Ahmet Arıtürk

ADALET, SARAY'DAN EMİR ALMAZ!!!

Ahmet Arıtürk

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun YSK üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı dava 14 Aralık 2022 günü karara bağlandı. Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan İmamoğlu için mahkeme heyeti, kararı 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası olarak açıkladı. Bu kararın ne kadar adil olduğu verilen ceza miktarından bile belli! Yuvarlak rakam olarak 2 yıl 8 ay değil de, neden 2 yıl 7 ay 15 gün! Elbette,  İmamoğlu haksız yere ve fazladan 15 gün hapis yatmasın diye! Gerçekten çok adil ve insaflı bir karar! Hüküm yuvarlak verilmiyor, sanığın 15 gün fazladan ceza yatmasını dahi mahkeme heyetinin vicdanı kaldırmıyor!

Kim ne derse desin, kim aksini iddia ederse etsin, Türkiye’de yargı tam anlamıyla bağımsızdır! Öyle İmamoğlu yandaşlarının iddia ettikleri gibi asla ve kata siyasi bir dümenin içine girmezler ve hele-hele Saraydan emir almazlar! Yassıada Mahkemelerinde Menderes ve arkadaşları için idam kararı veren hâkimler de, Siirt’te şiir okudu diye mahkûm edilen 1997’li yılların İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı mahkûm eden mahkeme heyeti de gayet adil ve tarafsız kararlar vermişlerdi! Örnekleri çoğaltabiliriz ama arif olana bu kadarı yeter!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 4 Kasım 2019'daki "31 Mart seçimini iptal ettirenler ahmaktır" sözleri nedeniyle İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırlanmıştı. Cumhuriyet savcısı, Ekrem İmamoğlu'nun "Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme şekilde hakaret" suçundan 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası istemiyle cezalandırılmasını talep etmiş, mütalaasında, İmamoğlu hakkında 'siyasi yasak' anlamına gelen Türk Ceza Kanunu'ndaki (TCK) 53. maddenin uygulanmasını istemişti. Mahkeme heyeti, cumhuriyet savcısının bu talebini bile kale almamış, 2 yıl 7 ay 15 gün ceza vererek tarafsızlığını kanıtlamıştır.

Günümüz Türkiye’sinde adalet mekanizması sözün tam anlamıyla tarafsız işlemektedir. Her kim ki verilen hükmü siyasi bir karar olarak yorumluyorsa, derhal onların hakkında adalet mekanizmasına hakaretten davalar açılsın, Saraçhane’ye giden onbinler tutuklansın!

YAŞASIN, MÜLKÜN TEMELİ OLAN ADALET!!!

(HIKEM ÇIRÇIRO) VEYA KARAKUŞİ HÜKÜMLER!!!

Geçmiş yıllarda, Siirtliler olarak adaletsiz hükümlere karşı hep

(HIKEM ÇIRCIRO)

deyimini vurgulayarak tepkimizi dile getirirdik.

Bu deyim, Siirtli Arapların unuttukları güzel deyimlerden biridir. Hatırladığım kadarıyla DP iktidarı devrilip, dönemin ileri gelenleri Yassıada Mahkemesinde yargılandıkları zaman verilen hükümler için de o yıllardaki

SİİRTLİ

BÜYÜKLERİMİZ (HIKEM ÇIRÇIRO)

deyimini kullanmışlardı. Çünkü Yassıada hâkimlerine verilen bir talimat vardı. Hâkimler,

(Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor!)

diyerek adaletin içine etmişlerdi!

HÜKM-İ KARAKUŞİ

deyimine gelince Selahattin-i Eyyubi'nin veziri Bahaeddin Karakuş'u yıpratmak için rakibi Esad Bin Memati tarafından

"Kitabel Faşuş Fi Ahkam-i Karakuş"

isimli uydurma mahkeme kararları içeren bir kitap yazıldığı bile söylenir.

YÜCE ALLAH’TAN,

ülkemizi

ÇIRÇIRO

ve

KARAKUŞ

gibi zalim kadılardan (hâkimlerden) koruması dileklerimizle

ÇIRÇIROVARİ

veya

KARAKUŞİ

hükümlerin ne anlama geldiğini birkaç anekdot ile zihinlere perçinleyelim istedik.

