Birileri ortaya bir söylenti yayıyor, söylenti döne dolaşa gerçek gibi algılanmağa başlanıyor. Şimdilerde, ortalıkta dolaşan söylenti şudur ki, güya AKP yapılacak bir erken veya zamanında seçimi kaybetmemek için her türlü seçim hilesine başvuracak, seçimi kaybetse bile iktidarı teslim etmeyecekmiş! Bu söylentileri kim yayıyor, hangi amaçla yayıyıyor bilemeyiz ama, elbette AKP’nin öyle bir niyetinin olmadığını ve olamayacağını gönül rahatlığı içinde söyleyebiliriz!
AKP gibi, dini bütün kadrolardan oluşan, hak ve hakikat yolunda
MÜCAHİT,
dini bilgiler açısından
MÜÇTEHİT
hükmünde bireylerin oluşturduğu bir siyasi partinin bu düşüncelerde olabileceğini düşünmek gerçekten inandırıcı gelmemektedir! Düşünün ki, seçim hilesi demek, Türkiye açısından 83 milyonun hukukuna tecavüz etmek demektir. AKP gibi dini bütün kadrolardan oluşan bir siyasi parti, 83 milyon vatandaşın haklarına hiç halel getirir mi! Bu ne kadar sakat bir düşüncedir!
Hem, 2002 yılından beri bunca seçimler oldu. AKP’nin seçim hilesi yaptığı hiç görülmüş şey midir! Yok efendim, mühürsüz oylar geçerli sayılmışmış da, yok efendim, İstanbul seçimlerinde seçimi kaybettiği halde, Belediyeyi teslim etmek istememişmiş de. Bu konuda kararı veren Yüksek Seçim Kuruludur. Yüksek Seçim Kurulunun tarafsızlığından şüphe duymak mümkün mü! O Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri ki, görevlerini adalet üzerine yapacaklarına vicdanları üzerine yemin etmişlerdir! Karar verirlerken AKP için vicdanlarını mı satacaklardı! Haşa, sümme haşa! Bu söylentilerin hepsi tevatür! İstanbul seçimlerinde ne oldu. fark 10 binden 800 bine çıkınca neden seçimi iptal etmediler. Ya da, neden kedileri trafoya sokmadılar!
Hiç kimsenin asla ve kat’a bir şüphesi olmasın ki, AKP, seçimde kaybettiği takdirde, TIPIŞ-TIPIŞ GİTMEYİ bilecek karakterde bir siyasi partidir! Bunun aksini iddia etmek, yaymak, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu millet, ülkede tıkır-tıkır işleyen adalet mekanizmasına inandığı kadar, AKP’nin adaletine ve dolayısıyla söylediklerimin doğruluğuna inansın!
ADALETLE İLGİLİ ANEKDOTLAR
Bir terzi ile avcı arkadaş olur ava giderler. Avda avcı attığı bir okla terzinin gözünü kör eder. Terzi avcıyı dava eder. Kadı Karakuş, terziye sorar;
-Peki, ne istiyorsun?
-Efendim, bu avcı benim gözümü çıkardı. Mesleğim olan terziliği tek gözümle yapamıyorum cezalandırılsın ve bedel ödensin.
Karakuş, hemen kararını verir:
-"Avcının bir gözü çıkarıla!"
Avcı karara itiraz ederek:
-Efendim ben avcılıkla geçiniyorum, tek gözüm çıkarılırsa ok atamam...
Karakuş bu defa kesin hükmünü verir:
-"Terzinin öteki gözü de çıkarıla, aynı ceza avcıya da uygulana!
***
Hırsızın biri, bir evi gözüne kestirmiş, etrafı kolaçan etmiş. Gece karanlığı basınca balkondan girmek amacıyla bahçeye dalmış, Balkona tırmanmaya başlamış.
Bir adım, bir adım daha derken ve tam çıkmak üzereyken, balkonun korkuluğu kırılıp kopmuş. Hırsız düşüp ayağını kırmış...
Sabah olunca, hırsız Karakuş Kadı’ya gitmiş, Durumunu ileterek:
-"Kadı Efendi, ben soymak için bir eve girecektim, fakat balkon korkuluğu çürük çıktı, koptu. Ben de düşüp ayağımı kırdım!"
Kadı:
-"Eeee ne istiyorsun, şimdi seni hırsızlığa teşebbüsten içeri atayım mı?"
demiş.
Hırsız cevap vermiş:
-"Hayır Kadı Efendi! Asıl ben ev sahibinden davacıyım! Eğer balkonun korkuluğunu sağlam yaptırsaydı, ben de düşüp ayağımı kırmazdım. Tamam, hırsızlık suç amma, cezası balkondan düşüp ayak kırmak değil!"
Karakuş Kadı, bu talep karşısında keyiflenmiş, Çünkü tam ona göre bir davaymış. Ev Sahibini çağırtarak:
-"Be adam, niçin evinin balkonunu sağlam yaptırmıyorsun? Korkuluk sağlam olsaydı bu adam düşüp ayağını kırmazdı!"
diye çıkışmış.
