Ahmet Arıtürk

1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ

Ahmet Arıtürk

Pazartesi günü 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü veya yaygın adıyla

İŞÇİ BAYRAMIYDIR.

Veya bir başka deyimle

EMEK VE DAYANIŞMA

GÜNÜ’DÜR.

2023 yılının 1 Mayıs’ı elbette bayram olmaktan çok uzak bir ortamda gerçekleşecektir. Ekonomik sıkıntıların yarattığı atmosfer içinde milyonlarca vatandaşlarımız işlerini kaybetmişlerken ve sırada daha da kaybedecekler varken, bir de 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ile 28. Dönem Milletvekilliği seçimleri varken

(BAYRAM GELMİŞ NEYİME)

demekle yetineceğiz.

Biz yine de bugünkü yorum yazımızda işçi haklarını bir başka açıdan ele alalım istedik. Kimilerimiz zannediyorlar ki, işçi hakları gerçekten de Batı âleminin ataklarıyla belirlenmiş, İslam dini, işçi hakları konusunu es geçmiştir! Elbette öyle değildir. İşçi haklarıyla ilgili kurallar İslamiyet’in ilk yıllarından beri gündeme getirilmiştir.

Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hadis-i şeriflerinde mealen:

“İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz”

buyurduğu bilinen gerçeklerdendir. Yani, işçi haklarına ilk sahip çıkan da bizzat İslam dinidir ve din-i İslam’ın büyük önderidir. Bu hadis-i şerifle işçinin alın teri adeta kutsanmıştır.

Bir hadis-i kutside:

“Allah Teâlâ buyurur ki: Üç kimse vardır ki, Kıyamet günü ben onların hasmıyım. Ben, her kimin hasmı olursam, onu helak ederim. O üç kimse şunlardır:

1.Bana karşı söz verip, sonra vaadinden dönen,

2.Hür bir kimseyi (köle gibi) satarak parasını yiyen,

3.Bir işçi çalıştırarak ondan istifade edip de ücretini vermeyen kimsedir.”

Bunlardan üçüncü şık, işçi haklarına verilen öneme açıkça vurgu yapmaktadır. Bilinmelidir ki, merkezinde insan ve insanlık olmayan, refahı topluma yayma amacından uzaklaşmış, sadece ülke ekonomisini veya işverenin servetini büyütmesine kilitlenmiş bir iktisat politikasının uygulandığı, vergi yükünün en ağır kısmının emekçilerin sırtına yüklendiği, işçilerin yarısına yakınının asgari ücretle çalışmaya mahkûm edildiği, bir yanda yüksek işsizlik oranları, diğer yanda kadınların ve çocukların ucuz işgücü olarak görülüp sömürüldüğü, yetersiz tedbirler ve elverişsiz çalışma şartları nedeniyle meydana gelen iş kazalarının her yıl arttığı, bu kazalar nedeniyle binlerce işçinin hayatını kaybettiği veya sakat kaldığı bir memlekette sosyal barış tesis edilemez!

Dinimizin kesin hükümlerine rağmen, itiraf etmeliyiz ki, günümüzde hem Müslümanlar, hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak işçi haklarını teslim konusunda Batılıların çok gerisine düşmüş bulunmaktayız. İslamiyet denince mangalda kül bırakmayanlar, her nedense işçi hakları konusunda da oldukça cimridirler! Taşeron denilen sistemle, adeta işçileri köle konumuna sokmak peşindedir.

Patronlara destek çıkan, mevcut hakları bile kısmak ve kısırlaştırmak peşinde olanların, İslam dininin işçilere bakış açısından hiç mi haberleri yok! Hesaplarına geldiği zaman mı Müslüman oluyorlar!!!

Milli gelirin dağılımında, işçilere düşen hisse nedir! Bir de bunu irdelemek lazım! 2023 yılı için asgari ücret zorlamalarla ve seçim atmosferi içinde

8.500 TL yapılmıştır.

İşçi ücretlerini üretime katkı oranında belirlemek gerekirse, en müreffeh zümrenin işçiler olması gerekmez mi? Sanayileşmenin dinamosu işçidir. İşçi olmazsa, sanayileşme olmaz. Paylaşımın adil olmadığı düzenlerde, işçi rantabl çalışmaz.

