Bilindiği gibi her yıl 7-17 Aralık tarihleri arası günler Hazret-i Mevlana’yı anma haftası olarak etkinliklerle kutlanır. Türk – İslam tarihinin önemli şahsiyetlerinden olan Hz. Mevlana’yı tanımak ve tanıtmak için Konya’da her yıl Aralık ayında uluslararası mahiyette etkinlikler düzenlenir. Türkiye’nin 81 ilinden ve dünyanın birçok ülkelerinden onbinlerce kişi etkinliklere katılır.
Türk mutasavvıfı ve düşünürü Mevlana, yüzlerce yıldır hoşgörü ve barışın sembolüdür. Mevlana’nın Vuslat Yıldönümü kapsamında gerçekleşecek olan etkinlikler Mevlana Haftası olarak kabul edilen 7-17 Aralık tarihlerinde vatandaşlarla buluşacak.
İnsanları hoşgörüye, iyiliğe ve kardeşliğe çağıran ünlü bir tasavvuf âlimi olan Mevlana’nın vuslata erişinin yıl dönümü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikler, Mevlana’yı anlama üzerine kurgulanıyor.
7 Aralık
günü başlayacak olan
Şeb-i Arus
Mevlana’yı Anma Törenleri
Hz. Mevlâna’nın Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri
17 Aralık
gününe kadar devam edecek.
Şeb-i Arus;
sözlük anlamı olarak “düğün gecesi” anlamına gelmektedir. Mevlana, öldüğü günü
“Hakk’a vuslat”
(Yaradana kavuşma) olarak saymıştır ve bu günü düğün gecesi olarak ilan etmiştir.
Mevlâna Hazretleri
17 Aralık 1273 pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu.
Mevlâna Hazretleri
ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen
“Şeb-i Arûs”
diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ağlamamayı vasiyet ediyordu.
Şeb-i Arus Töreni
, Mevlevilikte
“Hamdım, Piştim, Yandım”
diyerek üç kelimeyle hayatını özetleyen
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi
’nin ölümünü anmak için gerçekleştirilen törenlerdir. Bu törenler başta
Konya
olmak üzere yurdun birçok bölgesinde yapılmaktadır ve Mevlana’yı yakından tanımak ve tanıtmak için her yıl düzenlenmektedir.
Hazret-i Mevlâna’nın
“İnsan yeter ki iyilik arasın, onda kötü bir şey kalmaz.”
sözünden ilham ile 7-17 Aralık tarihlerinde yapılacak Mevlâna’yı Anma Törenlerinde, Hazret-i Mevlâna’nın hayatı, eserleri, tasavvufi görüşleri dile getirilecektir.
Mevlâna Celaleddin-i Rumi Hazretleri 30 Eylül 1207’de Türk boylarının yaşadığı Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya gelmiştir. Bu şehir bugün Afganistan sınırları içindedir. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun, babası Sultanu’l-ulema (bilginlerin sultanı) olarak anılan Bahâeddin Veled’dir. Devrin filozoflarından Fahreddin-i Râzi ile fikir ayrılıkları ve Moğol istilasının yaklaşıyor olması, Bahâeddin Veled ailesinin yakınları ile birlikte Belh’ten göç etmelerine neden olmuştur. Bu göç Bağdat, Mekke, Medine, Şam, Malatya, Erzincan ve Karaman’da bir müddet kaldıktan sonra, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad’ın daveti üzerine, 3 Mayıs 1228 tarihînde Konya’da sona ermiştir.
“Ömrümün özeti şu üç sözdür:
Hamdım, piştim, yandım”
diyerek yaşamını bu üç kelimeyle özetleyen Hz. Mevlâna, bir müddet hasta yattıktan sonra 17 Aralık 1273 günü, Allah’a ve sevgili Peygamberine kavuşur. Ayrılığın sona erdiği bu geceye Mevlevîler
“ŞEB-İ ARÛS”
(Düğün Gecesi)
derler.
Hz. Mevlâna’nın eserleri arasında en meşhuru
Mesnevî’dir. Dîvân-ı Kebîr, Fîh-i Mâ-Fîh, Mecâlis-i Seb’a ve Mektûbât
adlı eserleri de bulunmaktadır.
