Ahmet Arıtürk

8.507 TL ASGARİ ÜCRETTEN,  NE İŞÇİ MEMNUN, NE DE İŞVEREN!!

Ahmet Arıtürk

2023 yılının ilk altı ayı için belirlenen asgari ücret ne işçileri memnun etti ne de işverenleri. İşçiler, 8.507 TL olarak belirlenen asgari ücreti

HAKLI OLARAK ÇOK DÜŞÜK BULURKEN,

işverenler de, getireceği maliyet açısından tedirginlik içindedirler. İşin gerçeği şu ki işçi de haklı, işveren de…

Kâr oranları yüksek büyük şirketleri bir yana bırakırsanız, tespit edilen asgari ücret 10-100 arası işçi çalıştıran iş yerlerini büyük sıkıntıya sokacaktır. Belki işçi çıkarma yoluna gidilecek, belki de kayıtsız işçi çalıştırmak durumuna geçilecektir. 10 milyon sığınmacının bulunduğu bir ülkede, kayıtsız çalışmaya şapka çıkaracak işsizler çok.

Gerçek olan şu ki, 8.507 TL asgari ücret 4 kişilik bir ailenin geçimine asla yetecek bir miktar değildir. Hele kirada olan aileler düşünüldüğünde açlık sınırının bile altındadır. Bu durumun müsebbipleri ne işçilerdir, ne de işverenler. Ekonomik politikaları yanlış yürütenler ve Türkiye’yi dışa bağımlı hale getiren iktidarın kendisidir. Bir işveren, işçileri mutlu olsun, gönül huzuru içinde çalışsınlar istemez mi!

Ekonomik şartların çıkmaza girdiği, üretimin adeta sıfırlandığı, dışa bağımlılığın arttığı ortamın sorumluları kim. Bir avuç yandaşın servetlerine servet katmak politikasının uygulandığı bir ülkede, ne işçiler, ne de işverenleri memnun edecek ortam oluşmaz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun (BEŞLİ ÇETE) olarak tanımladığı birilerini kollayıp gözetirseniz, geniş kitlelerin yoksulluğuna imza atmış olursunuz.

İşin gerçeği şu ki, Türkiye bir genel seçim atmosferi içinde olmazsa, asgari ücret 7 bin TL bile olmazdı. Asgari ücretliler, yine de yatıp kalkıp, seçimlerin yaklaşmasına dua etsinler. Hem, seçime 2-3 ay kala bir bakarsınız, asgari ücrete ara bir zam da yapılabilir. Gerçi, mevcut enflasyon oranıyla ne verilirse verilsin sonuç alınmaz.

İşçiler de, işverenler de artık şapkalarını önlerine alarak düşünmeli ve 20 yıldır sürdürülen ekonomik politikaya dur denilmesi gerektiğini görmelidirler.

EBEDİYETE İNTİKALİNİN YILDÖNÜMÜNDE

İNÖNÜ İLE İLGİLİ BİRKAÇ ANEKDOT

İstiklal Savaşımızın milli kahramanlarından Birinci ve İkinci İnönü Zaferlerinin muzaffer komutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı merhum ve mağfur Mustafa İsmet İnönü 25 Aralık 1973’te ebediyete intikal etmiştir. İstedik ki ebediyete intikalinin yıldönümünde İSMET PAŞA ile ilgili birkaç anekdotu okuyucularımızla paylaşalım.

***

"Bir ülkede namuslu insanlar, en az namussuzlar kadar cesur olmazsa, o ülke mutlaka batar."

Vecizesi zihinlere kazınmış olan İnönü, Atatürk’ün ebediyete intikal tarihi olan 10 Kasım 1938’den, 1950 yılının 14 Mayıs gününe  kadar Cumhurbaşkanlığı görevini deruhte etmiştir.

14 Mayıs 1950 seçimleri yapılıp, Demokrat Partinin iktidar olduğu anlaşılınca, DP Genel Başkanı konumundaki Celal Bayar’a müjde vermişler.

