Her yıl, 20 Temmuz - 31 Ağustos tarihleri arasında
“ADLİ TATİL”
uygulaması vardır. Yıl boyunca, önlerindeki dosyalardan başlarını kaldıramayan adliyecilerimiz (hâkimler, savcılar) adli tatil sayesinde kafalarını dinleme imkânı bulurlar. Adli tatil, bu açıdan isabetli bir uygulamadır.
Adliyecilerin tatil yapmaları iyi de, Allah korusun
ADALETİN
KENDİSİ TATİLE ÇIKMASIN!
Bir ülkede adalet tatile çıkarsa, vay o ülkenin haline! Adaletin, bir saniye bile tatilde olması, yıkım demektir. (Beraatına), (Tutuklanmasına), (İdamına), kelimeleri hep saniye işi kelimelerdir amma, uygulama olarak ne kadar önemli oldukları ortadadır. Bu ve benzeri kelimelerden biri yanlış yerde ve yanlış şekilde kullanıldığı zaman, yapacakları tahribatın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.
(Bir saatlik adalet, seksen yıllık ibadetten hayırlıdır)
hadis-i şerifinin anlamını iyi kavramak gerekir. Bu bakımdan hâkimler, savcılar ve adaleti ayakta tutmakla mükellef olanlar gerçekten çok şanslıdırlar. Çünkü bir saat içinde seksen yıllık ibadet etmiş gibi sevap kazanmak imkânına sahiptirler.
İslam dininin yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’de adaletle ilgili çok sayıda ayeti kerimeler bulunmaktadır. Bunların bazılarının meallerini sunarak, adaletin önemine dikkatleri çekelim:
Her Cuma günü hutbelerin sonunda okunan bir ayet-i kerime vardır. Bu ayet:
*“İnnallâhe ye’muru bil adli” (Allah adaleti emreder) vurgusuyla başlar.
*“Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.”
*“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun, kendiniz veya ana babanız veya en yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Haklarında şahitlik yaptığınız kimseler, gerek zengin ve gerek fakir olsunlar. Allah onlara sizden daha yakındır. Onun için haktan ayrılıp da nefsinizin arzusuna uymayın. Eğer adaleti yerine getirmekte veya şahitlikte dillerinizi eğer-bükerseniz veya büsbütün yüz çevirirseniz, hiç şüphesiz Allah, ne yaparsanız hakkı ile haberdardır.”
Adaletle ilgili bazı hadis-i şeriflerin meallerini de sunalım:
*“Hükmünde, yönetimi ve velayeti altındakiler hakkında adil davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır.”
*“Kıyamet gününde insanların Allah’a en sevgili olanı ve O’na en yakın bulunanı âdil devlet başkanıdır.”
*“Düşmanınıza galebe ederseniz sakın adaletten ayrılmayınız! Onların çocuklarını, ihtiyarlarını, rahiplerini öldürmeyiniz. Onları kendi haline bırakınız. Şayet onlarla anlaşma yaparsanız anlaşmanızı bozmayınız.”
*“Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.”
Evet, Adalet tatile çıkıyor. İşleri Adalet dağıtmak olanlar, bir yıllık yorgunluklarını ve streslerini atmak için 40 gün tatil yapacaklar.
Söz adli tatilden açılmışken, GOOGLE AMCAYA, TÜRKİYE’DE ADALETE GÜVEN ORANINI SORDUM. VATANDAŞLARIN YÜZDE 70’İ ADALETE GÜVENMİYOR. YANİ, BİR BAKIMA OLMAYAN ADALET TATİLE ÇIKMIŞ OLACAK. İYİ TATİLLER…
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTLARI!
1974 yılında Kıbrıs’a 25 gün arayla iki harekât düzenlenmiştir. Bu harekâtların sebebi, Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımıza karşı Rum yönetiminin uyguladığı katliamlardı. İlk harekat
20 TEMMUZ 1974
günü gerçekleştirilmişti. Askeri kod adı
(Atilla Harekâtı)
olan 1. Kıbrıs Harekâtı başlatılmıştı. Adına
BARIŞ HAREKÂTI
da denilen bu askeri operasyon Türk tarihine altın harflerle yazılmış kahramanlık destanlarından biridir.