BİRİNCİ ANEKDOT:

Bir terzi ile avcı arkadaş olur ava giderler. Avda avcı attığı bir okla terzinin gözünü kör eder. Terzi avcıyı dava eder. Kadı Karakuş, terziye sorar;

-Peki, ne istiyorsun?

-Efendim, bu avcı benim gözümü çıkardı. Mesleğim olan terziliği tek gözümle yapamıyorum cezalandırılsın ve bedel ödensin.

Karakuş, hemen kararını verir:

-Avcının bir gözü çıkarıla!

Avcı karara itiraz ederek:

-Efendim ben avcılıkla geçiniyorum, tek gözüm çıkarılırsa ok atamam...

Karakuş bu defa kesin hükmünü verir:

-Terzinin öteki gözü de çıkarıla, aynı ceza avcıya da uygulana!

İKİNCİ ANEKDOT:

Hırsızın biri, bir evi gözüne kestirmiş, etrafı kolaçan etmiş.  Gece karanlığı basınca balkondan girmek amacıyla bahçeye dalmış, Balkona tırmanmaya başlamış.

Bir adım, bir adım daha derken ve tam çıkmak üzereyken, balkonun korkuluğu kırılıp kopmuş. Hırsız düşüp ayağını kırmış...

Sabah olunca, hırsız Karakuş Kadı’ya gitmiş, Durumunu ileterek:

-Kadı Efendi, ben soymak için bir eve girecektim, fakat balkon korkuluğu çürük çıktı, koptu. Ben de düşüp ayağımı kırdım!

demiş.

Kadı:

-Eeee ne istiyorsun, şimdi seni hırsızlığa teşebbüsten içeri mi atayım?

demiş.

Hırsız cevap vermiş:

-Hayır Kadı Efendi! Asıl ben ev sahibinden davacıyım! Eğer balkonun korkuluğunu sağlam yaptırsaydı, ben de düşüp ayağımı kırmazdım. Tamam, hırsızlık suç amma, cezası balkondan düşüp ayak kırmak değil!

Karakuş Kadı, bu talep karşısında keyiflenmiş, Çünkü tam ona göre bir davaymış. Ev Sahibini çağırtarak:

-Be adam, niçin evinin balkonunu sağlam yaptırmıyorsun? Korkuluk sağlam olsaydı bu adam düşüp ayağını kırmazdı!

diye çıkışmış. Ev sahibi korkmuş:

-Aman efendim, balkonun korkuluğunu marangoz Ahmet Usta yaptı. Çürük yaptıysa benim günahım ne?

demiş.

Bunun üzerine marangozu çağırmışlar, balkonun korukluğunu neden sağlam yapmadığını sormuşlar. Marangoz:

-Efendim, ben balkonun korkuluğunu çakarken yoldan yeşil başörtülü bir hanım geçiyordu. Başörtüsü o kadar güzel yeşile boyanmıştı ki, herhalde gözüm ona daldı, çiviyi boşa çakmış olacağım!

diye cevap vermiş.

Kadı emretmiş, hemen yeşil başörtülü kadını bulup getirmişler. Kadıncağız gelmiş, tir tir titreyerek:

-Kadı Efendi, benim günahım ne? Ben başörtümü, boyasın diye boyacıya verdim, o boyadı!

Sıra boyacıya gelmiş. Kadı sorguya çekmiş:

-Ulan, başörtülerini neden böyle göz alıcı renge boyuyorsun, marangozun gözü başörtüsüne takılıyor, çiviyi boşa çakıyor. Balkona tırmanmaya çalışan hırsız düşüp ayağını kırıyor! Bütün bu olayların müsebbibi sensin!

Boyacı verecek cevap bulamayınca, kadı da hükmünü vermiş:

-Götürün bu herifi asın!

Biraz sonra cellat gelmiş:

-Kadı Efendi, bu boyacıyı boyu sehpaya uzun geldiği için asamıyorum!

