Zannedilir ki
ADALET
denilen mefhum hırsızı, dolandırıcıyı, uyuşturucu ticareti yapanı, uyuşturucu kullananı, kumar oynatanı, kumar oynayanı, adam öldüreni, yaralayanı, ırza geçeni, cinsel istismarda bulunanı, kadınlara şiddet uygulayanı, kavgada birilerini darp edeni ve benzeri olumsuzlukları bertaraf etmek için konulmuş hükümlerdir. Elbette bunlar da var ama bunlar teferruat hükmündedir.
GELİN, GERÇEK BİR ADALETTE ASIL ARANMASI GEREKEN KONULARDAN BAZILARINI SIRALAYALIM:
*Siyasal güçlerini kullanarak devletin kurum ve kuruluşlarına tebelleş olan, milli varlıkları talan eden, ormanları, yeşil alanları yağmalayan, ihalelerde yolsuzluk, vurgun ve talan yapanların varlıkları adalete vurulan en büyük darbedir. Bu gibiler, bir kişinin, bir zümrenin veya bir bölgenin değil, bütün ülke insanlarının haklarına aleni bir şekilde tecavüz etmektedirler. Bundan büyük adaletsizlik mi olur!
*İşsizlik başını almış gidiyorken, devlet kurum ve kuruluşları için yapılan sözde sınavlarda kazanmaları gerekenleri mülakat sistemiyle eleyerek kazandırmamak, yandaşları, candaşları işe almak da en büyük adaletsizliklerden biridir. Sebebi açık, İşe girmek hakkını elinden aldığınız kişi dolayısıyla belki de hayatı boyunca
İŞSİZ BIRAKILARAK
maaş almaktan mahrum edilirken, hakketmeyen kişiye ömür boyu maaş vereceksiniz. Yani, düşünüldüğünde bu durum, ömür boyu sürecek bir adaletsizliktir.
*Devletin belli makamlarına ehil olmayanları getirmek de, en büyük adaletsizliklerden biridir. Ehil olmayan kişinin, yasalardan aldığı yetkilerini kullanırken yaptığı tüm icraatlarında işlediği hatalara, günahlarına o kişiyi lâyık olmadığı makama atayan kişilerin de payı vardır. İş ehline verilse, hatalar, yanlışlıklar olmayacaktı, olsa bile minimum düzeyde kalacaktı.
*Özellikle hâkim, savcı, vali, büyükelçi, müsteşar, genel müdür, rektör, kaymakam gibi üst düzey atamalarda liyakatsizlere görev vermek adaletsizliğin daniskasıdır. Bu üst düzey bürokratların bütün yanlış icraatlarından, onları atayanların da sorumlulukları vardır.
*Devletin resmi kurum ve kuruluşlarına ait ihaleleri iş bilir müteahhitlere değil de, yandaşlara vermekten dolayı, Devletin uğratıldığı zararlarda, o atamada sorumlulukları olanların payı vardır.
*Bu ülkede asgari ücretle çalışmaya takla atacak milyonlarca üniversite mezunu genç işsiz varken, birilerine çeşitli unvanlar adı altında 3-5 yüksek maaş ödemek de adaletsizliğin en belirgin örneklerindendir.
*Kısacası, sosyal devletin niteliklerine uymayan bütün icraatlar ADALETSİZLİKTİR.
Daha sıralanabilecek çok örnekler var ama sadece bu üç-beş maddeyi zihinlerinizde sorgulayarak (Türkiye’de ADALET VAR MI, YOK MU) SORUSUNUN CEVABINI SİZ KENDİ KENDİNİZE VERİNİZ.
ALTIN, VE DÖVİZ FİYATLARI REKOR ÜSTÜNE REKOR KIRIYOR!
Etkililer ve yetkililer ekonominin çok iyi gittiği masalına devam ederlerken piyasalarda dolar, euro ve altın rekor üstüne rekor kırmaktadır. İstanbul serbest piyasada Dolar 17,91 liradan, Euro ise 18,25 liradan satılırken, Cumhuriyet altının fiyatı 6.767 liradan işlem görmekte.
Dolar, Euro ve Altın fiyatlarındaki artış dikkate alındığında 2022 yılı Temmuz ayında emeklilerin, memurların ve özellikle asgari ücretlilerin maaşlarının büyük ölçüde eridiği gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktayız.
(Çok iyi gidiyor)
denilmekle, ekonomideki çöküşü gizlemek mümkün değildir. Tablo ortada. Dolar, Euro ve altın fiyatları rekor üstüne rekor kırıyor. Sözde arttırılan asgari ücret, emekli, işçi ve memur maaşları, altın ve döviz hesabıyla irdelendiğinde yaşanan durumun zam değil, zulüm olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Bugünün şartlarında 4 kişilik bir ailenin asgari geçim standartlarına göre geçinebilmeleri için aylık gelirlerinin 15 bin TL’nin altında olmaması gerekmektedir.
