Ahmet Arıtürk

200 MİLYON İKRAMİYE!

Ahmet Arıtürk

Milli Piyangonun (özelleştirildiği için artık milliliği kalmamıştır) 2023 yılı yılbaşı çekilişinde 200 milyon TL BÜYÜK İKRAMİYE  6-5-3-0-3-0-3 numaralı çeyrek biletlere çıktı. 200 milyon TL büyük ikramiye çeyrek bilete isabet edince, 4 farklı şehirde 4 farklı talihli 50'şer milyon TL kazandı demektir.

Büyük ikramiye isabet eden biletlerin Giresun Merkez, Bursa Osmangazi ve 2 tanesinin de Milli Piyango Online.Com’dan alındığı açıklandı. Bakalım, 50 Milyon TL isabet eden biletlerin sahipleri ortaya çıkacak mı, yoksa ÖZELLEŞTİRMEDEN BU YANA OLDUĞU GİBİ YİNE SARI ÇİZMELİ MEHMET AĞALARA MI GİTMİŞ OLACAK!!!

Tabii, yine yapılan bir tartışma var. Milli Piyango çekilişleri helâl mi, haram mı! Öncelikle  belirteyim ki, dini konularda fetva verebilecek ehliyet ve liyakate sahip biri değilim. Konu ile ilgili olarak yazacaklarım, sadece kendi görüşümden ibarettir. İster itibar edersiniz, ister etmezsiniz, bu konuda muhayyersiniz.

Elbette, hiçbir para

ALIN TERİ İLE KAZANILMIŞ PARA GİBİ HELÂL

OLAMAZ.

Kazanılan paranın kutsallığı, o parayı elde etmek için harcanan alın teriyle orantılıdır. Bir para, ne kadar zorlukla ve alın teri dökülerek kazanılmışsa, o kadar kutsaldır. Milli Piyango çekilişlerinde,

“ALIN TERİ”

dediğimiz olgunun bulunmadığı bir gerçektir. Ancak, yine de alın teri dökülmüş gibi görülen birçok paradan, sermayeden daha temizdir.

Satarken eksik tartan, eksik ölçen bir iş yeri sahibinin kazandığı, Milli Piyango çekilişinde kazanılan paradan kesinlikle daha kirlidir.

Devlete iş yapan bir müteahhit düşünün. Şartnamede, meselâ 12’lik demir kullanılacak yerde, 10’luk demir kullanmışsa, o ihaleden kazandığı bütün para haramdır. Veya bir yapsatçının durumunu ele alın. Yaptığı inşaatlarda 10 torba çimento kullanılması gereken yerde 8 torba kullanmışsa, onun da kazandıkları harama girer. Satıcının, malını satmak için doğru bile olsa yemin etmesi, satılan malın kazancını haram yapmağa yeterlidir. Mesai yapmadan maaş alan işçinin, memurun kazandığı helâl sayılabilir mi! Hele devletin muhtelif kurum ve kuruluşlarından 5 hatta 10 maaş alanların durumlarına göre kıyaslayın.

Helâl gibi görünüp, aslında haram olan o kadar çok kazançlar var ki, doğrusunu isterseniz, Milli Piyango Çekilişinden gelebilecek ikramiye, onların yanında SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK HÜKMÜNDEDİR. Milli Piyango çekilişlerinde hiç olmazsa kimseleri kandırmak yok. Oynamak için zorlama yok. Karşılıklı kumar oyunlarında olduğu gibi kavga, patırtı, gürültü riski bulunmuyor. Kimin kazandığı, kimin kaybettiği bilinmiyor. Bu çekilişlerden sağlanan kârlardan, bazı yardım kurumlarına belli bir hisse aktarılıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyatçılar her yılbaşı öncesinde

(MİLLİ PİYANGO

HARAMDIR)

diye tuttururlar. Yılbaşı öncesi Cuma hutbesinde de aynı nakarat devam ettirilmişti.  Milli Piyangodan kazanılan paranın haram olması yanında bu parayla yapılan iyiliklerden bir sevap  kazanılamayacağına dair fetvalar veriliyor. Milli Piyango’nun başındaki

(MİLLİ)

kelimesinin kaldırılmasını isteniyor.