Bayar:

-Durun bakalım, İsmet Paşa iktidarı devredecek mi? diyerek, tereddüt geçirmiş. Çünkü Bayar’ın da dediği gibi, İnönü, isteseydi iktidarı devretmezdi. Onu engelleyecek hiçbir güç yoktu.

Ancak, özünde demokrasiyi benimsemiş bir kişiliğe sahip olan İsmet Paşa, hiç tereddüt etmeden ve gönül huzuru içinde iktidarı, yeni sahiplerine devretmişti.

***

Çok partili dönemin başlamasıyla iktidara gelen Demokrat Partı, din istismarında aşırıya gitmiş, bütün siyasetini din istismarı üzerine inşa etmişti. İnönü ise dini konuları istismar etmekten şiddetle kaçınırdı. Çevresi, İnönü’ye:

-Siz de konuşmalarınızda dini konulardan bahsetseniz, ALLAH-MUHAMMED deseniz!

diyerek sık-sık ikaz ediyorlarmış.

İsmet Paşa bir gün yine bir konuşma yapmış ama dini istismar konusunda en ufak bir söylemde bulunmamış.

Yanındakiler sitem etmişler:

-Paşam, yine dini konulara vurgu yapmadınız, ALLAH-MUHAMMED adını gündeme getirmediniz demişler.

İnönü cevap vermiş:

-Konuşmamı tamamlarken, (ALLAH’A ISMARLADIK), dedim ya!

***

1964’lü yıllarda İnönü’nün Başbakan olduğu dönemde Kıbrıs’ta olaylar olunca Türkiye de olaylara müdahil olarak NATO tarafından verilmiş silâhları kullanacak olmuştu. Bunun üzerine o yılların ABD Başkanı Lyndon Johnson İnönü’ye bir mektup yazarak NATO kapsamında verilen silahların Kıbrıs’ta kullanılmasına müsaade edilmeyeceğini vurgulamıştı. İnönü, konuyla ilgili görüşlerini soran Time Dergisine verdiği demeçte, tarihe mal olan bu meşhur cevabı vermişti:

(Bu şartlarda yeni bir Dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini alır.)

***

İsmet Paşa’yı sevmeyenlerin, Lozan’ı küçümsemeleri doğaldır. Sultan 2. Abdulhamid’i alkışlayanların ATATÜRK’Ü sevmeleri muhaldir.

TBMM eski Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk, samimiyetle itiraf ederek demiş ki:

-Biz DP’nin propagandasını yaparken, Askerlik hayatnda PAŞA rütbesine ulaşmış ve meydan savaşları vermiş rahmetli İnönü için (ASKER KAÇAĞI) derdik, köylü vatandaşlar da inanırlardı…

***

1957 yılı öncesinde Siirt, susuzluk açısından tam bir KERBELÂYDI. O zamanları yaşayanlar bilir. Hemen her evde kuyu vardı. Ama kuyuların suları, toprağın kireçli olması yüzünden hem tuzlu, hem acıydı. Aslında kuyu suları, bahçeleri sulamaktan, inşaat işlerinde kullanılmaktan başka hiçbir işe yaramazdı.

Yine o günleri yaşayanların anlattıklarına göre, ellerin ve yüzlerin acı ve tuzlu olan kireçli sularla yıkanmaları yüzünden Şehrimizde insanların yüzde 80’i TRAHOMLUYDU. O zamanlar Şehrimizde mevcut olduğu belirtilen Trahom Savaş Hastanesinde gözlerini ilâçlamak için bekleyenlerden oluşan kuyrukların sonu gelmezdi.

