Uzun süreden beri sesi soluğu duyulmayan 11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sessizliğini bozdu. Yani, bir yerde
SUSMUŞ, KONUŞTU!
Halefi 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yerinde olsa ne yapacağı ile ilgili soruyu cevaplandıran Gül:
"Yerinde olsam herkesin 'Helal olsun' diyeceği bir ekip kurardım" ifadesini kullandı.
AKP'nin din gibi sunulduğu eleştirisinde de bulunan Gül
"Partinizi bir din partisi gibi sunmaya başlarsanız yanlışlıklar dine atfedilir."
dedi. Tespit doğru ama, o zaman sorulması gerekmez mi
“BAY ABDULLAH, SİZİN DÖNEMİNİZDE DE AKP AYNI ÇİZGİDE DEĞİL MİYDİ!”
Atamalarda, kişilerin mesleki kariyerlerine değil siyasi geçmişlerine bakıldığını söyleyen Gül: “AK Parti’nin kuruluş çalışmalarına, belgelerine, seçim beyannamelerine, ilk hükümet programımızdaki demokrasi, hukuk, ekonomi, insan hakları ve dış politika konularına bakışımıza baktığımızda ben bunların hâlâ taze ve Türkiye için geçerli olduğuna inanıyorum. En büyük ayrıcalığımız da her makamda ve mevkide liyakatli insanlarla çalışmamız oldu. Demokrasilerde sizin dünya görüşlerinize uygun kişileri kurallar çerçevesinde en üst makamlara getirmek sizin hakkınız oluyor ama liyakat esası çerçevesinde olmak şartıyla. Bizim ilk dönemde yaptığımız şey de buydu. O zaman bütün bürokraside kariyer mesleklerinde yetişmiş, başarılarıyla dikkat çekmiş kişileri getirdik ve onlarla çalıştık. Onlar da hep doğruları yaptılar. Başarımızda bürokrasinin büyük katkısı oldu. Doğrusu sapmayı burada görüyorum.
Artık önemli makamlarda mesleki kariyerinden çok siyasi geçmişi öncelikli insanlar var.” saptaması yapan Abdullah Gül: “Erdoğan'ın yerinde olsam herkesin ‘Helal olsun’ diyeceği bir ekip kurardım” diyerek bir yerde, bürokrasinin adeta liyakatsiz kişilerin yönetiminde olduğuna vurgu yapmış.
Kötü yönetilen ekonominin rayına oturması için ne yapılması gerektiği sorusunu da cevaplandıran Gül: “Benim yapacağım iş, finans ve iş çevrelerinin, herkesin ‘Helal olsun çok doğru insanları buldu ve göreve getirdi’ diyebileceği bir ekibi kurmak olur ve bu ekibin de kararlı şekilde çalışması için müsaade eder, yetkiyi veririm.
Şimdiye kadar dünyada enflasyon sorunu ilk defa yaşanmıyor ki, iktisat tarihine bakıldığında hangi ülkeler nelerle karşılaştı, ne makaleler yayınlandı, ne teoriler var, daha önce enflasyonla nasıl mücadele edildi ve nasıl bu durumlardan çıkıldı, bütün bunları bilen sağlam bir ekibi iş başına getiririm ve arkasına da siyasi gücü koyarım. Siz bunu deklare edin, inanın enflasyon bugünden düşmeye başlar. Siz iş adamı olsanız ve inansanız ki bir sene sonra her şey çok iyi olacak, bugün ne yaparsınız? Yarışa girersiniz, yeter ki bir sene sonra her şeyin iyi olacağına inanın. Yoksa teknik bir sürü buluşlarla, onun külahı buna bunun külahı ona, bunların hepsi pansuman şeyler, bunların hepsinin yan etkileri var, büyük ayrı problemler ortaya çıkarıyor. Bir problemi kapatayım derken başka bir yerden açık veriyorsunuz. Ama asıl olması gereken sade şekilde enflasyonla mücadele edeceğim diye programı ilan edip bunu da çok kararlı şekilde uygulamak. Bunları sadece seçim kazanıp kaybetme kaygısının da ötesinde Türkiye’nin geleceği açısından bakmak lazım. Çünkü eğer doğru işler yapılmaz, gelecek yılki seçim için popülist politikalar yapılır, yanlış harcamalar içerisine girilir ve ekonomik göstergeler açık gizli çok daha negatif durumlara gelirse, Türkiye’nin gelecek nesillerini etkileyecek bir durum ortaya çıkar. Kim iktidar olursa olsun Türkiye dünyadan daha da kopar ve geriye düşer. Toparlanması da daha zor ve maliyetli olur. Türkiye kaybeder, gelecek nesiller, hepimiz kaybederiz” diye cevaplandırmış.
