DOLANI DOLANI GELİR ÖLÜM YAVAŞÇA, YAVAŞÇA KIRILDI KANADIM, KALKMAZ KOLUM YAVAŞÇA YAVAŞÇA
Ahmet Arıtürk
Bizim Siirtçe lisanımızda bir deyim vardır. (IL EĞ, UVE AĞ!) deriz. Bu deyimi Türkçe'ye (KARDEŞ, KARDEŞİN AHI'DIR) şeklinde tercüme etmek, en uygun olanıdır. Bu deyimde, kardeşliğin önemine vurgu vardır. Gerçekten de öyledir. Kişiye dar gününde arka çıkan, destek olan acısına yanan, sevinince sevincine ortak olan elbette ki kardeşleridir.
Biz, Merhum Hacı Salih Çeto'nun torunları, Merhum Hüsnü Arıtürk'ün çocukları olarak 3'ü erkek, 1'i kız, 4 kardeştik. Adliyede başkatip olan ve o yıllarda çok az sayıda hukuk mezunları olduğu için memuriyetinin büyük bölümünü (Cumhuriyet Savcı Vekili) olarak sürdüren Babamız çok genç yaşta, daha 1945'li yıllarda ebediyete intikal etmişti. Babamız vefat ettiği zaman Memet Sabri Ağabeyim 9, Aysel Ablam 5, ben ve ikizim Mehmet Metin henüz 18 aylık'tık. Dedemiz Hacı Salih Çeto, gerçekten Siirt'in muteber tüccarlarından ve zenginlerindendi. Biz kardeşler O'na BABA der, onu baba bilirdik. Yalnız biz değil, bütün mahallemiz halkı dedemiz için (BABA) lakabını kullanır, baba olarak bilirlerdi. Biz anımsamasak bile, bize anlatılanlar o ki, her iki kıtlık döneminde de evimizde kazan-kazan yemek pişirilir, fakirlere dağıtılırdı. Eski Siirtliler kıtlık yılları için (ĞELELIKBİR) ve (ĞELELIĞZEYYER) deyimini kullanırlardı. Bu iki deyim (BÜYÜK KITLIK) ve (KÜÇÜK KITLIK) yılları anlamında kullanılırlardı. Ne var ki rahmetli dedemin de ömrü bizi büyütmeye yetmedi. 1949 yıllarında vefat ettiği zaman Büyük Ağabeyimiz Mehmet Sabri 13-14, Ablam Aysel 8-9, ben ve ikizim Mehmet Metin ise 5-6 yaşlarındaydık. Bu rakamları tahmini olarak değil, nüfus kütüğündeki tarihlere bakarak tespit ettiğimi belirteyim.
Dedem vefat ettikten sonra, ortaokul talebesi olan Ağabeyim Mehmet Sabri okuldan ayrılarak, dedemin işyerini devralmıştı. Belki, Dedemin itibarının da etkisiyle, yaşından umulmadık bir şekilde kısa bir zamanda ticaret hayatında büyük mesafeler almış, muvaffakiyetler elde etmiş, hatta Merhum Dedemi bile aşmış, herkesin gıptayla baktığı genç bir tüccar olmuştu. Genelde gıda toptancılığı işi üzerinde çalışır, pekmez, yağ, bal, ceviz içi, kuru üzüm toptancılığında çarşının en faal işadamıydı. Bu arada, özellikle o yıllarda İlimizde konuşlanmış olan 12 Tümenin gıda ihalelerine girmeğe başlamıştı. Doğrusu şu ki Mehmet Sabri Ağabeyimiz nazarımızda BABAMIZ gibiydi.
Ancak, ticaret hayatındaki yükselişine, gençlik hevesleri katılınca, işler ters gitmeğe başladı. Askerlik görevini ifa ettikten sonra, memuriyet hayatına intisap etti. Siirt Devlet Hastanesinde Personel Şefi olarak görev yaparken, hizmet süresini doldurup emekli oldu. Emeklilik hayatında yeniden ticarete başladı. Özellikle askeri kuruluşlara gıda müteahhitliği üzerine yoğunlaşmıştı. Hayatının son yıllarında SİİRT GAZETESİNİN sahipliği görevini üstlendi.