Yaklaşık 26 bin beyit içeren ve altı ciltlik bir eser olan
MESNEVİ’DE
ayetler ve hadisler ışığında anlatılan hikâyeler, fıkralar, atasözleri vardır.
Mesnevî’den daha önce yazılmaya başlanan
Dîvân-ı Kebîr
adlı eseri ise Hz. Mevlâna’nın çeşitli zamanlarda söylediği gazel, terkib-i bent ve rubailerini ihtiva etmektedir. Yaklaşık 40 bin beyitten oluşmaktadır.
Fih-i Mafih
ve
Mecâlis-i Seb’a
adlı eserleri Hz. Mevlâna’nın sohbetlerini içerir.
Mektûbât,
Hz. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled dâhil akraba, dost, emir ve vezirlere yazdığı 147 adet mektubu içerir.
Hazret-i Mevlâna eserlerini büyük bir çoğunlukla Farsça yazmıştır. Toplamda yüzbine yakın beyitten oluşan eserleri içinde Türkçe yazılmış beyit sayısı onbeşbin kadardır.
Eserlerini Farsça yazmış olması sebebiyle İranlılar Hazret-i Mevlana’nın Türk değil, Farisi olduğunu iddia ederler. Celaleddin Rumi’nin eserlerini farsça yazmasının iki önemli nedeni vardır: Birincisi, o bölge şehirlerindeki şairler, düz yazı yazan edebiyatçılar, felsefeciler ve mutasavvıflar gibi bilim adamları arasında, medreselerde farsça yaygındı. Oralardaki dersler genellikle farsça yapılıyor, eserler farsça yazılıyor hatta devletlerin resmi yazışmalarında farsça kullanılıyordu. Bilindiği gibi bu gelenek, Anadolu Selçukluları veziri Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277 yılında Türkçeyi resmi dil ilan eden
“Şimden gerü hiç gimesne divanda, dergahda, bergahda, mecliste, meydanda ve dahi her yerde Türk dilinden özge söz söylemeye”
emrini içeren talimatnamesine kadar Anadolu Selçukluları’nda da devam etmiştir.
Hazret-i Mevlâna’dan bahsedilince akla gelen hususlardan biri de
SEMA’DIR.
Bunun için, öncelikle
“SEMA”nın
ne olduğunu bilmekte yarar vardır.
MEVLEVİLERE AİT BİR ÂYİN ŞEKLİ OLAN SEMA, KÂİNATTA MEVCUT TÜM VARLIKLARIN DÖNMEKTE OLUŞLARINI
ESAS ALIR.
Bütün varlıkların aşk ve şevkle “HER ŞEY ASLINA DÖNER” esprisi içinde YÜCE ALLAH’A yönelerek döndükleri tasavvur edilir. SEMA DA, BU ESPRİ VE ANLAYIŞ İÇİNDE HAKKA YAPILAN MANEVİ BİR YOLCULUK OLARAK YORUMLANIR.
“Sema âyinleri ‘Naat-ı Şerif’in okunmasıyla başlar. ‘Ol’ emrini temsil eden kudüm sesinden sonra, ney taksimi başlar. Ney, kâinata ruh verilmesinin temsil edilmesidir. Sonra ‘Devr-i Veled’ başlar. Birinci devir Allah'ın; bütün cansız varlıkları, ikinci devir bitkinin, üçüncü devir ise hayvanların yaratışını anlatır. Şeyh, birinci selamın başlamasıyla hırkalarını çıkaran semazenlerle görüşür ve semazenler sıraya girer. Bu insaniyete doğuşu temsil eder. Semazenlerin giydiği kıyafetler, nefislerinin ölümünü temsil eder. Semaya başladıktan sonra sağ elin yukarıya, sol elin aşağı dönük olacak şekilde kolların iki yana açık olması, ‘Hak'tan alır halka dağıtırız, kendimize bir şey mal etmeyiz’ anlamına gelir. Semazenler, gezegenlerin hem kendi çevrelerinde, hem de güneşin etrafında döndükleri gibi dönerler. Semâzenlerin başlarındaki külâh, mezar taşına, sırtlarındaki hırkalar mezara, tennûre ise kefenine işarettir. Onlar dünyadan soyunmuş, gayb âleminin aşk pervaneleridir. Semahânenin sağ tarafı görünen, bilinen âlemdir, solu da görünmeyen bilinmeyen mana âlemi olarak yorumlanır.”
