- Haberler
- Siirt Haber
- Siirt'te İlginç Gelenek ve Olayları Anlatan Bir Osmanlı Müfettişi'nin Siirt Geceleri
Siirt'te İlginç Gelenek ve Olayları Anlatan Bir Osmanlı Müfettişi'nin Siirt Geceleri
1885 yılında Düyun-ı Umumiye müfettişi olarak Siirt'e gönderilen Osmanlı devlet adamı Ali Bey, şehirde geçirdiği iki buçuk ayı bir seyahat defterine not etti. Eğri minareler, minareye çıkıp dua eden dilenciler, tokmak ritmiyle türkü söyleyen alçı ustaları ve Tillo'nun büyük velileri... O defterden 140 yıl sonra gün yüzüne çıkan bu satırlar, Siirt'in bugüne ulaşmış en ayrıntılı tarihi portrelerinden birini oluşturuyor.
Haberin Özeti
- • 1885'te Düyun-ı Umumiye müfettişi Ali Bey'in Siirt'teki iki buçuk ayını anlatan seyahat defteri, 140 yıl sonra gün yüzüne çıktı.
- • "Seyahat Jurnali" adlı bu eser, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nca 2019'da ve 2020'de Mefharet Kandemir tarafından günümüz Türkçesine aktarıldı.
- • Tanzimat aydını Direktör Ali Bey, 1885 ile 1888 yılları arasında İstanbul'dan Hindistan'a uzanan geniş kapsamlı bu günlüğü kaleme aldı.
- • Ali Bey, Diyarbekir ve Siirt'te Düyun-ı Umumiye adına Osmanlı Devleti ile aşiretler arasındaki tuzla işletmesi anlaşmazlıklarını çözmekle görevlendirildi.
- • Eser, 19. yüzyıl sonu Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun coğrafi, demografik ve sosyal yapısına dair Batılı anlamda ilk birincil kaynak niteliği taşıyor.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın "Türk Edebiyatı Klasikleri" dizisinin 25. kitabı olan Seyahat Jurnali, Tanzimat Dönemi'nin önemli devlet adamlarından Ali Bey tarafından kaleme alınmıştır. Ekim 2019'da birinci, Ocak 2020'de ikinci baskısı yapılan kitap, günümüz Türkçesine Mefharet Kandemir tarafından uyarlanmıştır. 144 sayfa olan eserin ISBN numarası 978-605-295-968-8'dir. Kitabın kapsamı İstanbul'dan başlayıp Bağdat ve Hindistan'a uzanan, 1885 ile 1888 yılları arasında gerçekleştirilen bir seyahati aktarmaktadır.
Ali Bey, Tanzimat aydınlarının tipik temsilcilerinden biridir. Fransızca bilen, mizahi bir sözlük olan Lehçetü'l-hakayık'ı yazan ve Diyojen dergisinde imzasız yazılar kaleme alan çok yönlü bir kalemdir. O dönemde meşhur olan "Gölge etme, başka ihsan istemem" mısraını Türkçeye de o kazandırmıştır. Düyun-ı Umumiye'de direktörlük yaptığından "Direktör Ali Bey" olarak da anılır. Bu görevin ardından Trabzon valiliği yapmıştır.
Kitabın sunuş yazısında belirtildiği üzere, Seyahat Jurnali Batılı anlamda yazılmış ilk Osmanlı seyahat günlüklerinden biridir. Ali Bey "jurnal" sözcüğünü Fransızcadan almış ve günlük, seyir defteri anlamında kullanmıştır. Eserin önemi yalnızca edebi değerinden kaynaklanmaz; aynı zamanda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun, Suriye'nin ve Irak'ın 19. yüzyıl sonundaki coğrafi, demografik, sosyal ve kültürel yapısına dair birincil kaynak niteliği taşımasından da gelir.