İyi de kardeşim, devletin yaptığı işlerden haram olanı sadece Milli Piyango mu! Dini kurallara bakarsanız, sırf çalışıyor diye borçlu kimselerden vergi alınması da haramdır! Vatandaşın zamanında ödeyemediği vergilere ve sair tahsilatlara bindirilen faizler de haram kapsamındadır. İçki satışlarından elde edilen KDV, ÖTV ve diğer vergiler de dini kurallara göre haramdır!

Devletin bütçesinden yapılan israflar en büyük haram kapsamındadır. Rüşvet almak, rüşvet vermek, rüşvet karşılığı dümenler çevirmek, işi ehline vermemek haramın daniskasıdır. Devlete memur almak sınavlarında yandaş kayırmak, yandaş müteahhitlere iş kotarmak haramın alasıdır. Bütün bunları bir yana bırakarak, her YILBAŞINDA bir marifetmiş gibi bilineni tekrar etmek ve

(MİLLİ PİYANGO

HARAMDIR)

diyerek Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyatçılar acaba günah mı çıkarıyorlar. Diğer haramlar konusunda ahkâm kesemezlerken, işi döndürüp, dolaştırıp Milli Piyango çekilişlerine getirmek de neyin nesidir. Her Yılbaşında

TEMCİT

PİLAVI

gibi Milli Piyango çekilişlerini gündeme getirmekle, Diyanet İşleri Başkanlığı dile getiremediği konularda

GÜNAH MI ÇIKARIYOR.

Şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığına soralım:

*İsraf haram mı değil mi!

*Lüks haram mı, değil mi!

*Rüşvet haram mı, değil mi!

*İşi ehline vermemek haram mı, değil mi!

*Diyanet Vakfından bol keseden harcırahlar ödemek haram mı değil mi!

*Hacı adaylarının paralarını faize yatırmak haram mı değil mi!

*Hacı adaylarına sıra işinde torpil yapmak haram mı, değil mi!

Bu şekilde soruları bir hayli uzatabiliriz de, arif olana tarif gerekmez!

Hani, milli piyango parasıyla hayır işlenmez fetvası da var ya! Milli piyango çekilişinde büyük ikramiye bana çıksaydı da, on milyon TL’sini Diyanet Vakfına verseydim, o zaman görürdük bakalım, alır mıydı, almaz mıydı!!!

Hani bir deyim vardır. (Deveye boynun eğri demişler, nerem doğru ki demiş!) Diyanetin işi de bu hesap!

Dedik ya, Milli Piyango çekilişlerinin helâl mi, haram mı oldukları konusunda fetva verecek bilgi ve birikime sahip değiliz.

İşte, milli piyango ikramiyesi bütün bu saydıklarımızdan çok daha temiz, arsız ve günahsızdır. Bu işte, kimse, kimseyi kandırmıyor. Kimse kimseyi zorlamıyor. Kimse kimseye kazık atmıyor. Milli piyango çekilişine katılanların hepsi de bilirler ki, ikramiyeler bin kişiden birine çakacaktır ve bu gerçeği bile bile çekilişlere katılmaktadır.

Bu işte, kimsenin kimseyi aldattığı yok desek bile anti parantez olarak vurgulayalım ki bir zamanlar Milli Piyango idaresine çöreklenen FETÖCÜLERİN, bir takım oyunlarla, büyük ikramiyeleri bir şekilde kendi yandaşlarına kazandırdıkları iddiaları yayılmıştı. Onun orasını bilmeyiz. Hem zaten FETÖNÜN ve FETÖCÜLERİN bütün işleri MURDAR HÜKMÜNDEDİR!

Gerçekten milli piyango çekilişleri haramsa, devlet ancak bu tür çekilişleri yasaklamakla haramdan kurtulmuş olabilir.