Kadı elini sarığına dayamış, çözümü bulmuş:

-Git, kısa boylu bir boyacı bul, bunun yerine onu as! demiş!

ÜÇÜNCÜ ANEKDOT:

Bir gün Karakuş Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek varmış. Karakuş Kadı, fırıncıya:

-Ben bunu alıyorum!

demiş.

Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:

-Hani bizim ördek?

demiş.

Fırıncı boynunu büküp:

-Canlandı, uçtu!

deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü yanlışlıkla çıkarınca korkup kaçmaya başlamış. Gayrimüslim de peşine düşerek kovalamış. Fırıncı bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış. Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuş Kadı'nın huzuruna çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş:

Ördeğin sahibi:

-Bu adam ördeğimi iç etti!

diye şikâyette bulunmuş.

Karakuş Kadı, haberi yokmuş gibi fırıncıya sormuş:

-Be adam, ne yaptın bu adamın ördeğini?

Fırıncı cevap vermiş:

-Ördek bu! Canlandı, uçtu Efendim!

demiş.

Kadı, kara kaplı defterini açmış:

-Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar 'uçar' anlamına gelir. Allah’ın inayetiyle canlanıp uçması suç değildir

diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş. Kara kaplı kitapta:

'Her kim ki bir gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslimin tek gözü çıkarıla.’

diye yazıyormuş. Gayri Müslim:

-Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?

diye sorunca Karakuşi Kadı:

-Çözümü gayet basit. Şimdi fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız!

Bu durumda, gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:

-Tamam. Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak

deyince adam şikâyetini anında geri almış!

Fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı bu kez Yahudi’ye dönmüş:

-Senin şikâyetin nedir bre?'

demiş.

Olup bitenleri ibretle seyreden Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış:

-Ne diyeyim Kadı Efendi!

Adaletinle bin yaşa

!

DÖRDÜNCÜ ANEKDOT:

Bu anekdotu da gerçek hâkim, gerçek şahit ve gerçek hüküm nasıl olmalı açısından sunuyoruz:

Nasrettin Hoca, bir gün şahit olarak bir Kadı’nın huzuruna çıkmış. Şahitliği öylesine güzel ve tarafsız yapmış ki, kadı:

-Aferin Hoca, sana da böyle doğru dürüst şahitlik yakışır!

demiş ve konuyla ilgili hükmünü vermiş.

Kadı’nın da çok tarafsız ve gerçekçi hüküm verdiğini gören Nasrettin Hoca dayanamayarak:

-Aferin kör kadı!

deyince, gerçekten de bir gözü kör olan Kadı alınmış olacak ki:

-

Hoca, doğru ol dedikse, bu kadar da doğru ol demedik!

diye sitem etmiş.

***

Bütün bu anlattıklarımızdan, ne demek istediğimizi anlayan, anlamıştır. Anlamayan varsa, bir anlayana sorsun!

TAŞLAMA

TUZ KOKACAK OLURSA

KOKMAYAN BİR ŞEY KALMAZ

ADALET TUZ GİBİDİR

ADALET KOKSA OLMAZ

“MÜLKÜN TEMELİ” DERLER

BELLİ ADALET İÇİN

TEMELİ ZAYIFLATMAK

SÖYLEYİN NEDEN, NİÇİN

GECİKİRSE ADALET

GERÇEK ADALET OLMAZ

ADALET TERAZİSİ

GERÇEK OLURSA ŞAŞMAZ

ADALETİ SAĞLAMAK

ELBETTE Kİ GAYET ZOR

ÖMER Mİ KALDI ARTIK

ADALETİ ONDAN SOR

ADALET TUZ HÜKMÜNDE

TUZU KOKUTMAYALIM

ADALETİ KOKUTUP

HALKI KORKUTMAYALIM

BU İŞTE ÇAPANOĞLU

VAR MI, YOK MU BİLMEYİZ

ADALETİN İŞİNE

MÜDAHALE ETMEYİZ

BAĞIMSIZ YARGI ELBET

EN GEREKLİ ERK BUDUR

ADALETİ BAĞLAMAK

ADALETİ TERK BUDUR

Yazarın Diğer Yazıları