Bilindiği gibi açlık ve yoksulluk sınırı belirlenirken ortalama dört kişilik bir ailenin standart bir yaşam sürebilmeleri için gerekli olan ihtiyaçlar belirlenerek hesaplama yapılır. Açlık sınırı hesaplaması yapılırken minimum kalori ve minimum maliyet hesaplaması yapılır.
Açlık sınırı hesaplanırken biri 0 ila 6 yaş, biri 6 ila 15 yaş aralığındaki iki çocuğa sahip, toplamda dört kişilik bir ailenin temel gıda ihtiyaçları göz önüne alınır. Bunlar ekmek, et, süt, peynir, zeytin, yumurta ve yağ gibi olmazsa olmaz besin maddeleridir.
İşin içine kirayı, elektriği, doğalgazı da katarsanız vay milletin haline. Asgari ücretli ailelerin tatil yapmak gibi bir lüksleri de yoktur.
BİR AŞURE ETKİNLİĞİ NOSTALJİSİ!
Bu gün AŞURE GÜNÜ.
Aşure günü için değişik bir şey yazayım
diye düşünürken,
AŞURE GÜNÜYLE
ilgili belki 50 yıl önce gerçekleşen bir etkinlik aklıma geldi. Yılını pek anımsamıyorum. Siirt Kız Meslek Lisesi tarafından
(Aşure Günü)
adı altında bir etkinlik düzenlemişti. Aşure Günü, Hicri takvime göre yıl içinde değişken olduğu için öyle tahmin ediyorum, etkinlik okulun yıl içinde yapılan çalışmalarının sergilendiği bir ortamda gerçekleştirilmişti. Yani, o yılın aşure günü, ders yılının sona ermesine yakındı.
Kız Meslek Lisesi o ders yılının etkinliklerini,
Aşure Gününe
denk gelen zaman diliminde kutlayacak bir gece düzenlemiş ve düzenlenen geceyi
“AŞURE ETKİNLİĞİ”
olarak isimlendirmişti. Gazeteci olarak katıldığım etkinliği
SİİRT Gazetedeki
köşemde baştan sona kadar şiir olarak aktarmıştım. Maalesef, çok sayıda şiirlerim gibi o şiirim de kayıp şiirlerimden biri olarak
Siirt Gazetesinin
elimizde olmayan arşivleri arasında kalmış bulunuyor.
Şiirin sadece son dörtlüğünü anımsıyorum. Her dörtlüğü
(SEYRETTİK)
kafiyesiyle son bulan bu uzun şiirimde gecede yer alan bütün etkinlikler sırasıyla mısralara dizilmişti. Kız Meslek Lisesinin adını
(AŞURE
ETKİNLİĞİ)
koyduğu gecenin sonunda davetlilere bir de
AŞURE TATLISI
ikram edilmişti. Gerçekten tadı damaklarda kalacak bir nefasette yapılan aşureden bütün davetliler gibi ben de bir tabak dolusu yemiştim.
Ancak, etkinlikle ilgili şiirimin son dörtlüğünü espri olsun anlayışıyla:
HERKES AŞURE YEDİ
ÂBİD’İ UNUTTULAR
BİZDE İŞTAHLA BAKIP
YİYENLERİ SEYRETTİK
şeklinde sonlandırmıştım.
Yazdığım şiir, okul yöneticilerinin çok hoşuna gitmiş olacak ki, Gazetenin okunmasından sonra. Okulun Müdür Yardımcısı Gazeteye geldi. Teşekkür ettikten sonra:
-Şiirinizin sonunda “Herkes AŞURE yedi Âbid’i unuttular” diye yazmışsınız. Bunu espri anlayışı içinde yazdığınıza inanıyoruz. Gerçekten aşure ikram etmeyi unutmuşsak, aşure tatlısı yapıp sizi özel olarak davet etmek boynumuzun borcu!
dedi. Tabii ben de şiirin son dörtlüğünü espri anlayışıyla yazdığımı, bütün davetliler gibi o güzel aşureden bir tabak yediğimi söyledim ve gösterdikleri nezaketten dolayı kendilerine teşekkür ettim.
Evet, bugünkü yazımda bir
AŞURE ETKİNLİĞİ
nostaljisine yer verdim. Hem ne demişler
“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer!”