Dediğim gibi, Milli Piyango çekilişlerinin helal mi, haram mı olduğu konusunda söz söylemek boyumuzu aşar.

Diyanet İşleri Başkanlığı Milli Piyango çekilişleriyle, yılbaşı kutlamalarını haram ilân etti ama öyle anlaşılıyor ki, teşkilâtı takan yok. Bunun böyle olduğu nereden belli derseniz, özellikle büyük şehirlerde milli piyango biletleri satan gişelerin önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, mağazalarda satışların yılbaşı sebebiyle tavan yapmasından, çam ağacı ve hindi satışlarındaki patlamalardan!

Peki, (Diyanetin vaizleri neden etkili olmuyor?) derseniz, ona da dini kurallar içinde açıklık getirelim. Bir vaazın etkili olması için, her şeyden önce o vaazı yapanların takva sahibi ve güvenilir olmaları gerekir. Hacı adaylarının paralarını bankalarda toplayan ve faizini alan, makam aracı olarak Mercedes kullanan, rüşvete haram diyemeyen bir teşkilatın söylemleri ne derece etkili olabilir ki.

(Devlet, milli piyango idaresini özelleştirerek haramdan elini, eteğini çekti!!!) diyenler var!  Elbette bu dolmayı yutacak bir hayli saf Müslüman kardeşlerimizin bulunduğu da muhakkak!

Kısacası, HER TÜRLÜ PİYANGO ÇEKİLİŞLERİ ALIN TERİ İLE KAZANILMIŞ PARA GİBİ KUTSAL DEĞİLDİR AMMA, OYNAYIP OYNAMAMAK KONUSUNDA KARARI SİZ KENDİNİZ VERİNİZ!

ANEKDOT

Köleliğin hüküm sürdüğü bir dönemde, kölenin biri, efendisinin müdavimi olduğu vaize giderek, efendisinin kendisini azat etmesi için köle azadıyla ilgili vaizde bulunmasını ister. Vaiz de, kendisine bu konuda söz verir. Ancak aradan 4-5 ay geçtikten sonra, konuyla ilgili vaizde bulunur.  Vaizde bulunduğu aynı gün, efendisi, köleyi azat eder.

Duruma çok sevinen köle, teşekkür etmek mahiyetinde vaize gider. Ancak, biraz da sitemkâr bir edayla, kölelerin azadıyla ilgili vaizini neden bu kadar geciktirdiğini sorar. Vaiz, şu cevabı verir:

-Vaazımın etkili olması için, önce benim bir köle azat etmem gerekirdi. 4-5 ay süreyle geçimimden kısarak bir köle satın aldım ve azat ettim. Sonra da vaaz konusu yaptım. Eğer ben bunu yapmasaydım, yaptığım vaaz efendinin bir kulağından girip bir kalağından çıkacaktı!

KOMŞULUK HUKUKU

Televizyonlardan izliyoruz. Sofralarına koyacak ekmek bile almakta zorlanan aileler var. Geçmiş yıllarda, komşuluk ilişkileri oldukça güçlüydü. Zengin komşuları tarafından fakir ailelere mutlaka el uzatılır, ihtiyaçları giderilirdi. Hemen her ev gücü nispetinde özellikle akşam yemeklerinden birer tabak dökerek, fakir komşulara götürülürdü. Biz buna Siirtlilerin deyimiyle (EŞET-IL IMMAT = ÖLÜLER İÇİN YEMEK) derdik. Komşuluk, oldukça önemlidir. Ancak ve maalesef apartmanlarda komşuluk sözün tam anlamıyla ölmüştür. İnanır mısınız, bitişiğindeki dairede oturanın kim olduğunu, adını-sanını bilmeyenlerimiz çoğunluktadır.

Oysa “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”

buyruğuyla komşuluğa verilen önem ortada.