Elbette, işçi ücretleri arasında bir fark olacaktır. Ücretin, verilen emeğe göre olması esastır. Yeraltında çalışan ve çalıştığı müddet zarfında gün ışığı görmeyen işçiyle, resmi bir kurumda çaycı olarak çalışan işçiye verilen ücret arasında fark olmalıdır. Ama ve maalesef bu ülkede tam tersi olmakta, yeraltında çalışan işçiye, işleri, kurumunda çay servisi olan işçiden daha düşük ücret verilmektedir. Oysa ücretin emeğin karşılığı olması ve verilen emeğin ölçüsüne uygun olması gerekir.

İşçiyle, işveren arasındaki ilişkilerin kardeşçe ve insani olması, işçinin beden ve ruh sağlığının korunması için işverenin gerekli tedbirleri alması zorunludur. İşten ayrılan işçinin haklarının korunması ve kıdem tazminatının ödenmesi esastır.

Unutulmamalıdır ki yaşamımızı, işçilerin alın terlerine borçluyuz. Bunun için Dinimizin büyük önderi, işçilerin alın terlerini kutsamıştır.

Ülkemizde de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma

Günü

Sözde

İŞÇİ BAYRAMI

olarak kutlanır. Maalesef, yıllardan beri istenildiği gibi kutlanamıyor. İşçi kıyımlarının had safhada olduğu ülkemizde, meydana gelen maden kazalarında yüzlerce işçilerimiz hayatlarını kaybetmektedirler.

Türkiye’de işçi sınıfı son yıllarda büyük hak kayıplarına uğradı. Taşeronlaştırma adı altında adeta köleleştirilmek istenmektedir. İşçilerin müktesep hakları olan

KIDEM TAZMİNATINA

bile el uzatılmak isteniyor.  Yılların mücadelesi sonucu elde ettikleri kazanımlar, insanca çalışmak ve yaşamak hakları ellerinden alınmak, taşeronlaştırılarak güvencesiz, kuralsız çalışmak, ucuz işgücü olmak, iş kazalarında can vermek gibi zorluklarla karşı karşıya bırakılmak işçilerin kaderleri olmamalıdır.

Oysa işçilerin

“Ekmek, Barış, Özgürlük”

dışında bir talepleri yok. İşçiler, ekmeğin hakça bölüşülmesini, modern köle konumuna sokulmamalarını, eşit işe eşit ücret uygulanmasını istiyorlar.  Özgürlüğün siyasal ve ekonomik demokrasiyle sağlanmasını, sosyal barışın ancak böyle geleceğini haykırıyorlar. Eşitliğin, barışın, kardeşliğin ve özgürlüğün egemen kılınmasını talep ediyorlar. Uzun yıllar süren mücadeleler sonunda elde ettikleri hakların ellerinden alınmasına karşı birlik ve beraberlik içinde seslerini yükseltiyorlar. Sendikalı, toplu sözleşmeli, sosyal adalet, eşitlik, kardeşlik, barış ve özgürlük içinde bir yaşam sürdürmek istiyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinin işletilmesini, her türlü görüşün, düşüncenin görsel ve yazılı bir şekilde dile getirilmesini ve dağıtılması için gerekli ortam sağlanmasını talep ediyorlar.

Basının özgür olmasını, basın emekçilerinin düşüncelerinden dolayı tutuklanmamaları gerektiğini haykırıyorlar. İnsan onuruna yaraşır iş koşullarında çalışmayı, kadınların toplumsal yaşamda yer almalarını, toplumsal yaşama güçlü bir şekilde katılımlarını istiyorlar. Ücretli çalışanlar üzerindeki ağır vergi yükünün düşürülmesini, vergi adaletsizliğinin giderilmesini, kıdem tazminatlarının iç edilmemesini, taşeron işçilere kadro verilmesini

,

toplu iş sözleşmesi yapma hakkının ve grev hakkını kullanmanın önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlar.

Peki, öpülesi kirli elleri medeniyetin aynası olan işçilerin bu taleplerine karşı yetkililerin ve etkililerin verdikleri karşılık nedir. Onu, ironik bir tarzla ve Ziya Paşa’nın bir beytiyle yanıtlayalım:

“SAKIN HAKKIM VAR DEME,

HAK YOK, VAZİFE VARDIR.”

Evet ve maalesef, ilgililerin ve yetkililerin işçi haklarına bakış açıları budur.

Bütün işçi kardeşlerimizin EMEK VE DAYANIŞMA GÜNLERİNİ içtenlikle kutluyor, sarı sendikaların değil, gerçek işçi sendikalarının önderliğinde ekonomik, sosyal ve kültürel tüm haklarını elde ettikleri HÜR BİR ORTAMIN YARATILMASI DİLEKLERİMİZLE HER ZAMAN İÇİN YANLARINDA OLDUĞUMUZU VE OLMAYA DEVAM EDECEĞİMİZİ  VURGULUYORUZ.