Kitabı günümüz Türkçesine aktaran Mefharet Kandemir, bu çalışmada özenli bir tutum sergilemiştir. Ali Bey'in özgün söyleyişini bozmamak için yalnızca gerekli müdahalelerde bulunmuş; Rumi tarihleri Miladî takvime, ezani saatleri alafranga saate çevirmiştir. Ağırlık ölçülerini ve para birimlerini ise bölgeden bölgeye değiştiğinden olduğu gibi bırakmıştır. Yer isimlerini de anlaşılır bulunanları koruyarak aktarmıştır: Diyarbekir, Ayıntab gibi.
Ali Bey'in Görevi ve Yola Çıkışı
Ali Bey, Düyun-ı Umumiye Varidat-ı Mahsusa İdaresi tarafından genel müfettiş olarak Diyarbekir ve Siirt taraflarını teftişle görevlendirilmiştir. Görevinin özü, Osmanlı Devleti ile bazı aşiretler arasında tuzla işletmeleri konusunda çıkan anlaşmazlıkları çözmektir. Bu iş onu dört yıla varan uzun ve meşakkatli bir seyahate sürükler.
1885 yılı Ocak ayının on beşinde, bir Perşembe günü, Lloyd Kumpanyası'nın İskenderiye postasına giden Vesta isimli vapuruna binerek İstanbul'dan hareket eder. Midilli'de bazı Düyun-ı Umumiye meselelerini hallettikten sonra yoluna devam eder. Rotası Midilli'den sonra güneye ve doğuya kıvrılarak nihayetinde Diyarbekir'e ve oradan Siirt'e ulaşacaktır.
Diyarbekir'den Siirt'e: Dicle Üzerinde Kelek Yolculuğu

Ali Bey, Diyarbekir'de on gün kalır. Bu süre zarfında Vilayet Valisi Samih Paşa ile görüşür. Belediye Başkanı Fettah Efendi, hanedandan Feyzullah Efendi, Süleyman Efendi, Hayali Efendi ve Hacı Bekir Efendi ile Telgraf Müfettişi Galiyar Efendi tarafından misafirperverce karşılanır.
Diyarbekir'den Siirt'e geçiş meselesi önemli bir tercihi beraberinde getirir. Kara yoluyla gitmek yerine, Dicle üzerinde Siirt'in iskelesi sayılan Avte Köyü'ne kelekle gitmek daha uygun bulunur. Kelek, keçi tulumlarından yapılmış bir tür saldır. Mart'ın yirmi altısında Perşembe günü özel olarak hazırlanıp getirilen keleğe binerek Diyarbekir'den hareket edilir. Mart'ın yirmi dokuzunda, Pazar sabahı saat sekiz buçukta Avte Köyü'ne yanaşılır. Siirt Düyun-ı Umumiye müfettişi ve bazı memurlar karşılamaya gelmiştir. Getirdikleri hayvanlara binilerek saat onda Avte'den hareket edilir.
Buradan itibaren yol karadan sürer: Bir süre Bühtan Suyu boyunca gidilir; ardından "gayet sarp ve dik bir yokuştan tepeye çıkılarak" dört saatte Siirt'e varılır.
Siirt'e Varış: İlk İzlenimler

Şehrin dışında bazı hükümet memurları ve birçok kişi karşılamaya gelmiştir. Ancak bu karşılama sahnesinde son derece tuhaf ve Ali Bey'in hiçbir yerde rastlamadığı bir manzarayla karşılaşır: on on beş kadar kör dilencinin bir yerde toplanıp, Muharremciler gibi hep bir ağızdan ilahi okumaları. Bu sahne yazara çok garip gelir ve not düşmeden geçemez.
Şehrin zengin tüccarlarından Şemas Biraderleri'nin evinde misafir edilir. İki gün bu evde kaldıktan sonra kentte bir ev kiralar. O sıralar ilini dolaştığı için Bitlis Valisi Fikri Paşa da Siirt'tedir. Hem Fikri Paşa ile hem de Liva Mutasarrıfı Süleyman Paşa ile karşılıklı ziyaretlerde bulunulur.
