(Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür) şeklinde dillendirilen bir deyimimiz bulunmaktadır. Günümüz Türkçesiyle bu deyimi (insan hafızasının unutmak gibi bir hastalığı vardır) şeklinde ifade edebiliriz. Aradan çok zaman geçmedi ama çoğumuz 2013 yılının 17-25 Aralık arası günlerde yaşananları unuttuk gibi! Oysa bu haftanın
(YOLSUZLUKLA MÜCADELE
HAFTASI)
olarak ilan edilmesi bile teklif edilmiş, CHP tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifi dahi verilmişti. Mecliste çoğunluğa sahip AKP, bu kanun teklifini reddetmiş,17-25 Aralık 2013 tarihi arasında meydana gelen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını, kendisine karşı yapılmış bir darbe olarak yorumlamıştı. Kabul edilmeyeceği bilindiği halde, böyle bir yasa teklifinin Meclise sunulmasının elbette ki, ince bir esprisi vardı. 2023 seçimlerinden sonra 17-25 Aralık günlerini kapsayan hatanın
(YOLSUZLUKLA MÜCADELE HAFTASI)
ilan edildiğini görürsek hiç de şaşırmayalım!
2013 yılının 17-25 Aralık günleri arasında bu ülkede nelerin yaşandığını ibret olması açısından anımsamaya çalışırsak, durum daha iyi anlaşılacaktır.
16 Aralık 2013 tarihine sükûnetle giren Türkiye, 17 Aralık gününe büyük bir sarsıntıyla girmişti. Eylül 2012 ve Şubat 2013'teki bir dizi ihbarla başlayıp, 17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'nın gözaltı talimatları ve ilgili mahkemelerin arama kararlarının yerine getirilmesi ile kamuoyunun duyduğu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen, aralarında iş adamları, bürokratlar, banka müdürleri, çeşitli düzeyde kamu görevlileri ve 61. Türkiye Hükümeti kabine üyesi 4 bakan ile 3 bakan çocuğunun olduğu kişiler hakkında
"rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye
fesat karıştırma ve kaçakçılık"
suçlarını işledikleri iddiasıyla baskınlar düzenlenmiş, aramalar gerçekleştirilmişti.
Savcılığa yapılan rüşvet, görevi kötüye kullanma ve ihalelere fesat karıştırma ihbarı üzerine 13 Eylül 2012, 21 Eylül 2012 ve 14 Şubat 2013 tarihlerinde soruşturmalar başlatıldı. Soruşturma dosyaları Başsavcılık tarafından Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'ya tevzi edildi. Celal Kara'nın talimatı üzerine, elde edilen bilgiler kapsamında 17 Aralık 2013 tarihinde şüpheliler gözaltına alındı; ev ve işyerlerinde arama yapılarak ele geçirilen çeşitli eşya ve paralara el konuldu.
İlerleyen günlerde soruşturma dosyasıyla ilgili bir takım bilgiler medyaya sızdı. Buna göre İranlı işadamı Rıza Sarraf'ın soruşturmanın kilit ismi olduğu, bürokraside 4 bakan ile geliştirdiği ilişkiler ve rüşvet çarkı sayesinde kara para aklama, altın kaçakçılığı gibi bir takım suçlar işlediği öne sürüldü. Ayrıca soruşturmada 3 bakan çocuğu hakkındaki suçlamaların,
"rüşvet almaya
ve vermeye aracılık etmek"
olduğu iddia edildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 71 şüpheliden 24'ü çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı, 38'i de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tutuklanan şüpheliler, kamuoyunun
"hükümet yargıyı kendine bağladı"
yorumları eşliğinde 28 Şubat 2014'te serbest bırakıldı. O tarihlerde Başbakan konumunda olan Recep Tayyip Erdoğan
"adalet yerini buldu"
şeklinde açıklamada bulundu
.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 18 Aralık 2013 tarihinde, soruşturma dosyasının geniş olduğu ve fazla iş yükü gerektirdiği gerekçeleriyle, soruşturmaya ek 2 savcı daha atadı ve savcılar arasındaki herhangi bir ihtilaf durumunda soruşturmaya ilişkin kararların 2'ye 1 çoğunlukla alınması talimatını verdi.