15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta bir askeri darbe gerçekleştirilmişti. Yunanistan'daki askeri cuntanın emri ile gerçekleştirilen darbe Kıbrıs Millî Muhafız Ordusu, Yunan-Rum paramiliter ordusu EOKA-B ile beraber organize edilmişti. Darbe sonucunda Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başpiskopos III. Makarios görevden alınmış, yerine EOKA-B'nin lideri Nikos Sampson getirilmişti. Darbenin amacı Kıbrıs'ta Yunan ilhakının gerçekleştirilmesi ve Kıbrıs Helenik Cumhuriyeti'nin kurulmasıydı.
Kıbrıs'ta yapılan darbe, Lefkoşa'daki Türk Büyükelçiliği tarafından şifreli mesajla Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı'na iletilmişti. Kıbrıs’taki bu darbe 1960 yılında imzalanmış olan Kıbrıs Cumhuriyeti Garanti Antlaşması'na aykırıydı. Garantör devletler olarak Türkiye’nin ve İngiltere’nin duruma müdahale hakları vardı. Türkiye, bir diğer garantör ülke olan İngiltere ile ortak bir operasyon gerçekleştirmek için durumu görüştü. İngiltere'nin destek vermemesi üzerine de tek başına askeri operasyon gerçekleştirme kararı aldı.
16 Temmuz 1974'te Dış İşleri Bakanlığı, ABD ve İngiltere Büyükelçiliklerine durumu bildirdi. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit (merhum), muhalefet partileri liderleri ile durumu görüşerek bir gün sonra müzakereler için Londra'ya gitti.
Bülent Ecevit önderliğindeki Türk heyeti, dönemin İngiltere başbakanı Harold Wilson, İngiltere Dış İşleri Bakanı James Callaghan ve ABD Dış İşleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ile Kıbrıs meselesini görüştü. Fakat İngiltere ve ABD, Türkiye'ye destek vermedi. 18 Temmuz 1974'te Türk heyeti Ankara'ya geri döndü. 19 Temmuz 1974'te Kıbrıs'taki durum Genelkurmay Başkanlığı'ndaki komutanlarla görüşüldü ve görüşmenin ardından Bakanlar Kurulu oy birliği ile Kıbrıs'a askeri müdahale kararı aldı.
Temmuz 1974'teki ilk askeri müdahalede Kıbrıs'ın yüzde 3'ü Türk kuvvetleri tarafından ele geçirildi. Kıbrıs'taki Yunan askeri cuntası ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki Nikos Sampson görevi bıraktı. Yunanistan'da yönetim sivil iradeye devredildi. Fransa'da 7 yıldır sürgünde olan Konstantin Karamanlis Yunanistan'a geri çağırıldı ve 24 Temmuz 1974'te hükümeti kurdu. Böylece Yunanistan'da 1967'den bu yana süren askeri cunta yönetimi Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi sayesinde sona erdi. Yani, 1. Kıbrıs Barış Harekâtı, Yunanistan’a demokrasiyi getirmişti.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 353 sayılı kararının 5. maddesi kapsamında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere taraflarının, Kıbrıs'ta anayasa düzeninin tekrar kurulması için görüşmelere başlaması gerekiyordu. 25 Temmuz 1974'te Birinci Cenevre Konferansı başladı ve 6 gün sürdü. 30 Temmuz'da Cenevre Antlaşması imzalandı. Üç ülkenin de dış işleri bakanları Kıbrıs'ta Türk ve Rum olmak üzere iki otonom yönetimin mevcudiyetini kabul etti. Bu sebeple ortaya çıkabilecek sorunları görüşmek için anlaşma sağlandı.
İkinci Cenevre Konferansı'nın görüşüleceği 8 Ağustos 1974 tarihine kadar Rum ve Yunan askerlerinin Türk bölgelerinden çekilmeleri gerekiyordu fakat askeri birlikler bu bölgelerden çekilmedi. Türk bölgelerine saldırılar düzenlendi, kuşatıldı ve birçok Türk esir alındı.
8 Ağustos 1974'te İkinci Cenevre Konferansı başladı. Türk heyeti, Kıbrıs'ta coğrafi esasa dayalı federatif devlet kurulmasını önerdi fakat Rum tarafı bu öneriyi reddetti. Türk tarafı, Rum tarafına zaman kazandırmamak ve Türk bölgelerine yapılan saldırıları engellemek amacıyla 14 Ağustos'ta ikinci harekâtın başlaması için anlaşmaya vardı.