“SEMA’NIN NE ANLAMA GELDİĞİ” hakkında sunduğumuz bu kısa bilgiden sonra, günümüzde yapılan SEMA GÖSTERİLERİNE GELELİM. Bu işi, tiyatro gösterisine çeviren ekipler darılmasınlar amma, SEMA’DA ASIL OLAN RUH’TUR. Gösteriş için yapılan işlerde RUH OLMAZ!
Sema hali, aslında bir cezbe halidir. Cezbenin ne zaman geleceği belli değildir. Gelebilir de, gelmeye bilir de! Günümüzde oluşturulan ekipler tarafından düzenlenen SEMA GÖSTERİLERİ, İŞİN RUH YANINI DEĞİL, RUHSUZ YANININ TEZAHÜRÜDÜR. Hazret-i Mevlâna zamanında, özel olarak
SEMA AYİNLERİ
düzenlenmemiştir. Meclislerin, ruhani atmosferi içinde cezbeye kapılarak sema kendiliğinden başlatılmıştır. Mevlâna’nın dervişleri,
SEMA YAPMAK İÇİN DEĞİL,
aşka geldikleri için kalkıp dönmeğe başlamışlardır.
AŞK HALİ, ISMARLAMA GELMEZ. YAŞANAN BİR HÂLDİR. AŞKSIZ SEMA ÂLEMLERİ İSE,
RUHSUZDUR.
Bu gerçekleri bilmekte de yarar vardır.
İçinde bulunduğumuz MEVLANA HAFTASI kutlu olsun derken, (MESNEVİ’DEN ÖĞÜTLER) adlı kitabıbımızdan bir bölüm sunarak yazımızı noktalıyoruz:
DİNLE Kİ NEY’DEN NASIL ŞİKÂYET ETMEKTEDİR
AYRILIK DERTLERİNİ DİLE GETİRMEKTEDİR
NEY DER Kİ KAMIŞLIKTAN KOPARILALI BERİ
FERYADIM İNLETMEKTE KADIN VE ERKEKLERİ
AYRILIKLAR BAĞRIMI PARÇA-PARÇA ETSİN Kİ
ANLATMAM MÜMKÜN OLUR AŞKIN DERDİNİ BELKİ
BİL Kİ HER KİM ASLINDAN AYRILACAK OLURSA
HEP BEKLER DURUR ARTIK, HASRET KALIR VUSLATA
HER MECLİSTE AĞLAMAK OLMUŞTUR BENİM İŞİM
İYİLER, KÖTÜLER DE ARKADAŞIM, KARDEŞİM
BANA DOST OLUR HERKES KENDİ ZANNINA GÖRE
SOHBETLERİMDEN BİR ŞEY ÖĞRENMEK DİLEĞİYLE
GERÇİ Kİ SIRRIM UZAK DEĞİLDİR FERYADIMDAN
AMMA HER GÖZ GÖREMEZ, HER KULAK DUYMAZ İNAN
ASLINDA BİRBİRİNDEN GİZLİ DEĞİL CAN VE TEN
AMA CANI GÖRMEĞE İZİN YOKTUR GERÇEKTEN
ATEŞ OLUR BU NEY’İN BİLESİN Kİ HAVASI
KİMDE BU ATEŞ YOKSA, KUPKURUDUR DÂVASI
NEY’İN TESİRİ BELLİ ATEŞİNDENDİR ONUN
ŞARAPTAKİ HÂL AŞKIN VERDİĞİ COŞKUNLUĞUN
CÂNANDAN AYRILMAĞA DERT ORTAĞI OLDU NEY
PARÇALADI FİRKATE SEBEP PERDELERİ NEY
NEY GİBİ HEM BİR ZEHİR, HEM BİR PANZEHİR OLMAZ
NEY GİBİ SADIK BİR DOST VE DE SIRDAŞ BULUNMAZ