Yine Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hadis-i

Şeriflerinde “Kardeşim Cebrail bana komşu hukukunu o kadar tavsiye etti ki, komşu komşuya mirasçı olacak

zannettim

” buyurmaları, dinimizde komşuluk hukukuna verilen önemin açık ispatıdır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, İslami açıdan bakıldığında, günümüzde komşuluk ilişkileri açısından çok hem de pek çok olumsuzluklar yaşandığı ortadadır. İtiraf etmeliyim ki, oturduğumuz apartmanda tam 24 daire olduğu halde, bu dairelerde oturanların değil durumlarını adlarını dahi bildiğim 2, 3 kişi ya var ya yok.

Geçmişe dönüp baktığımda ve eski mahallemizin durumu konusunda bir nostalji yaptığımda, komşuluk ilişkilerinin ne kadar zayıfladığı daha net olarak ortaya çıkmakta. 50-60 yıl önce kaldığımız mahallede birbirini  tanımayan tek bir aile yoktu. Sadece aileleri değil o ailelerdeki bütün fertleri adlarıyla, işleriyle, uğraşlarıyla varsa hünerleriyle, hastalıklarıyla tanırdık. Kim zengin, kim orta halli, kim fakir bilirdik. Hatta bırakın mahalle halkının birbirini bilmesi, komşularımızın başka mahallelerde oturan akraba ve taallukatlarının durumlarından bile haberimiz vardı.

Abartarak söylemiyorum. Komşularımızın tencerelerinde pişen yemeğin ne olduğundan bile haberdardık. Birbirimize tabaklarla, tepsilerle yemek gönderir, özellikle mahalli yemeklerimizden hatırı sayılır olanları komşularımızla paylaşırdık. Ne acıdır ki, şimdi aynı apartmanda yaşayan kapıları bitişik, iki dairede yaşayanlar dahi genelde birbirimizin adlarını bile bilmiyoruz.

Denilebilir ki, nüfus çoğaldı. İnsanlar sürekli olarak mekan değiştiriyorlar. Tayinler sebebiyle bir çok aileler 2-3 yılda bir bulundukları mahallelerden değil, şehirlerden bile uzaklaşmak durumunda kalıyorlar. Komşular birbirlerine itimat edebilecek, tanıyabilecek kadar vakit bulamıyorlar. Geçmiş yıllarda insanlar aynı mahallede, aynı evlerde doğar, yaşar ve hatta genelde aynı evlerde ölürlerdi. Şimdi, ailelerin yüzde 90’ı seyyar gibi. Bu durum da komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına yol açmaktadır. İnsanlar, birbirlerini yeterince tanımıyor, bu açıdan birbirlerine güvenemiyorlar. Bu görüşte bir gerçek payı var ama komşular olarak keşke birbirimizi tanımaya, birbirimizi öğrenmeye önem versek. Bunun, dinimizin bir emri olduğunu idrak etsek. Oturduğumuz apartmanlarda aileleri buluşturan toplantılar düzenlesek. Her apartmanın bir toplantı, bir sohbet salonu olsa. Haftada bir, onbeş günde bir, hatta ayda bir olsun, o toplantı salonunda bir araya gelsek. Otursak, sohbet etsek.

“Koşu, komşusunun külüne muhtaçtır!”

atasözünü hiç unutmasak!

Geçmiş yılların komşuluk hukukunu yaşatsaydık, sofralarında ekmek bulamayan aile kalmayacaktı. Yazıklar olsun bize…

TAŞLAMA

MİLLİ PİYANGO İÇİN

(HARAM) DİYOR DİYANET

ALIN TERİ DÖKEREK

KAZANMAK ASIL ELBET

İYİ DE İSRAF HARAM

DEĞİL Mİ SÖYLEYİNİZ

(MÜSRİF ŞEYTANA KARDEŞ)

BUYURMAZ MI DİNİMİZ

RÜŞVET VE TORPİL HARAM

BUNLARI DA SÖYLEYİN

KORKARAK GERÇEKLERİ

SAKIN HA KETMETMEYİN

İŞİ EHLİNE VERMEK

EMRİ İKEN KUR’ANIN

İŞLER NA EHİLLERDE

ASIL GÜNAH BU BAKIN

Yazarın Diğer Yazıları