Siirt'in Fiziksel ve Sosyal Portresi

Ali Bey, Siirt'i "orta halli bir mutasarrıflık merkezi" olarak niteler. Şehrin ahalisi hakkında şu gözlemi aktarır: Giyim kuşamları ise Van ahası cinsinden, çeşitli renklerde dokunmuş ince bir kumaştan elif biçimi yapılmış şalvar, uzun tüylü siyah abadan yapılma bir salto ve Kürt sarığından ibarettir. Bellerinde birer hançer taşırlar.
Konut yapısı hakkındaki gözlemler dikkat çekicidir. Evler alçıdan yapılmıştır. Yaz mevsiminde hava Diyarbekir'den daha sıcak olduğundan, damlar toprak örtülüdür ve ahali damlarda yatar. Oda kapıları ve pencereleri son derece küçüktür; insan kapıdan girerken iki kat eğilmek zorunda kalır. Yeni yapılan binalarda tarz iyileştirilmiş olsa da çoğu hâlâ eski tarzda kale gibi yapılmaktadır.
Şehrin içinde dört beş cami-i şerif bulunmaktadır. Bunlar da alçıdan yapılmış sade binalardır. Buradaki en ilginç mimari ayrıntı şudur: minarelerin hepsinin kıbleye doğru eğimli ve eğri olması. Bu durum yazar için açıklanamaz bir tuhaftlıktır.
Şehrin içini kasvetli bulan Ali Bey, dışını ise bambaşka bir gözle değerlendirir:
"Memleketin içi ne kadar kasvetliyse dışı da o kadar hoş ve gönül alıcıdır. Bir yanda etrafı dağlarla çevrili geniş bir ova ve diğer yanda birçok bağdan sonra göz alabildiği kadar Botan bölgesinin engebeli ova ve yaylaları görünür."

Kiralayıp yerleştiği ev eski tarzda yapılmıştır. On beş gün kadar bu evde oturur; ancak havaların açılmasıyla sıcak dayanılmaz hâle gelince şehrin bir kenarında, Ayn-Salib Suyu civarındaki harman yeri denilen yüksek ve manzaralı alana çadırlar kurarak buraya taşınır. Ayn-Salib Suyu, memlekette içmeye en uygun güzel bir sudur diye not düşer.
Bir diğer tehlike de akreplerdir. "Siirt'te de Diyarbekir gibi soktuğu insanı öldüren akrepler vardır; ancak hazirandan evvel ortaya çıkmaz" der; mevsim gereği bu tehlikeden o an için uzak olduğunu ekler.
Siirt'e Özgü İki Gelenek: Minare Dilenciliği ve Alçı Ustalarının Ritmi
Ali Bey'in Siirt gözlemleri içinde sonraki yüzyıllara en ilginç biçimde taşınan iki bölüm, şehre özgü geleneklerin anlatıldığı satırlardır.
Birincisi, başka hiçbir yerde rastlamadığı minare dilenciliğidir:
"Siirt'in garip hallerinden biri olarak minare dilenciliği gördüm. Şöyle ki: Elbise veya toplu bir para veyahut bir baş inek gibi büyük bir şey dilemek isteyen fakir, bir minareye çıkarak sabahtan akşama kadar, 'Yarabbi! Bana falan şeyi ver;' diye günlerce bağırıp dua ediyor ve bazısının da isteğinin hayır sahipleri tarafından karşılandığı oluyor."
Bu geleneğin, kamuya açık bir dilekçe verme ve toplumsal dayanışmayı harekete geçirme işlevi gördüğü açıktır. Sıradan sadaka dilenmesinden tamamen farklı olan bu pratik; kamusal alanı, dini mekânı ve sosyal yardımlaşmayı özgün bir biçimde birleştirmektedir.