NEY, KAN DOLU YOLLARDAN HABERLER VERMEKTEDİR
MECNUN’UN HİKÂYESİ NEY’LE DİLLENMEKTEDİR
AKLIN SIRRININ DOSTU, ÂŞIKLARDIR BİLESİN
DİLE KULAKTAN BAŞKA TALİP YOKTUR BİLESİN
UZAMAĞA BAŞLARLAR GÜNLER DERTLERİMİZLE
YANIP-YIKILMAK İÇİN ARKADAŞ OLUR BİZLE
GÜNLER GEÇSE DE GEÇSİN, NEY BUNU SÖYLER DER Kİ
EY TERTEMİZ DOSTUMUZ, EBEDİ KAL YETER Kİ
DENİZ, BALIĞI SUYA MÜMKÜN MÜDÜR KANDIRSIN
GÜNÜ UZAYIP GİDER, NASİBİ OLMAYANIN
HALİNDEN HİÇ ANLAR MI PİŞMİŞ OLANLARIN HÂM
SÖZÜ KISA KESMELİ, BU SEBEPLE VESSELÂM
BAĞINI KES DE KURTUL, EY OĞUL SEN BU BAĞDAN
GÜMÜŞE VE ALTINA KURTUL BAĞIMLILIKTAN
DALDIRSAN DA TESTİYİ ŞÂYET DENİZE BİLE
BİR GÜNLÜK RIZKTAN BAŞKA GEÇER Mİ HİÇ ELİNE
AMMA NE MÜMKÜN DOLSUN HÂRİSİN GÖZ TESTİSİ
KANAATSİZ SEDEFTE OLUŞUR MU HİÇ İNCİ
ELBİSELERİ AŞKTAN PARÇA-PARÇA OLMAYAN
KURTULAMAZ KİBİRDEN, KÖTÜLÜKTEN VE HIRSTAN
SEN EY TATLI AŞKIMIZ, DERDİMİZİN TALİBİ
ŞÂDOL, YİTİRMEYELİM YAŞADIKÇA BİZ SENİ
EY AŞK SENSİN KİBİR VE ŞEREFİMİZE DEVÂ
SENSİN EFLATUN’UMUZ VE CALİNUS’UMUZ DA
TÛR DAĞINA TECELLİ EDİNCE ZÂT-I MEVLÂ
TÛR AŞKLA SARHOŞ OLDU, DÜŞTÜ BAYILDI MÛSÂ
ZAMANIMI BERABER GEÇİREBİLECEĞİM
BİR HEMDEM BULABİLSEM NEY GİBİ SIR SÖYLERDİM
VAY DİLDEŞİNDEN AYRI DÜŞMÜŞ OLAN KİŞİYE
YÜZ NAĞMESİ OLSA DA, BİL Kİ DİLSİZDİR YİNE
GÜLLER SOLUP MEVSİMİ GEÇECEK OLUR İSE
BÜLBÜLDEN MACERALAR DUYAMAZ OLUR KİMSE
HER ŞEY MÂŞUKTUR, ÂŞIK, BİR PERDEDİR BİLESİN
YAŞAYAN TEK MÂŞUKTUR, ÂŞIK ÖLÜ BİLESİN
KİMİN Kİ AŞKA MEYLİ YOKTUR VAH Kİ VAH ONA
KANATSIZ KUŞ GİBİDİR UÇAMAZ İNAN BUNA
ÖNÜNDE VE ARDINDA O SEVGİLİNİN NURU
OLMAZSA NASIL İDRAK EDERİM ÖNÜ-SONU
AŞK BU SÖZÜN DIŞARI ÇIKIP YAZILMASINI
İSTERSE BU DURUMDA AYNA GAMMAZ OLMAZ MI
BİLİR MİSİN BU AYNA NEDEN GAMMAZ DEĞİLDİR
SİLİNMİŞTİR YÜZÜNDEN ZİRÂ TOZ, PAS VE DE KİR
TAŞLAMA
BU MİLLET, NANKÖR MİLLET(!)
HİZMETLERİ GÖRMÜYOR
BİZ GİDERSEK DİN ELDEN
GİDECEKTİR BİLMİYOR
EDERİ ONBİN LİRA
TELEFON VAR ELİNDE
UTANMADAN BAĞIRIR
(İŞSİZİM, AÇIM) DİYE
BİSKÜİ YE, PASTA YE
EKMEK BULAMIYORSAN
YA BAKLAVA, KADAYIF
AL EKMEK SEVMİYORSAN
APTAL OLURMUŞ ZAHAR
EKMEKLE BESLENENLER
TIKA-BASA YEMEK NE
PORSİYONU KISIVER