1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN…

TAKSİM’DEN NEDEN KORKULUYOR!

Pazartesi günü 1 Mayıs. Önce İşçi sonra Bahar Bayramı olarak adlandırılan 1 Mayıs’ın adı şimdi de

“EMEK VE DAYANIŞMA

GÜNÜ!”

oldu. 2010 yılında yani 1977 YILINDAKİ KANLI OLAYLARDAN 33 yıl sonra işçiler TAKSİM’E ÇIKMIŞ VE TEK AĞIZDAN “TAKSİM, TAKSİM!” diye bağırmışlardı da, hiçbir olay yaşanmamıştı.

“TAKSİM”

adının nereden geldiğini, bu meydana neden

“TAKSİM”

adının verildiğini araştırdık. Öğrendik ki Osmanlı İmparatorluğu zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer olduğu için, bu meydana, bu isim verilmiştir.

Semt adı olmak dışında

“TAKSİM”

kelimesinin bir de

“BÖLMEK,

PAYLAŞTIRMAK!”

anlamına geldiğini unutmamak lâzım. Geçmiş yıllarda Taksim Meydanına çıkanların kimliklerine bakıyoruz da, doğrusunu isterseniz, aralarında bu ülkeyi bölmeyi, parçalamayı hedef alanların bulunduğu izlenimini taşmıyoruz.

“TAKSİM, TAKSİM!”

diye bağırırlarken, dolaylı olarak ülkeyi bölmek, taksim etmek gibi bir amaçları olabileceği korkusu nerden geliyor!

Cennet Vatanımızı bölmek peşinde olanlara söyleyelim ki, bu, hiçbir zaman için gerçekleştiremeyecek ham bir hayaldir.

ALLAH KORUSUN,

milyonlarca insanların kanları dökülür amma, böyle bir hayal, asla gerçekleşmez, gerçekleşmesine imkân ve ihtimal yoktur. Türk işçisinin de asla böyle bir hedef peşinde olacağı inancında değiliz. İşçi, alın terinin karşılığını istiyor.

“TAKSİM”

kelimesinin bir başka anlamı da, taksi sahibi birinin, kendi arabası için

“TAKSİM”

ibaresini kullanmasıdır. Bizim bir taksimiz olmadığı için, böyle bir deyim kullanmaya hakkımız yok. Bir de, zaman zaman terör olaylarında yakılan taksiler de akla gelmiyor, değil. Taksileri terör olaylarında yakılanlar da

“TAKSİM, TAKSİM!”

diye bağırsalar,  dövünseler elbette haklıdırlar.

Siz, işçileri bırakın da, TAKSİM MEYDANININI işçilere yasaklayanlara bakın! TAKSİM MEYDANINDAN NEDEN BU KADAR KORKTUKLARINI DÜŞÜNÜN!

Türk milletinin işçisi, asla Vatanına ihanet etmek gibi bir düşünceye sahip olamaz.  Taksim Meydanından korkmayın! İşçilerin feryatlarına kulak verin. Yapıcı ve gerçekçi taleplerini yerine getirin. Alın terleri kurumadan ücretlerini ödeyin. O zaman bakınız Türk işçisi ne kadar muti ve vatanseverdir, görün, anlayın.

TAŞLAMA

GERÇEKTEN ÇOK YORULDU

SAYIN ERDOĞAN BELLİ

BENCE İSTİRAHATE

ÇIKARAK DİNLENMELİ

YİRMİ YILDAN BERİDİR

KOŞUŞTURUP DURUYOR

MEMLEKET SORUNLARI

BELLİ Kİ ÇOK YORUYOR

SOĞANIN CÜCÜĞÜYLE

UĞRAŞMAKTAN YORULDU

BU (BAY KEMAL) DEDİĞİ

O’NU YORDUKÇA YORDU

DİNLENMESİ GEREKİR

KENDİ İSTEMESE DE

İSTİRAHAT VAKTİDİR

ERDOĞAN’IN ELBETTE

NEREYE KADAR KOŞTUR

ELBET YORULUR İNSAN

ÇELİK OLSA YORULUR

BUNCA MEŞAKATLARDAN

SAYIN TAYYİP ERDOĞAN

DİNLENMEYİ HAKKETMİŞ

VATANDAŞA DÜŞMEKTE

BU SEÇİMDE BÜYÜK İŞ

Yazarın Diğer Yazıları