İkincisi ise yapı inşaatında yaşanan özgün bir sahneye ilişkindir; alçı ustalarının tokmak ritmi:
"Ellerinde sapları iki arşın uzunluğunda tokmaklar olan beş altı kişi sıraya dizilip alçıyı önlerine koyarak evvela birincisi, üçüncüsü ve beşincisi tokmaklarını kaldırıyorlar. Onlar indirirken ikincisi, dördüncüsü ve altıncısı tokmaklarını kaldırıyorlar. Şöyle ki altı tokmaktan birer atlayarak üçü kaldırılıp üçü indirildiğinden tokmakların devridaim eden bir hareket oluşturması göze hoş görünüyor. Tokmakçılar bu işi görürken şarkı da söylüyorlar, ama ahenkleri ve sesleri dinlenir gibi değil."
Bu son cümledeki zarif ironi, Ali Bey'in gözlemci kişiliğinin tipik bir yansımasıdır. Sahneyi hem hayranlıkla hem de eğlenerek aktarır.
Tuzlalar ve Köy Turu: Şirvan'dan Garzan'a
Ali Bey'in Siirt'teki asıl misyonu, tuzlaları denetlemektir. Siirt dahilinde çok sayıda tuzlanın varlığını tespit eder. Bu tuzlalar kuyulardan oluşmaktadır; mevsiminde kova ile su çekilerek bamya veya pirinç tarlaları gibi ocak ocak yapılmış havuzlara dökülür, sıcaklar basınca bu havuzlarda su katılaşarak tuz elde edilir.
Tuzlaları yerinde görmek amacıyla Nisan ayı içinde kapsamlı bir köy turu düzenler. Bu tur sırasında uğradığı yerler şunlardır: Şirvan Kaymakamlığı'nın merkezi Küfre, Zirki Köyü, Salha Köyü, Hozyar Köyü, Gurgur Köyü, Melfan Köyü ve Sason Kaymakamlığı'nın merkezi Hata. Ardından Garzan Bölgesi'nden dolaşarak Mayıs'ın yedisinde Perşembe günü Siirt'e döner.
Bu yolculuk boyunca gördüğü doğayı takdirle aktarır: "Şu dolaştığım yerlerin güzelliği tarif edilir gibi değildir. Ağaçları ve nehirleri bol, toprağı verimli ve havası hoş olduğu kadar ahalisi de çalışkan, değerli ve misafirperver adamlardır ve başlıca yiyip içtikleri kuzu kebabıyla ayrandır."
Bu bölümde Kürt kadınlarına ilişkin ilginç bir gözlem de yer almaktadır: Ev işlerini gördükten sonra tarlalarda kocalarıyla beraber çalışırlar ve erkeklerinden daha çok iş görürler. Tesettüre dikkat etmemekle birlikte ırz ve namuslarını koruma konusunda son derece titiz oldukları aktarılır.
Tillo: Büyük Velilerin Diyarı
Siirt'in doğusundaki Tillo Köyü, Ali Bey'in Siirt günlerinin en önemli manevi durağıdır:
"Marifetname sahibi İbrahim Hakkı Hazretleri'yle mürşidi Şeyh İsmail Fakirullah ve Şeyh Memduh Fakirullah ve Şeyh Mücahit gibi büyük velilerin türbeleri Siirt'in doğusundaki Tillo köyündedir. Bir aralık gidip ziyaret ettim ve İbrahim Hakkı Hazretleri'nin türbedarı Kadiri şeyhlerinden Şeyh Hamza Efendi tarafından birçok ikram görüp ağırlandım."
Hozyar Köyü'nde ise Veysel Karani Hazretleri'nin makamı diye bilinen bir ziyaret yeri bulunduğunu aktarır.
Kürt halkının türbe ziyaretine olan bağlılığı üzerine de önemli gözlemleri vardır. Her türbenin yılda üç gün ya da bir hafta süren bir ziyaret mevsimi olduğunu belirtir. O günlerde sabahları erkekler, ikindi vakti ise kadınlar türbeyi ziyaret eder. Ardından türbe civarında toplanıp tekke dervişleri gibi zikir ve tehlil edilir. Bunun ardından yumurta tokuşturulması, yazara göre bölgenin özgün geleneklerinden birini oluşturmaktadır.
