- Haberler
- TÜRKİYE, FETVALARLA MI YÖNETİLİYOR!
TÜRKİYE, FETVALARLA MI YÖNETİLİYOR!
Son Zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığının sık-sık muhtelif konularda fetvalar verdiği ve bu suretle yüzde 90'ı Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarını etkilemeğe çalıştığı gözlemlenmektedir.Bu durumda ister istemez (Türkiye, Diyanet İşleri Başk
Son Zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığının sık-sık muhtelif konularda fetvalar verdiği ve bu suretle yüzde 90’ı Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarını etkilemeğe çalıştığı gözlemlenmektedir. Bu durumda ister istemez
(Türkiye, Diyanet İşleri Başkanlığının fetvalarıyla mı
yönetiliyor)
istifhamı zihinleri kurcalamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği fetvaların, İslâm Dininin ruhuna uygun olduğuna inanırsak, yine de ses çıkarmayacağız amma, İslam Dininin ruhuna pek uymayan zoraki fetvalar olduğu, çoğu fetvalarının siyaset içerikli olmasından bellidir.
Şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği her fetvaya inanmak durumunda mıyız! Elbette ki hayır. Bir makam olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gerçekten Müslümanları temsil yeteneğine sahip mi, buna bakmak gerekir. Denilebilir ki, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir teşkilâtın, dini konularda vereceği fetvaların yanlış olmasının imkânı var mı! Güzel bir soru! O zaman biz de bir zamanlar Osmanlı Devletinin Din İşleri ile ilgili en yüksek merci olan Şeyhülislamlık makamının, meselâ Kurtuluş Savaşları sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşları konusunda verdiği fetvaları anımsatalım. Günümüzde Atatürk ve Cumhuriyet’e yapılan saldırıların nerelere dayandığını anlamak için gelin geçmişe dönelim.
Diyanet web sayfasında olan ve sonra kaldırılan yazılarda neler yazılıydı:
“Kurtuluş savaşı döneminde İstanbul’un işgali sırasında Haydarizâde İbrahim Efendi (1863-1933) Kuva-yı Milliye aleyhindeki fetvâya imza atmamak için dördüncü Damat Ferit hükümetinde yer almamıştır. Damat Ferit Paşa, bu kabinesine istediği kadar Nazır (Bakan) bulabilmesine rağmen, Şeyhülislâm bulmakta sıkıntı çekmiştir. Dinî hayatta yüce yeri olması gereken Şeyhülislam makamını, kendilerine teklif edilenlerden, bu yere hakikaten lâyık olanlar istisnasız reddetmişlerdir. 3 Nisan 1920’de kurulması gereken hükümet, bu yüzden iki gün gecikme ile 5 Nisan’da,
Dürrizâde Abdullah Efendi’nin
bu görevi kabul etmesiyle teşkil edebilmiştir.
Hükümetin göreve başlamasıyla birlikte, İtilâf güçlerinin özellikle İngilizlerin baskısı ve desteğiyle Damat Ferit Paşa’nın en kanlı, en azılı tahrikleri de birbirini kovaladı. Meclis-i Mebusan’ın 11 Nisan’da resmen kapatılması, Damat Ferit’in bu iktidarı zamanına rastlar. Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu harekâtı hakkındaki fetvaların çıkarılması da bu devrede hızlandı. Dürrizade Abdullah Efendi, ilk fetvasını da 11 Nisan’da yayımladı.
(Kuva-yı Milliye,)
Şeyhülislâm’ın kaleminde
(Kuva-yı
Bağıye)
yani
(eşkıya kuvvetleri)
olarak tanımlanıyordu. Hükümet başkanı Damat Ferit, bu fetvaya dayanarak Mustafa Kemal Paşa ve ulusal harekât aleyhinde bir beyanname neşretti.
İstanbul’da basılan gazetelerde de yayınlanan bu fetvalardan, çok miktarda Anadolu’nun her tarafına çeşitli vasıtalarla (postayla, Anadolu’ya geçen kimseler aracılığıyla vs.) hatta İngiliz ve Yunan uçaklarıyla dağıtılmıştı. Bu arada İngiliz konsolosları, İngiliz torpidoları, Rum ve Ermeni teşkilatları ile Yunan kuvvetleri de Fetvanın dağıtımında görev aldılar.