Yazımı, AŞURE GÜNÜ ile ilgili iki şiirimi sunarak noktalıyorum:
BUGÜN AŞURE GÜNÜ
YER, GÖK BUGÜN VAROLDU
VE ÂDEM’İN TÖVBESİ
BUGÜN KABUL OLUNDU
NUH’UN GEMİSİ BUGÜN
KONDU CUDİ DAĞINA
BALIĞIN KARNINDAKİ
YUNUS BUGÜN KURTULDU
İBRAHİM’İ ATEŞE
ATTIRDI NEMRUT AMMA
EMİR ALINCA ATEŞ
GÜLLÜK, GÜLLİSTAN OLDU
YİNE HAZRET-İ İDRİS
BUGÜN ÇEKİLDİ GÖĞE
VE HAZRET-İ SÜLEYMAN
BUGÜN PADİŞAH OLDU
YUSUF, KARDEŞLERİNİN
ATTIKLARI KUYUDAN
BİR AŞURE GÜNÜNDE
İP’İ TUTTU, KURTULUDU
AĞLAMAKTAN YAKUP’UN
GÖZÜNE DÜŞEN AKI
BUGÜN AÇTI YUSUF’UN
GÖMLEĞİNİN KOKUSU
HAZRET-İ EYYÜP DAHİ
ÇÂRESİZ ZANNEDİLEN
HASTALIKTAN AŞURE
GÜNÜNDE ŞİFÂ BULDU
HAZRET-İ MUSÂ İSE
ÂSÂSIYLA DENİZE
VURUNCA KIZILDENİZ
CADDE GİBİ YOL OLDU
AYNI YOLDAN PEŞİNE
DÜŞEN FİRAVUN İSE
ASKERİYLE BERABER
O DENİZDE BOĞULDU
BUGÜN DÜNYAYA GELEN
HAZRET-İ İSÂ MESİH
YİNE AŞURE GÜNÜ
GÖĞE ÇEKİLİYORDU
HAZRET-İ MUHAMMED’İN
SIRTINDA TAŞIDIĞI
HÜSEYİN KERBELÂ’DA
BUGÜN ŞEHİT OLMUŞTU
AŞURE DEDİKLERİ
BÖYLE BİR GÜNDÜR ÂBİD
DİLERİZ Kİ YOKETSİN
ZAMANE FİRAVUN’U
**
TÖVBESİNİ ÂDEM’İN
AŞURE GÜNÜ KABUL
EYLEYEN RABBİMİZE
ŞÜKÜR BİNLERCE ŞÜKÜR
NUH'UN GEMİSİ BUGÜN
CUDİ DAĞINA KONDU
TUFAN DİNDİ SULARI
GÖKLER TUTTU, YER YUTTU
İBRAHİM’İN ATEŞTEN
KURTULDUĞU GÜN BUGÜN
VE DOĞDUĞU GÜNDÜR BU
HAZRET-İ İSMAİL'İN
YUNUS, BALIK KARNINDAN
BUGÜN BERRE ATILDI
YUSUF'SA ATILDIĞI
KUYUDAN ÇIKARILDI
BUGÜN KAVUŞTU YAKUP
GÖZLERİNİN FERİNE
BUGÜN KABUL EDİLDİ
DAVUD'UN TÖVBESİ DE
ŞİFÂ BULDUĞU GÜNDÜR
EYÜP'ÜN HASTALIKTAN
MUSA BUGÜN ÂSAYLA
KURTULDU FİRAVUN'DAN
İSA BUGÜN DOĞMUŞ VE
YİNE BUGÜN SEMAYA
ÇEKİLMİŞ BUDUR GEÇEK
KANMA GEL SAFSATAYA
İMAM HÜSEYİN BUGÜN
KERBELÂ'DA ŞEHADET
ŞERBETİNİ İÇMİŞTİR
BUGÜNE ÇOK DİKKATET
HATIRINA BUGÜNÜN
KURTAR ÂBİD KULUNU
BU AŞURE GÜNÜNDE
DÜZLÜĞE ÇIKAR ONU
TAŞLAMA
TUZ KOKACAK OLURSA
KOKMAYAN BİR ŞEY KALMAZ
ADALET TUZ GİBİDİR
KIVAMINDAYSA KOKMAZ
“GÖĞE ÇEKİLMİŞ” DERLER
YİRMİ YILDIR ADALET
İKAME ETMEK İÇİN
BİR ÖMER GELİR ELBET
HUKUK BAŞKA, ADALET
BAŞKA KAVRAMDIR İNAN
HER HUKUK KURALI DA
ADİL DEĞİLDİR BUNDAN
EĞER ADİL OLMAZSA
KURALLARI HUKUKUN
TUZ KOKMUŞTUR KESİN BU
TELAFİSİ ZOR BUNUN