Ev sahibi korkmuş:
-"Aman efendim, balkonun korkuluğunu marangoz Ahmet Usta yaptı. Çürük yaptıysa benim günahım ne?" demiş.
Bunun üzerine marangozu çağırmışlar, balkonun korukluğunu neden sağlam yapmadığını sormuşlar. Marangoz:
-"Efendim, ben balkonun korkuluğunu çakarken yoldan yeşil başörtülü bir hanım geçiyordu. Başörtüsü o kadar güzel yeşile boyanmıştı ki, herhalde gözüm ona daldı, çiviyi boşa çakmış olacağım!" diye cevap vermiş.
Kadı emretmiş, hemen yeşil başörtülü kadını bulup getirmişler. Kadıncağız gelmiş, tir tir titreyerek:
-"Kadı Efendi, benim günahım ne? Ben başörtümü, boyasın diye boyacıya verdim, o boyadı!"
Sıra boyacıya gelmiş. Kadı sorguya çekmiş:
-"Ulan, başörtülerini neden böyle göz alıcı renge boyuyorsun, marangozun gözü başörtüsüne takılıyor, çiviyi boşa çakıyor. Balkona tırmanmaya çalışan hırsız düşüp ayağını kırıyor! Bütün bu olayların müsebbibi sensin!”
Boyacı verecek cevap bulamayınca, kadı da hükmünü vermiş:
-"Götürün bu herifi asın!"
Biraz sonra cellat gelmiş:
-"Kadı Efendi, bu boyacıyı boyu sehpaya uzun geldiği için asamıyorum!"
Kadı elini sarığına dayamış, çözüm bulmuş:
-"Git, kısa boylu bir boyacı bul, bunun yerine onu as!" demiş!
***
Bir gün Karakuş Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek varmış. Karakuş Kadı, fırıncıya:
-'Ben bunu alıyorum!' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:
-'Hani bizim ördek?'
Demiş. Fırıncı boynunu büküp:
-'Uçtu!'
deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü yanlışlıkla çıkarınca korkup kaçmaya başlamış. Gayrimüslim de peşine düşerek kovalamış. Fırıncı bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış. Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuş Kadı'nın huzuruna çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş:
Ördeğin sahibi:
-'Bu adam ördeğimi iç etti' diye şikâyette bulunmuş:
Karakuş Kadı, haberi yokmuş gibi fırıncıya sormuş:
-'Be adam, ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı cevap vererek:
-'Ördek bu! Uçtu Efendim' demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
-'Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar 'uçar' anlamına gelir. o halde ördeğin uçması suç değil' diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş. Kara kaplı kitapta:
'Her kim ki bir gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla.’
diye yazıyormuş. Gayri Müslim:
-'Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?' diye sorunca Karakuşi Kadı:
-'Çözümü gayet basit. Şimdi fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız!
Bu durumda, gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:
-'Tamam. Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak'
deyince adam şikâyetini anında geri almış! Fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı bu kez Yahudi’ye dönmüş:
-'Senin şikâyetin nedir bre?' demiş.
Olup bitenleri ibretle seyreden Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış:
-'Ne diyeyim Kadı Efendi! Adaletinle bin yaşa
'
***
Bu anekdotu da gerçek hâkim, gerçek şahit ve gerçek hüküm nasıl olmalı açısından sunuyoruz:
Nasrettin Hoca, bir gün şahit olarak bir Kadı’nın huzuruna çıkmış. Şahitliği öylesine güzel ve tarafsız yapmış ki, kadı:
-Aferin Hoca, sana da böyle doğru dürüst şahitlik yakışır!
demiş ve konuyla ilgili hükmünü vermiş. Kadı’nın da çok tarafsız ve gerçekçi hüküm verdiğini gören Nasrettin Hoca dayanamayarak:
-Aferin kör kadı!
deyince, gerçekten de bir gözü kör olan Kadı alınmış olacak ki:
-
Hoca, doğru ol dedikse, bu kadar da doğru ol demedik!
diye sitem etmiş.
***
Bütün bu anlattıklarımızdan, ne demek istediğimizi anlayan, anlamıştır. Anlamayan varsa, bir anlayana sorsun!
TAŞLAMALAR
SEÇİMİ KAYBETSE DE
İKTİDARI VERMEZMİŞ
TIPIŞ TIPIŞ VERECEK
GERİSİ SÖYLENTİYMİŞ
AKP MÜCAHİTLER
MÜŞTEİKLER PARTİSİ
HİÇ YAPAR MI SÖYLEYİN
ARTIK SEÇİM HİLESİ
BUNCA SEÇİM YAPILDI
HİÇ HİLE YAPILDI MI
MÜHÜRSÜZ OYLAR İSE
YSK’NIN KARARI
SEÇİM HİLESİ DEMEK
EN BÜYÜK KUL HAKKIDIR
SEKSEN ÜÇ MİLYON KİŞİ
HAKKI VAR HÜKÜM BUDUR