Fetvanın Anadolu’da yayılması ve zararlarını önlemek için sıkı önlemler alınmış ise de bunda pek başarılı olunduğu söylenemez. Zira TBMM’nin açılışı arifesinde, ülkenin işgalden kurtulabilmiş köşeleri, ayrı görüşlerin kavga sahnesi haline gelmişti. Bu yıkıcı fetvalar ve Bab-ı Ali’nin beyannameleri ile aldatılan halk, yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde ayaklanmalar baş göstermişti. İsyancılar, Ayaş belinden Ankara’yı seyreder hale geldiler. Türk Milli Mücadelesi için zor günler yaşanıyordu. İç ve dış ihanet odakları el ele vererek, Anadolu’da bir kardeş kavgası çıkartmak suretiyle Müslüman halkı birbirine kırdırmak istiyorlardı. Durum her geçen gün daha tehlikeli bir hal aldı. Ulusal harekâtın başarısızlığı dahi söz konusu olabilirdi.
Böyle bir anda başta Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi (Börekçi) olmak üzere pek çok din bilgini vazifeye koştu. Anadolu’da sağduyu ve vatansever ulemayı harekete geçirerek karşı fetvalar çıkardı. Bu yönüyle Milli Mücadele’de fetvalar savaşına da tanık olunmuştur. Hemen belirtelim ki, bu savaşta 152’yi aşkın Anadolu ulemasınca tasdik edilen Ankara Fetvası, Dürrizade Abdullah’ın imzasını taşıyan İstanbul Fetvasına üstün gelmiştir.”
İşte, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzalı 11 Nisan 1920 tarihli fetva:
“Dünya nizamının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin (Yüce Allah onun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde bazı şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek, Padişah’ın sadık tebaasını hileler ve tezvirler ile kandırmaya, Padişah’ın yüksek emirleri olmadan asker toplamaya kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve Padişah’ın emirlerine aykırı olarak birtakım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Allah’ın kullarına zulmede gelmeye ve suçlar işlemeye, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişah’ın sadık tebaalarından nice mâsum kişileri kati ve masum kanları döktükleri, müminleri emiri olan Padişah emrinde bulunan bazı dinî, askerî ve mülkî memurları kendi başlarına azil ve kendi hempalarını tayin, hilâfet merkeziyle memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek suretiyle imama itaatten dışarı düşmekle, Devlet-i Aliye’nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymakta, halkı fitneye sevk ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisler ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra, hâlâ inat ve fesatlarında direnirler ise, adı geçen kimselerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup ‘Fekatilu elleti tebga hatta tefaa il emerillah’ â-yet-i kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olunur mu? Beyan buyrula!
Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olur.
Dürrizâde Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı.
Böylece Padişah’ın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların, adil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahdettin Han hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup adı geçen eşkiyalar ile savaşmaları vacip olur mu? Beyan buyrula! Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olurlar.
Dürrizâde Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı.
Bu suretle Halife Hazretleri tarafından adı geçen eşkıya ile çarpışmak için tayin olunan askerler çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerse büyük günaha girip ve asi olup, dünyada şiddetle cezaya ve âhirette acılı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula! Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olurlar.
Dürrizâde Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı.
Bu suretle Halife’nin askerlerinden olup da eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katledilenler şehit, ve şefaate nâil olurlar mı? Beyan buyrula! Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olurlar.
Dürrizâde Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı.
Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarılmış bulunan Padişah emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar, asi ve şer’an cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula! Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olurlar.
Dürrizâde Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı.”
***
Evet, bir zamanlar Din adamı geçinen ve şeyhülislamlık gibi bir makama getirilmiş olan kişiliksiz kişilerin verdikleri fetvalar ortadadır. Kurtuluş Savaşlarını
(İSYAN)
olarak yorumlayan, Kurtuluş Savaşlarını başlatan Mustafa Kemal ve arkadaşlarını vatan haini ilan ederek katledilmelerinin vacip olduğunu belirten şeyhülislamları bile görmüş bir milletiz. Yani, Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği her fetvaya inanmak durumunda değiliz! Bu bakımdan, Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği ve vereceği fetvaları da sorgulayarak, doğruyu bulmak için gayret içinde olmalıyız.
TAŞLAMALAR
TÜRKİYE FETVALARLA
YÖNETİLİR OLMUŞTUR
DİYANETİN BAŞKANI
ŞEYHÜLİSLAM OLMUŞTUR
DİN-İ İSLAMA UYGUN
FETVA BAŞ GÖZ ÜSTÜNE
BUNCA SİYASET KOKAN
FETVALARA SEBEP NE
DİYANETİN VERDİĞİ
HER FETVA DİNE UYGUN
DEĞİLDİR BİLMEK GEREK
SORUMLUSU KİM BUNUN
FAİZİ HELAL YAPAN
BİZİM DİYANETİMİZ
DİN-İ İSLAMA KARŞI
NE BU HIYINETİMİZ
Bakmadan Geçme





