Siyasi partiler, elbette seçim propagandası yaparlar. Ne yaptıklarını, ne yapacaklarını, ne yapmak istediklerini anlatarak, seçmenlerden destek istemek, seçmenleri bu konularda bilgilendirmek en doğal haklardır.
Ancak, bu ülkede siyaset öylesine çirkefleşmiş ki, hele bazı siyaset adamları çizgiden o kadar çıkıyorlar, söylemleriyle milleti öylesine geriyorlar ki, sanki seçime değil, savaşa gider gibi bir hava estiriyorlar. Rakip siyasi partileri ZİLLET, İLLET, TERÖRİST, VATAN HAİNİ, DİNSİZ, İMANSIZ, KİTAPSIZ olarak tanımlayanlar, “Vur de vuralım, öl de, ölelim” diyenlere “ONUN DA ZAMANI GELECEK” diyen siyasi erbabı bile var. Neden, kimi vuracaksın, kimi öldüreceksin, Ülke savaşa değil, seçime gidiyor. Tansiyonu böyle yükseltmeğe, milleti germeğe, düşman kamplara bölmeğe kimin ne hakkı var!
Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan 85 milyon vatandaşız. Fikirlerimiz, zikirlerimiz, görüşlerimiz ayrı bile olsa, hepimizin gayesi bu vatanın selameti olmalı. Birbirimize düşman değil, kardeşler gözüyle bakmalıyız. Gerektiğinde dar ve zor günlerimizde birbirimizle kucaklaşmalıyız. Nasıl, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremlerde milletçe yüreğimiz yandıysa ve hepimiz, depremzede kardeşlerimizin yardımına koştuysak, ülkemizin sorunlarında da aynı sorumluluğu duymalıyız.
Bu ülkenin insanlarını kutuplaştırmanın, birbirine düşman gibi göstermenin zarardan başka hiçbir faydası yoktur. Seçimlerde düşmanlık tohumu ekmek, Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve beraberliğine vurulan en ağır darbedir. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Hadis-i şerifinden ilham alarak, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir vücut gibidir” diyebilirsek ve gereğini yerine getirirsek, o zaman kurtuluşa ulaşacağız demektir.
Seçimle gelenler, seçimle gitmeyi bilmeli, değişim zamanı geldiğinde ayak dirememeli. Vatandaşın tercihine saygılı olmak gerekir. Önümüzde bir seçim var. Her siyasi parti ne yaptığını, ne yapacağını, ne yapmak istediğini seçmenlere anlatsın. Vatandaşlar, kararlarını hangi doğrultuda verirlerse, tercihlerine saygı gösterilsin. Vatandaşların en az yarısına “SEN ZİLLETSİN, SEN İLLETSİN, SEN TERÖR SEVİCİSİN, SEN TERÖRİSTSİN” gibi ağır, tahkir edici ve kutuplaştırıcı söylemlerden vazgeçilsin. Demokrasinin tıkır-tıkır işlediği ülkelerde olduğu gibi, kazanan yönetime geçsin, yenilen ise gelecek seçime kadar şapkasını alsın, çekip gitsin.
Süzün özü, bütün siyasi partilerin özellikle liderlerine ve partiler adına konuşmalar yapan, demeçler veren üst sınıf yöneticilerine çağrıda bulunarak diyorum ki
ALLAH AŞKINA MİLLETİ GERMEYİN…
İKİ BAYRAM İÇİÇE
Bu yıl iki bayramı iç-içe kutlayacağız. 21 Nisan Ramazan-ı Şerif Bayramının birinci günü. 22 ve 23 Nisan günleri de aynı Bayramın devamı. Bu arada 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı da kutlanacak. Yani, bir dini bayram ile bir milli bayramı iç içe kutlayacağız.
14 Nisan 2023 Cuma günü camilerde haliyle
CUMA HUTBESİ
vardı. Milli Bayramları dillendirmekten ve özellikle Mustafa Kemal ATATÜRK’ten pek hazzetmediği anlaşılan Diyanet İşleri Başkanlığı Cuma hutbesinin konusunu
(KADİR GECESİ)
olarak tespit etmiş ve 81 il’in müftülüklerine okunacak hutbeyi internet marifetiyle göndermişti. Elbette, Kadir gecesi, önemli hem de çok önemli bir gecedir. Ancak,
KADİR GECESİNİN,
Ramazan ayının 27. Gecesi olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Hatta Ramazan ayında olup olmadığı bile şüphelidir.