Dinin siyasette araçsallaştırılması sorusuna ise Gül’ün verdiği yanıt şöyle: “Dini tamamen hayatın dışında tutmak diye bir şey gerçekçi değil. Burada önemli olan şey şu, dini bir araç olarak kullanmaktan uzak durmak. Çünkü din, zamanların, mekanların çok ötesinde bir mevzu, inanç. Siyaset ise konjonktürel bir yapı. Siyasetin doğasında başarılar olduğu kadar başarısızlıklar da var, bazen beyaza bilerek siyah deme durumları söz konusu.
Eğer kendinizi bir dinin temsilcisi veya partinizi bir din partisi gibi sunmaya başlarsanız bütün bu yanlışlıklar, noksanlıklar sonunda dine atfedilir. Bu çok tehlikeli bir durum.
Bu dinin anlatılmasına da, tebliğine de en büyük zararı veren büyük bir sorumsuzluk olur. Yapacağınız şey, din özgürlüğünün önünde hangi engeller varsa kaldırmaktır. Bunun ötesinde dinin herhangi bir şekilde araçsallaştırılmasına asla fırsat vermemek gerekir. Dolayısıyla bu çok hassas bir konu, tarihte de bunun örnekleri çok.”
11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de, suçlamalarına bakılırsa, AKP’nin miadı dolmuş, demektir.
HDP’NİN MANEVRASI
HDP’nin, Millet İttifakının gizli ortağı olduğu hep dillendirilir ve sözde milliyetçi çevreler tarafından ittifak aleyhinde kullanılır. Ancak HDP’nin, Millet İttfakı’nın güdümünde olmadığı, gerçekleştirdiği son manevrayla ortaya çıktı. Bilindiği gibi, CHP’nin sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenleri ve alınması gereken önlemler konusunda genel görüşme açılması için yaptığı başvuru üzerine TBMM olağanüstü toplanacaktı.
Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un olağanüstü toplantı çağrısının ardından AKP Grubu toplantıya katılmayacağını açıklamıştı. Yoklama sırasında AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ile birlikte bazı AK Partili milletvekilleri Genel Kurul salonuna girdi ama yoklamaya katılmadı. CHP'li milletvekilleri ise oylamaya katılmayan AK Parti milletvekillerine, “Meclisten kaçmayın” diye seslendiler. CHP dışında, İYİ Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Genel Kurul’da hazır bulundu.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay da CHP’nin genel görüşme teklifinin gündeme alınmasında yarar görmediklerini ve toplantıya katılmayacaklarını açıklamıştı. Muhalefet cephesi bölünürken 56 milletvekili olan HDP toplantıya katılmadı.
Yapılan yoklamada 200 milletvekiline ulaşılamadığı için Genel Kurul açılmadı ve olağanüstü toplantı çağrısı düştü. Olağanüstü toplantıya Cumhur İttifakının ortakları AKP’li ve MHP’li milletvekilleri yanında, HDP’li milletvekilleri de katılmamışlardı. Oysa, HDP’li milletvekilleri katılsaydı, olağanüstü toplantı gerçekleşecekti. Çünkü, muhalefet partilerinin toplam milletvekili sayısı 240’tır.
Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un, meclisin olağanüstü toplanması durumunda, HDP’li milletvekillerine ait dokunulmazlık dosyalarının da görüşüleceğini açıklamasını, bir tehdit olarak algılayanlar olmuşsa da, HDP’nin kararında etkili olmuş demek yanlış olur. Çünkü, Meclis Başkanının açıklamasından önce HDP sözcüsü Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, CHP’nin “nezaketen de olsa” Meclis’in toplanması konusunda HDP’yle görüşmediğini belirterek, 1 Ağustos’ta Meclis’e gelmeyeceklerini açıklamıştı.
HDP’nin, CHP’nin olağanüstü çağrısına uymaması ve olağanüstü toplantıya katılmaması, yine de zihinlerde bir yığın istifhamlara yol açmış bulunmaktadır.
“ACABA, HDP, bu manevrayı CUMHUR İTTİFAKINA YAKINLAŞMAK İÇİN Mİ YAPTI” sorusu yanıt arayan istifhamların başında!
Genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, özellikle iktidar partisinin çok senaryolar sergileyebileceğinin ve HDP’yi yanına çekmek için tavizler verebileceğinin öne sürüldüğünü hatırlatmakta yarar var…
TAŞLAMA
AKP’NİN MİADI
DOLMUŞTUR ANLAŞILAN
YİRMİ YILDIR BU MİLLET
ÇOK ÇİLE ÇEKTİ İNAN
DOLADILAR TÜRBANA
BÜTÜN VATANDAŞLARI
MAKAMLARA GETİRİP
ACEMİ YANDAŞLARI
FETÖ’NÜN GÜDÜMÜNDE
BİR HAYLİ YOL ALDILAR
SONRA FETÖYÜ YIKIP
ÇEMBERİNDEN ÇIKTILAR
BİR ZAMANLAR FETÖYLE
AYNI YAĞMUR ALTINDA
ISLANDILAR VE SONRA
DİRSEK VURDULAR ONA