Şehrimizin içecek suyu ise 2-3 çukur çeşmeden (BRAYKE, SÜTÜT, TARMOL) ve sakalar tarafından sağlanırdı. Sakalık, o dönemlerin en geçerli ve en kazançlı mesleklerinden biriydi. Genelde güçlü, kuvvetli, kavgacı tipli insanlar sakalık mesleğini yürütürlerdi. Çünkü çeşme başlarında devamlı sıra kavgası olurdu. Hatta çeşme başlarında su sırası yüzünden meydana gelen kavgalarda çok sayıda öldürme ve yaralama olayları yaşandığı anlatılır. Yani, sakalık yapanlar güçlü, kuvvetli, kavgacı tipli olmasalardı, mesleklerini yürütmelerine imkân yoktu. Çünkü çeşme başlarında kaba kuvvet hâkimdi.

Hatta anlatıldığına göre, sakalar, vatandaşları da mağdur etmemek için 2 teneke kendileri, 1 teneke de, halktan bekleyenlere su aldırırlardı. Bu usul, çeşmelerde sıra beklemek işinde adeta gelenekselleştirilmişti. Sakalık yapanlar, genelde Şehrin kabadayı takımından oluşurlardı.

Ailelerin, parasını ödeyerek  alabildikleri günde 2-3 teneke su olurdu. Zaten, 1 teneke su için ödenen paranın o zamanın 1 Lirası olduğu söylenir ki bu paranın satın alma gücü bugünün 20 TLsi kadar olarak belirtilir.

İşte, Siirt bu Kerbelâ hayatını yaşarken, 1950 yılının genel seçimleri öncesinde İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olarak Siirt’e gelmiş, Şehrin o zamanki ekabirleri de, kendisinden Botan Çayı üzerinde bir baraj yaptırılmasını ve Siirt’i susuzluktan kurtarılmasını arzetmişler.

İnönü’nün Siirt’e gelişini ve gidişini fırsat bilen o zaman yeni kurulmuş ve İlimizde de teşkilatlanmış olan Demokrat Parti’nin (Rahmetli Menderes’in ve Bayar’ın Partisi) Siirtli kurucuları hemen etrafa bir haber yaymışlar.

Siirtlilerin kendisine arzedilen su ile ilgili sorununu dinledikten sonra, İsmet İnönü’nün yanında, baraj konusunda deneyimli bir danışmana. Barajın maliyetini sorduğu ve:

-Paşam, 10 milyona mal olur! deyince de:

-Siirt’i satarsak, 10 milyon lira eder mi? dediği iddiasını bütün şehre yaymışlar.

Yine söylentilere göre, 1950 yılında yapılan genel seçimlerde Siirtli DP’lilerin işledikleri tek seçim argümanı budur.

“İsmet Paşa, “SİİRT’İ SATARSAK, 10 MİLYON LİRA EDER Mİ, DEMİŞ!”

Bu yalan iddia özellikle CHP aleyhtarı  hemşerilerimiz tarafından zaman-zaman dillendirilir.

***

Ebediyete intikalinin yıldönümü dolayısıyla birkaç anekdotla anımsatmağa çalıştığımız İkinci Cumhurbaşkanımız Merhum İsmet İnönü’nün hayatını anlatmak, elbette ciltlere sığmaz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun…

TAŞLAMA

MAAŞ ZAMMINI DÜŞÜK

TUTMANIN OYUNU BU

DÜŞÜK GÖSTERMEK ELBET

HEP YÜKSEK ENFLASYONU

YILLIK ENFLASYON YÜZDE

İKİYÜZDÜR GERÇEKTE

BUNU YAŞAYAN BİZİZ

BİLEN BİZİZ ELBETTE

EMEKLİNİN, MEMURUN

MAAŞ ZAMMI NE OLUR

YENİ YILA GİRERKEN

BEKLENEN BİL Kİ BUDUR

EMEKLİNİN GÖZÜNÜ

OYSUNLAR BUNU DERİM

AKP’Yİ İKTİDAR

YAPAN EMEKLİM BENİM

YANLIŞ ANLAŞILMASIN

BEN DE BİR EMEKLİYİM

EMEKLİ OLDUĞUMDAN

BU DERECE DERTLİYİM

Yazarın Diğer Yazıları