirilmeyecekti, ya da, değiştirildikten sonra, eski isimlere dönüş yapılmamalı.

Değişikliklerin birçoğuna şahit olduk. Eski isimleri unutup, yeni isimleri öğreninceye kadar, vatandaşlar olarak neler çektik. Eskiye dönüş gerçekleşirse, yaşanan kargaşa yeniden yaşatılacak, demektir. Kısacası, “eski isim-yeni isim” diye, yine sıkıntılara düşülecek…

Zihinleri karıştıracak böyle bir duruma meydan verilmemeli, eski isimler getirilecek diye, kafa karışıklığına yol açılmamalıdır. Şunu belirtelim ki, adları değiştirilmiş köylerin büyük çoğunluğu zaten boşaltılmış durumda. Boşalmış olan köylerin adları Türkçe olmuş, Kürtçe olmuş fark etmez. Devlet, isimlerini değiştirdiği köylere, yeniden eski adlarını vermeğe kalkışırsa, bu açık bir taviz olur.

TAVİZ, YENİ TAVİZLERE YOL AÇAR.

Evet, geçmişte köylerin adlarının değiştirilmesi hataydı. Değiştirilmemeleri gerekirdi. Amma, değiştirdikten ve aradan bunca yıl geçtikten sonra tekrar değiştirmeğe kalkışırsanız, bunun adına

TAVİZ

VERMEK

denilir. O zaman, Devletin gücü tartışma konusu olur. Hele, bu iş bir tarafın istemi ve ağırlık vermesi sonucu yaşanırsa hiç de iyi olmaz.

TAŞLAMA

İTFAİYE HAFTASI

BU HAFTA BİLİYORUZ

MUTFAKLARDA YANGIN VAR

(YANDIK İMDAT) DİYORUZ

MUTFAKTAKİ YANGINI

KİM NASIL SÖNDÜRECEK

ERDOĞAN MI, ŞİMŞEK Mİ

YANGINA (DUR) DİYECEK

YANGIN VAR, HEM NE YANGIN

MUTFAĞIMIZ TUTUŞTU

HORTUMCU, HORTUMLUYOR

KİM DURDURSUN BU PUŞTU

HORTUMCULAR OLMAZSA

TUTUŞMAZDI MUTFAKLAR

BU YANGINI BİL ANCAK

HORTUMU KISMAK PAKLAR

Yazarın Diğer Yazıları