Ablam Aysel, Siirt'in o yıllardaki gelenekler çerçevesinde çocuk sayılacak bir yaşta evlendirmiştik. Ben ve Metin hem okuyor, ama okumaktan çok Dayımız Mehmet Emin Kılıççıoğlu'na ait olan SİİRT GAZETESİNDE çalışıyorduk. Mürettip olarak başladığımız çalışmalarımıza kısa bir süre içinde muhabirliği, yazarlığı ekledik. İkimiz de gençlik yıllarımızda yurt genelinde yaygın bazı ajansların ve gazetelerin muhabirliğini yaptık. Bir taraftan SİİRT GAZETESİNİ çıkarırken, kendi adımıza UĞUR, DEMOKRAT SİİRT ve SİİRT'TE HÜRRİYET adları altında günlük-haftalık gazeteler çıkardık. İkimiz de gazeteciliğin her dalında tecrübe, birikim sahibiydik. İşin doğrusu, Dayımızın sahipliğinde yayınlanan SİİRT GAZETESİ'nin yayın hayatında bu kadar uzun soluklu olmasının sebebi ikimizdik. Bu arada Siirt'te birçok gazeteler açıldı ve birkaç yıl süreyle yayınlandıktan sonra kapılarına kilit vurmak durumunda kaldılar. Çoğunun kuruluş gayesi GAZETECİLİK değildi. Kimileri siyasi amaçlarla kurulmuşlardı, kimileri ticari amaçla. Bu iki amaç ortadan kalkınca, ağır bir yük olan gazeteciliği taşımaktan vazgeçtiler.
Dayımız Siirt Gazetesi'nin kurucusu Mehmet Emin Kılıççıoğlu vefat ettikten sonra, bir süre için oğlu Merhum Ömer Faruk Kılıççıoğlu Gazete Sahipliğini üstlendi. Gazeteyi yine biz kardeşler çıkarıyorduk, ancak, biz de memuriyet hayatına atıldığımız için, mesai saatleri dışında Gazetede çalışmaktaydık. Yani, gerçekte gazete bizim kontrolümüzdeydi. Merhum Ömer Faruk Siirt'ten ayrılarak Mersin'e gidince, Gazeteyi devraldık. O yıllarda biz henüz emekli olmak için hizmetimizi doldurmamıştık. Bunun için Gazetenin Sahipliğini Merhum Ağabeyimiz Sabri Arıtürk üstlendi. Ta ki biz emekli oluncaya kadar. Biz emekli olduktan sonra, Gazetenin imtiyazını bize devretti.
Yani, üç kardeş olarak, ömrümüzü dayanışma içinde geçirdik. Birbirimize hep destek olduk. Tabii, kız kardeşimizle de diyaloğumuz devam etti. Ancak haliyle bu iş konusunda bir beraberlik anlamında olmadı. Biz onun sevinciyle sevindik, ortak olduk, o da bizim sevinçlerimize, acılarımıza hep ortak oldu.
Evet, biz kardeşlerin yaşadıklarını inanınız bir roman halinde yazabilirim. Birbirimize hep destek olduk. Birbirimizin AHI olduk. Ne var ki ölüm denilen tırpan sevenleri birbirinden koparmaktadır. 2018 yılında Kasım ayının 14'ünde Ağabeyim Mehmet Sabri'yi kaybettik. 26 Ekim 2020'de de İkiz Kardeşim Mehmet Metin İstanbul'da yakalandığı KORONAVİRÜS PANDEMİSİNİN yan etkileri sonucu vefat etti ve aziz naşı Siirt'e getirilerek aile mezarlığımız ZEVYE'DE EBEDİ İSTİRAHATGAHINA TEVDİ EDİLDİ.
Şimdi kardeşlerden bir ben bir de Aysel Ablam hayatta kalmış bulunuyoruz. Mehmet Sabri Ağabeyimin vefatıyla zaten bir KOLUMU KAYBETMİŞTİM. Şimdi, İkizim Mehmet Metin'in vefatı ile de KANADIMI YİTİRDİM. Yani, kolsuz-kanatsız bir kuşa döndüm. Şairin dediğini kendime uyarlayarak sunayım:
(DOLANI DOLANI GELİR
ÖLÜM YAVAŞÇA YAVAŞÇA
KIRILDI KANADIM KALKMAZ
KOLUM YAVAŞÇA YAVAŞÇA)
***
Kardeşlerin en mükemmelleri olan Mehmet Sabri Ağabeyim ile İkizim Mehmet Metin'e YÜCE ALLAH'TAN RAHMETLER dilerken, şefkat timsali ABLAM AYSEL'E de mutluluk içinde geçecek uzun, dertsiz, kedersiz bir yaşam diliyorum.