Ayrıca, şüpheliler arasında bulunan İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış hakkında cezai kovuşturma yapılabilmesi için hazırlanan fezlekeler, TBMM'ye gönderilmek üzere Adalet Bakanlığı'na sunuldu.
Soruşturma devam ederken, 16 Ocak 2014 tarihli HSYK kararı ile soruşturmayı başlatan Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'nın görev yeri değiştirildi. Soruşturma için başka savcılar görevlendirildi. Başlatılan soruşturmaya Bakan, bürokrat ve kamuoyunun yakından tanıdığı kişilerin adları karıştığından, özellikle ilk günlerde kamuoyunda ve Türk ekonomisinde deprem etkisi izlendi. Borsada sert düşüşler yaşanırken dolar ve avro yükseldi.
Bilhassa gözaltı görüntülerinin, özellikle de şüphelilerin evlerinde ele geçirilen yüksek miktarlardaki paraların görüntülerinin medyaya sızmasıyla adı geçen Bakanlar ve Hükümet eleştirilerin odağına oturdu.
Başbakan konumunda olan Recep Tayyip Erdoğan başlatılan soruşturmayı, hükümeti ve ekonomiyi zor duruma düşürmek amacıyla yapılan bir operasyon olarak nitelendirdi. Özellikle zamanlama üzerinde duran Gözaltına almalrın seçime az bir zaman kala yapılmasına dikkat çekti. Ayrıca kısa bir süre önce Gülen hareketiyle, dershaneler hakkında yapılacak olan düzenleme sebebiyle gerginlik yaşayan hükümet, soruşturmaların bu gerginlikle ilgili olduğunu ve Yargı ile Emniyet'te bulunan Gülen hareketine bağlı personel tarafından, yine Gülen hareketinden gelen talimat üzerine bu soruşturmanın başlatıldığını iddia etti.
Daha sonraki günlerde İçişleri Bakanlığı'nca, savcılığın gözaltı ve mahkemenin arama kararlarını yerine getiren adli kolluk amir ve memurlarının ciddi bir kısmının görev yerleri değiştirildi, görevden alındı veya meslekten ihraç edildi. 29 Ocak 2014'te soruşturma savcısı Celal Kara, 11 Şubat 2014 tarihli HSYK kararnamesi ile de soruşturma iznini veren İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Zekeriya Öz'ün aralarında bulunduğu 166 hâkim ve savcının görev yeri değiştirildi.
İlerleyen günlerde, soruşturmanın bir siyasi operasyon olduğunu iddia eden ve kendi oy tabanında bulunan Gülen hareketini hedef gösteren hükümet yetkilileri, hareketin yürütme ve yargı içine sızdığını ve bir
"paralel devlet"
hüviyetini aldığını iddia etti. Gözaltına almaların başlamasından kısa süre sonra da, iddia edilen paralel devlet yapılanmasına önlem gerekçesiyle Emniyet'te, Yargı'da ve TİB, TRT, BDDK gibi bazı kamu kurumlarında birçok personel görevden alındı veya personelin görev yeri değiştirildi.
Gülen hareketi adına yapılan açıklamalardaysa hükümetin kendilerini hedef göstermesi eleştirildi. Hükümetin, soruşturma sebebiyle bozulan siyasi gücünü korumaya yönelik bir komplo teorisi çabasında olduğu, soruşturmalarla hiçbir ilgilerinin olmadığı ve şayet iddia edildiği şekilde bir paralel devlet yapılanması varsa, üzerine gidilmesinin gerekli olduğu ifade edildi. Ayrıca kamudaki görevden alma, görev yeri değişiklikleri ve meslekten ihraçların hukuka aykırı olduğu ve mensuplarına yönelik bir
"cadı avı"
hüviyetine büründüğü iddia edildi. Başbakan Erdoğan, katıldığı bir mitingde bu iddiayı
"ihanet edenlerin görevlerini değiştirmek cadı avıysa, biz bu cadı
avını yapacağız, bunu da bilin"
şeklinde yanıtladı.
5 Ocak'ta medyada yer alan ve bir MİT belgesine dayandırılan haberlere göre Bakanlarla Rıza Sarraf'ın ilişkide olduğu ve bunun hükümeti güç duruma düşürebileceği MİT tarafından 8 ay önce Başbakan'a rapor edilmişti
.
