Koalisyonların, istikrarı bozduğu iddiasıyla sözde istikrarı sağlamak amacına yönelik olarak getirilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ne gibi sonuçlara yol açtığı ortada. 16 Nisan 2017 günü gerçekleştirilen halk oylaması ile hükümet sisteminde kapsamlı bir değişikliğe gidilmiş ve resmi adlandırma ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürürlüğe girmişti. 2 milyona yakın mühürsüz oyun geçerli sayılmasıyla yapılan sözde referandum sonrası yaşanan gelişmelere bir bakalım.
Referandum öncesi hükümet sisteminde tek bir seçim yapılıyor ve bu seçimle ilk önce yasama organı oluşuyordu. Yürütme organı ise yasama organının içinden onun güvenoyunu alarak çıkıyor ve varlığını da onun güvenini koruyarak sürdürüyordu. Ayrıca, yürütme organının üyelerinin de görevlerinde kalabilmek için kişisel olarak yasama organının güvenini korumaları gerekiyordu.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ise yürütme organının oluşumu ve varlığını sürdürmesi kökten değiştirilerek yürütme organının başı, cumhurbaşkanı, yasama organından farklı bir seçimle göreve gelmekte ve organın diğer üyelerinin, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların, atamalarını tamamen kendi tercihine göre yapmaktadır. Ayrıca atananların ne görev başına gelişinin ne de görev başında kalışının, hem bütün bir takım olarak hem de tek tek üyeler olarak, yasama organının güvenine olan ihtiyacı ortadan kalkmıştır. Yani, geçmiş yıllarda güven oylamasıyla hükümetleri düşürmek gibi bir durum kalmamış, yasama organının yürütme organı üzerinde daha önce var olan siyasal denetleme görev ve yetkisi elinden alınmıştır. İkinci olarak, anayasal değişiklikle yasama organının doğrudan yürütme organının başı ile alakalı meclis soruşturması başlatma ve ona yazılı soru sorma yetkisi kaldırılmış bulunmaktadır. Yine bu referandum sonucu merkez ve taşra idare teşkilatını yapılandırma yetkisi yasama organından yürütme organına geçmiştir. Böylelikle artık yürütme organı yasama organının onayına ihtiyaç duymadan kararname ile istediği yapılandırmayı yapabilmekte.
Bütün bunlar, sözde istikrarın sağlanması ve koalisyon hükümetlerinin yol açabilecekleri sorunlara karşı bir çare olarak sunulduğu bilinmektedir. Peki, bugün yaşanan duruma bir göz atalım. Cumhurbaşkanlığı hükümet isteminin oluşması için getirilen seçim sisteminde, cumhurbaşkanı seçilebilme şartı olarak doğrudan vatandaşların ilk turda 50+1 olarak oy verdikleri adayın seçilmesi, ilk turda bu gerçekleşmediği takdirde ikinci turda en çok oy alan iki aday arasında yapılacak seçimde salt çoğunluğu alacak adayın cumhurbaşkanı olması var. Bunun sonucu olarak koalisyonlardan kurtulmanın gerekçe olarak gösterildiği durumun tam aksi yaşanmakta, adayların partili olmaları sonucu kurulan ittifaklarda durum
(7 KOCALI HÜRMÜZ)
durumuna dönüşmüş bulunmaktadır.
Bakın, Millet İttifakı ile Cumhur İttifakının bileşenlerine bir göz atalım. Millet ittifakı CHP, İYİ Parti, Saadet, DP, DEVA ve Gelecek Partilerinden oluşuyor. Bu ittifaka bir de hariçten destek veren YEŞİL SOL Parti, EHP, TKP, KP, LDP ve bunlara ilave Zafer Partisi var.
Cumhur İttifakı’nın temel omurgası AKP, MHP, BBP ve YRP’den oluşurken, bu ittifaka HÜDA-PAR, Vatan Partisi, Sinan Oğan’ın sözde ATA partisi destek vermekte.