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun) (KADİR GECESİNİ RAMAZAN AYININ SON ON GÜNÜNÜN TEK OLAN GECELERİNDE ARAYINIZ)
şeklinde bir hâdis-i şerifleri olduğu da bilinmektedir.
Bu hâdis-i şerife göre KADİR GECESİ Ramazan ayının 21, 23, 25, 27 veya 29’uncu gecelerinden biri de olabilir.
Bu durumda Kadir gecesi ile ilgili hutbenin Ramazan ayının 21. Gecesi öncesine denk gelen Cuma günü verilmesi daha uygun olmaz mı!
Hadi diyelim, Diyanet İşleri Kadir Gecesinin Ramazan ayının 27. Gecesi olduğuna kesin gözüyle bakıyor olsun. Peki, 14 Nisan Cuma gününe ait hutbe hazırlanırken, Kadir Gecesinin anlatılması yanında, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramından bahsetmek, hutbe için bir nakısa mı olurdu. En basit bir şekilde (Bu yıl iki Bayramı iç içe kutlayacağız. Ramazan Bayramının üçüncü günü aynı zamanda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayacağız. TBMM’nin kuruluşunun Müslüman Milletimize hayırlı olmasını ve bize bugünü armağan eden başta Mustafa Kemal olmak üzere ilk mecliste görev alanları rahmet ve minnetle anarken, hutbemizin asıl konusu olan KADİR GECESİNE GELELİM) şeklinde bir başlangıç yapılamaz mıydı.
Peki, Cuma hutbeleri niçin irad edilir. Hutbelerin amacı
YÜCE ALLAH’I
zikretmek yanında toplumsal olayları irdelemektir. Toplumun ortak sevinçlerini, ortak acılarını dillendirmektir. Vatan ve millet sevgisini pekiştirmektir.
(HUBBUL VATAN, MİNEL İMAN = VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR)
deyimi dinimizin düsturlarındandır. Milletin sevinçlerine ve acılarına ortak olmak açısından, milli bayramların hutbelerin konusu olmasından daha tabii ne olabilir. Kaldı ki, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, isminden de anlaşılacağı gibi, çocuklara armağan edilmiştir. Yüce Peygamberimizin çocuklara olan sevgisi şefkat ve merhameti bilinmektedir. Sadece ÇOCUK SEVGİSİNİN DİLLENDİRİLMESİ AÇISINDAN OLSA BİLE böyle bir ortak sevince hutbelerde yer verilmemesi büyük bir nakise değil midir. Peygamber Efendimizin yolunda bir lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara sevgisini dillendirmek çok mu zordur.
Dediğim gibi, Diyanet İşleri Başkanlığının Mustafa Kemal’e karşı allerjisi var. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilâtını kuran Mustafa Kemal Paşa’dır. Bir kurum, kendi kurucusuna karşı bu kadar vefasız bu kadar nankör olabilir mi…
TAŞLAMA
YAKLAŞTIKÇA SEÇMLER
TANSİYON YÜKSELİYOR
BİRİLERİ KASITLI
ORTAMI HEP GERİYOR
TERÖR ÖRGÜTLERİYLE
İRTİBATLI OLANLAR
KİMDİR BİZDE BİLELİM
VARSA SÖYLEYİN DOSTLAR
SENİN TERÖRİST KÖTÜ
BENİM TERÖRİST İYİ
TERÖRİSTİN İYİSİ
OLUR MU DEYİN PEKİ
BİRİ İÇİN PKK
DESTEKLİDİR DİYENLER
HİZBULLAH’IN KOLUNU
SAFINA ALMIŞ MEĞER
BU SEÇİM, BU ÜLKENİN
KADERİ OLACAKTIR
YA HAK, HUKUK DİYECEK
YA DAHA BATACAKTIR
BU TEK ADAM REJİMİ
ÇEKİLMİYOR GERÇEKTEN
PARLAMENTER SİSTEME
DÖNÜLMELİ YENİDEN