Bunun yanında hükümet, soruşturmanın gizliliği prensibinin hiçe sayılarak soruşturma bilgilerinin basına sızdırılmasını eleştirdi
Soruşturmanın ardından Gezi Dayanışması ve sendikalar tarafından Gezi Parkı eylemlerine benzer küçük çaplı protesto eylemleri düzenlendi.
Soruşturmaları
"siyasi bir operasyon"
olarak nitelendiren hükümet, çok tartışmalı bir sürecin ardından HSYK'nın yapısında değişiklik öngören bir yasa çıkarttı. Düzenlemeyle HSYK bünyesinde Adalet Bakanı'na hâkim, savcı ve adalet müfettişlerinin atanması, disiplin soruşturmaları, vb birçok konuda geniş yetkiler verildi. Ayrıca düzenleme HSYK Kurullarının yapısında değişiklik öngörüyordu ve düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle yönetim ve denetim kurulları ile Adalet Akademisi üyelerinin görevlerine son verilmesini içeriyordu.
Yeni durum kamuoyunun büyük bir bölümü tarafından
"hükümet yargıyı kendine bağladı"
şeklinde yorumlandı. AB Komisyonu da hükümeti, atılan adımın
"hukuk devleti"
ve
"kuvvetler ayrılığı"
ilkelerine uymadığı gerekçeleriyle eleştirdi. Ayrıca HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici, 66 sayfalık bir açıklama yaparak, değişikliğin Anayasa'ya aykırı olduğunu söyledi.
Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan iptal başvurusu üzerine, 11 Nisan 2014'te verdiği kararla, düzenlemenin Adalet Bakanı'na verdiği olağanüstü yetkileri Anayasaya aykırı bularak iptal etti. Egemen Bağış Avrupa Birliği Bakanlığı görevinden alındı. İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar bakanlık görevlerinden istifa ettiler. Bayraktar ayrıca yaptığı bir açıklamayla, Başbakan'ı eleştirerek milletvekilliğinden de istifa ettiğini duyurdu. Ancak, sözünden çarketti.
Bu gelişmeler üzerine AKP milletvekilleri İdris Naim Şahin, Erdal Kalkan, Ertuğrul Günay, Hasan Hami Yıldırım ve Haluk Özdalga partilerinden istifa etti. Yine AKP milletvekilleri Hakan Şükür ve İdris Bal da soruşturma öncesi yaşanan dershane tartışması sırasında istifa etmişti.
Evet, 2013 yılının 17-25 Aralık günlerini kapsayan hafta yaşananları anımsatalım istedik. Tabii, bu süreç ülkeyi adım-adım 15 Temmuz 2016’da FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN darbe teşebbüsü sürecine götürdü.
İleride tarihçiler, 2013 yılının 17/25 Aralık günlerinde yaşananları objektif olarak yargılayacak ve elbette hasıraltı edilen gerçekleri gün yüzüne çıkaracaklardır.
Şunu da anımsatmakta yarar var. 17/25 Aralık 2013 yılının hakimleri, savcıları, emniyetçileri 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ya tutuklanarak cezaevlerine konuldular, ya da Türkiye’den kaçarak başka ülkelere sığındılar…
TAŞLAMA
ONYEDİ/YİRMİYEDİ
ARALIK GÜNLERİYDİ
YIL İKİBİNONÜÇTÜ
ANIMSA NELER GEÇTİ
İÇLERİ DOLAR DOLU
KUTU İÇİNDE KUTU
ARADAN ON YIL GEÇTİ
NE ÇABUK UNUTULDU
FETÖ’NÜN İLK DARBESİ
DİYE YORUMLANIYOR
BÖYLECE SOYGUNCU VE
VURGUNCU AKLANIYOR
BU MİLLET GERÇEKTEN DE
ZAVALLI MI ZAVALLI
ÜÇ-BEŞ TORBA KÖMÜRE
TAV OLUR VELHASILI
ONLAR KUTULAR DOLU
DOLARLAR YÜRÜTÜRKEN
ÜÇ-BEŞ TORBA BULGURA
KANARIZ HALA NEDEN