Yani, her iki ittifak da
(7 KOCALI HÜRMÜZ)
durumunda. Kamuoyu araştırmalarında yüzde 1 desteği bile olmayan partilere, hatta kişilere taviz üzerine tavizler verilmekte. Birbirine zıt görüşlere sahip ittifak ortakları ve destekleyicileri arasında dengeyi sağlayabilmek konusunda büyük güçlükler yaşanmakta.
Bırakın kardeşim, tekrar parlamenter sisteme geçelim.
(7 KOCALI HÜRMÜZ)
olmak durumundan ittifakların ana omurgasını teşkil eden siyasi partileri kurtaralım. Koalisyonlarda istikrar yok diyerek, bugün yaşanan istikrarsızlıkların gelecek seçimlerde yaşanmasının önünü alalım.
Israrla tekrar ediyoruz ki, Türkiye’nin kurtuluşu gerçek anlamda güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüştedir. 28 Mayıs’ta oy kullanırken, bu gerçeği görerek hareket edelim.
DARBE ANEKDOTLARI
27 Mayıs 1960 darbesi sırasında
YASSIADA’DA
kurulan göstermelik mahkeme kararlarına karşı itiraz edildiğinde Mahkeme Başkanı Salim Başol’un
“Sizi buraya tıkayan kuvvet böyle
istiyor”
sözleri kayıtlara geçmişti. Polatkan’ın sözlü savunması ise Başol’un
“Öyle şey olmaz, kısa kes, az konuş!, Sizi on beş dakikadan fazla dinleyemeyiz.”
sözleri ile son bulmuştu.
O günden, bugüne demokrasimizde ne değişti dersiniz!
***
12 Eylül 1980 askeri darbesinin yapıldığı dönemde, camide vaiz kürsüsünden cemaate hitap eden hatip sözü döndürüp dolaştırıp,
Hazret-i Nuh’un
(Peygamber Efendimize ve cümle peygamberlere salat ve selam olsun)
asi oğluna getirerek şöyle söylüyordu:
-O’nun da adı KENAN’DI, o da kâfirlerdendi!
Bu vaizinden sonra vaiz,
(KONUŞMASI KENAN EVREN’İ ÇAĞRIŞTIRIYOR)
denilerek müftülük tarafından sürgün edildi.
***
12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde olaylar tırmanmış, Türkiye’nin dört bir yanından katliam haberleri gelmekteydi. 12 Eylül darbesinden sonra, olaylar bıçakla kesilir gibi kesilmişti.
Merhum Süleyman Demirel bu gerçeğe işaret ederek o yıllarda şu soruyu sormuştu:
-12 Eylül 1980 öncesi meydana gelen zincirleme terör olayları nasıl oldu da 13 Eylül 1980 günü bıçakla kesilir gibi kesildi!!!
TAŞLAMA
YAMALI POHÇALARA
DÖNÜŞTÜ İTTİFAKLAR
HANGİ RENKTEN ARARSAN
İKİ İTTİFAKTA VAR
YEDİ KOCALI HÜRMÜZ
DURUMUNA DÜŞÜLDÜ
KOALİSYONLARA BİLE
RAHMET OKUNUR OLDU
BİRBİRİNE ZIT BUNCA
PARTİLER BİR ARAYA
GELMİŞLERSE SEBEBİ
NE SARAY, NE ÇANKAYA
YÜZDE BİR OY UĞRUNA
NE TAVİZLER VERİLDİ
HER İKİ İTTİFAK DA
GERİLDİKÇE, GERİLDİ
KİM KAZANSA KAZANSIN
SEÇİM SONRASI TUFAN
KOPACAKTIR İNANIN
KURTULUŞ YOKTUR BUNDAN
EN AŞIRI SAĞ İLE
EN AŞIRI SOL VARDIR
HER İKİ İTTİFAKT DA
BİL BUNDAN PERİŞANDIR