Çadırlı Bayram ve Vedanın Hikâyesi
Ali Bey, Siirt'te göreviyle ilgili işlerin yoğunluğu nedeniyle iki buçuk ayı aşkın bir süre kalmak zorunda kalır. Bu uzun konaklamanın ortasında Padişah'ın doğum günü gelir. Ali Bey, bu özel günü Siirt'te önceden görülmemiş bir biçimde kutlar:
"Bu sürede padişah hazretlerinin mutlu doğum gününe tesadüf edince Siirt'te daha önce görülmemiş şekilde çadırlarımızı donatarak Diyarbekir'den özel olarak getirtilen fişeklerle şehrayin yaptık."
Haziran'ın yedisinde, Pazar günü, Bitlis'e hareket zamanı gelir. İlk konaklama yeri Geçit adlı menzildir. Siirt-Bitlis arasını "gayet hoş derelerle dağlık ve ormanlık" bulur. Ağustos'un birinde, Cumartesi akşamı Bitlis'ten hareket ederek Pazartesi sabahı Siirt'e döner. Bitlis'in dağlık ve serin havasından gelen yazar, Siirt'i bu kez çok daha sıcak bulur:
"Bitlis'in dağlar içinde ve zemini yüksek bir yerde bulunmasından dolayı temmuz ve ağustosta bile havası tatlı ve serindi. Siirt'te ise tersine havayı sıcak buldum. Havanın sıcaklığının şiddeti çadırda kalmaya müsait değildi."
O gece Siirt Düyun-ı Umumiye Müdürü Ahmet Nedim Efendi'nin evinde misafir olur; "yörede adet olduğu üzere damda" yatıldığını ekler. Ertesi Salı günü Siirt'teki işleri sonuçlandırıp gece Diyarbekir'e doğru yola çıkar. Havanın gündüzleri seyahate elverişsiz olduğundan geceleri gidip gündüzleri dinlenerek ilerler. Rotası üzerindeki köyler şunlardır: Sartan, Hop, Belidar, Sinan, Bismil ve Holan. Dört günde, yani Ağustos'un sekizinde Cumartesi sabahı saat dokuz buçukta Diyarbekir'e varır.
Siirt'in Yazılı Belleğine Bir Katkı
Seyahat Jurnali, Siirt için yalnızca bir tarihî belge değil, aynı zamanda edebi değeri olan özgün bir gözlem metnidir. Ali Bey, resmi görevinin soğuk dilini bir kenara bırakarak meraklı, bazen ironik, bazen hayranlıkla dolu bir anlatı inşa eder. Şehrin mimarisi, iklimi, dili, kıyafeti, ekonomisi, manevi dünyası ve gündelik alışkanlıkları hakkında sunduğu ayrıntılar; bugün sosyologların, tarihçilerin ve Siirt'le ilgilenen her okuyucunun başvurabileceği birincil kaynak niteliğindedir.
Kitabın İş Bankası Kültür Yayınları güvencesiyle, Mefharet Kandemir'in özenli sadeleştirmesiyle yeniden basılmış olması, bu değerli metnin geniş bir kitleye ulaşmasının önünü açmıştır. Tarihini merak eden Siirtliler için, kentin geçmişine ilgi duyan araştırmacılar için ve Osmanlı seyahat edebiyatını keşfetmek isteyen okuyucular için Seyahat Jurnali adeta özellikle yazılmış gibidir.
Alıntılar, Mefharet Kandemir'in günümüz Türkçesine uyarlamasından yapılmıştır. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019 — ISBN 978-605-295-968-8
Görseller Siirtli değerli büyüğümüz Faik Kuzu'nun arşivinden derlenmiştir.
Bakmadan Geçme