Cenevre'deki görüşmelerden sonuç çıkmayınca dönemin başbakanı Bülent Ecevit, dönemin dış işleri bakanı Turan Güneş'e ''
Ayşe Tatile Çıksın
'' parolasını iletti ve 14 Ağustos 1974 günü saat sabah 04:30'da Kıbrıs'taki Türk birlikleri harekete geçti.
15 Ağustos 1974'te Kıbrıs'ın yüzde 38'i ele geçirildi. Rum kuvvetleri bu gelişmeyle beraber geri çekilmek zorunda kaldı fakat geri çekilirken Türk köylerini yakıp-yıkıp insanları katlettiler.
Yunan Temyiz Mahkemesi bile Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin haklı gerekçelere dayandığını bilahare kabul edecekti. Nitekim askeri cunta yönetimi hakkında açılan dava sonucu Yunan Temyiz Mahkemesi 21 Mart 1979'da şu kararı vermişti:
''
Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs'a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır
.''
Kıbrıs Barış Hareketi sonucu Türk Silahlı Kuvvetleri'nden 415 kara, 65 deniz, 5 hava ve 13 jandarma olmak üzere toplamda 498 şehit verildi, 1200 kişi de yaralandı. 1672 Kıbrıs Türkü şehit oldu. Rum ve Yunan tarafında 4 bin kişi öldü, 12 bin kişi yaralandı.
Kıbrıs Barış Harekâtını müteakip 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. 15 Kasım 1983 tarihinde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.
Anımsatmakta yarar var. O yıllarda Türkiye’de koalisyon vardı. CHP-MSP koalisyonu iş başındaydı. CHP’nin başında Bülent Ecevit, MSP’nin başında ise Necmettin Erbakan bulunuyordu. Kıbrıs Barış Harekâtı bu ikilinin kararlı tutumlarıyla gerçekleştirilmiştir. Bugün Kıbrıs’ta bir hak iddia edebiliyorsak, bunu Ecevit ve Erbakan’a borçluyuz. Bu bakımdan her iki lideri de rahmet ve minnetle anıyoruz.
Yeri gelmişken Bülent Ecevit ve o yıllardaki koalisyon ortağı Necmettin Erbakan’ın ile KIBRIS BARIŞ HAREKÂTINDA ŞEHİT OLANLARA FATİHALAR OKUYARAK AZİZ RUHLARINI ŞADEDELİM…
TAŞLAMA
“KAZAN-KAZAN” DİYORLAR
BİZ NEDEN HEP KAYBETTİK
DOSTU, DÜŞMAN; DÜŞMANI
(DOSTUM) DİYE BELLEDİK
KİME KÜFRETTİK İSE
SONUNDA MUHTAÇ OLDUK
AYAĞINA GİDEREK
KAPISIN ÇALAR OLDUK
ELİYLE DÜŞEN KALKAR
DİLİYLE DÜŞEN KALKMAZ
TEK ÜMİDİM BU DÜNYA
DİKTATÖRE DE KALMAZ
SİVRİ DİLLİ OLMANIN
CEZASINI ÇEKERİZ
ÖNCE DOST, SONRA KATİL
TEKRARDAN (DOSTUM) DERİZ
DİKTATÖR, KATİL DİYE
KİME ÇAMUR ATTIYSAK
YALVAR-YAKAR OLMUŞUZ
KAPISINA GİDİP BAK
BÖYLE TUTARSIZLIKLAR
GEÇMİŞİMİZDE YOKTU
SİVRİ DİLLİNİN BİRİ
LÜGATIMIZA SOKTU
EMEKLİYİM, EMEĞİM
HEBA OLUP GİTMİŞTİR
DEFTERİMİ DÜRMÜŞLER
BU HİKÂYE BİTMİŞTİR
KIYAK EMEKLİLİK VAR
ONLARIN TUZU KURU
NERDEN BİLECEKLER Kİ
GARİP, AÇ VE YOKSULU
DÜZEN BÖYLE KURULMUŞ
BÖYLE GİDECEK BELLİ
OCAK AYINI BEKLER
OLMUŞ ŞİMDİ EMEKLİ