- Haberler
- Siirt Haber
- Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan, Süreçle İlgili Geri Dönüş Takvimini Açıkladı
Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan, Süreçle İlgili Geri Dönüş Takvimini Açıkladı
DEM Parti Eş Genel Başkanı ve Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan, Kürt meselesinin çözümüne yönelik süreçten yeni anayasa tartışmalarına, Abdullah Öcalan'ın süreçteki rolünden Selahattin Demirtaş'ın durumuna, PKK mensuplarının olası dönüş takviminden Rojava'daki gelişmelere ve fon soruşturmasına kadar gündemdeki başlıklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, ilk dönüşlerin kışa kalmadan başlamasını beklediklerini söyledi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı ve Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan, Evrensel Gazetesi’nden Dilan Temiz’e gündemdeki gelişmelere ilişkin kapsamlı bir röportaj verdi.
1 Ekim 2024’te başlayan sürecin ikinci yılını doldurması, PKK’nin silah bırakma ve fesih kararları, Meclis’te kurulan komisyon, çerçeve yasa, olası geri dönüşler, Abdullah Öcalan’ın süreçteki konumu, Selahattin Demirtaş’ın tahliye beklentisi, yeni anayasa tartışmaları ve muhalefete yönelik yargı süreçleri röportajın başlıca başlıklarını oluşturdu.
“Şimdi Yapılması Gereken Süreci Hızlandırmak”
Sürecin iki yıllık seyrine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, yalnızca mevcut tabloya bakıldığında yaşanan değişimin boyutunun gözden kaçabileceğini söyledi.
1 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti grubuyla tokalaşmasıyla başlayan süreçten örgütün feshi ve silah bırakma kararına, Meclis Komisyonu’nun raporundan çerçeve yasanın çıkarılmasına kadar gelindiğini belirten Bakırhan, bunları Türkiye’nin uzun yıllara yayılan Kürt meselesi açısından önemli gelişmeler olarak değerlendirdi.
Bakırhan, süreci bir varış noktası değil, “güçlü bir başlangıç” olarak gördüklerini belirterek, Kürt hareketinin attığı adımların kapsamlı ve stratejik olduğunu savundu.
Meclis’in meseleyi kendi çatısı altında ele alması, ortak rapor hazırlanması ve ardından yasa çıkarılmasının yeni bir aşamaya işaret ettiğini ifade eden Bakırhan, bunun bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğini, demokratikleşme konusunda ciddi adımlar atılması gerektiğini söyledi.
40 yılı aşan çatışmanın iki yıllık günlük gelişmeler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Bakırhan, müzakere süreçlerinde tarafların baştan aynı düşünmesinin beklenemeyeceğini belirtti.
Bakırhan’a göre süreçlerde zaman zaman yavaşlama, gerilim ve taraflar arasındaki beklenti farklarının açılması mümkün. Ancak temel meselenin siyasi iradenin yönünü kaybetmemesi ve sürecin devam etmesi olduğunu ifade etti.
Bakırhan, “Şimdi yapılması gereken”in elde edilen zemini küçümsemek değil, süreci hızlandırmak, yasanın uygulama mekanizmalarını işletmek ve demokratikleşme konusunda yeni aşamaya geçmek olduğunu söyledi.
“Teknik Hazırlık Siyasi Ertelemeye Dönüşürse Süreç Aşınır”
Çerçeve yasanın Meclis’ten yüksek oyla geçtiğini ancak uygulama takviminin netleşmediğini belirten Bakırhan, teknik hazırlık ile siyasi ertelemenin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Silah bırakmanın tek bir işlem olmadığını belirten Bakırhan; silahların nerede, kime ve hangi yöntemle bırakılacağı, farklı alanlardaki kişilerin hareketi, Türkiye’ye dönüşlerin hukuki statüsü ile güvenlik, kayıt ve denetim mekanizmalarının belirlenmesinin planlama gerektirdiğini ifade etti.
30 Eylül tarihli MGK bildirisinde “atılan adımlar ve katedilen mesafe” ifadesinin kullanıldığını hatırlatan Bakırhan, kendileri açısından temel ölçünün sürecin ilerleyip ilerlemediği ve üzerinde mutabık kalınan ana takvimden kopulup kopulmadığı olduğunu söyledi.
Bakırhan, teknik hazırlık için gereken sürenin siyasi ertelemeye dönüşmesi halinde sürecin zarar görebileceğini savundu.
Uzayan belirsizliğin söylentileri ve karşılıklı güvensizliği artırabileceğini belirten Bakırhan, bunun sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere de alan açabileceğini söyledi.
Kuzey İrlanda örneğini veren Bakırhan, silahsızlanma tartışmasının yıllara yayılmasının ardından yürütmenin defalarca askıya alındığını belirterek, hız ile özensizliğin birbirine karıştırılmaması gerektiğini ifade etti.
Çerçeve yasanın hukuki zemini oluşturduğunu belirten Bakırhan, bundan sonraki aşamada ilgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleştirilmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmalarının somutlaştırılması gerektiğini söyledi.
“Öcalan’ın Koordinatör Sıfatıyla Çalışmasını Bekliyoruz”
Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Öcalan’ın siyasi liderliği ekseninde ilerlediğini savundu.
27 Şubat’taki çağrının önemine dikkat çeken Bakırhan, Öcalan’ın katkısının yalnızca silahların susmasıyla sınırlı olmadığını, Kürt meselesinin müzakere yoluyla çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi başlıklarını da kapsadığını söyledi.
Öcalan’ın süreçte katkı sunabilmesi için hukukunun tanınması gerektiğini ifade eden Bakırhan, ayrıca özgür çalışma ve iletişim koşullarının oluşturulmasını istedi.
Bakırhan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon mekanizmasında Öcalan’ın “koordinatör sıfatıyla” çalışmasını beklediklerini belirterek, bu koşulların sağlanması halinde sürecin hızlanacağını savundu.
“İlk Gelişlerin Kışa Kalmadan Başlamasını Bekliyoruz”
Röportajda en çok merak edilen başlıklardan biri olan geri dönüş takvimine ilişkin de konuşan Bakırhan, ilk gelişlerin kışa kalmadan başlamasını beklediklerini söyledi.
Ekim ayının başlangıç açısından değerlendirilebileceğini düşündüklerini belirten Bakırhan, bu beklentilerinin tamamen ortadan kalkmadığını ifade etti.
Ancak dönüşlerin tamamının Türkiye’ye olup olmayacağı, hangi grupların hangi takvimle geleceği ve sürecin diğer ayrıntıları konusunda ellerinde kesinleşmiş bir tablo bulunmadığını belirten Bakırhan, bu konuların ilgili kurullarda ve taraflar arasındaki görüşmelerde netleşeceğini söyledi.
Silahların devreden çıkarılmasının da kendi mekanizmasına sahip olacağını belirten Bakırhan, çerçeve yasanın hukuki zemini oluşturduğunu ancak hukuki kapının açılmasının insanların hemen dönüş yapacağı anlamına gelmediğini ifade etti.
“Kimse Belirsizliğe Dönmez”
Bakırhan, dönüşlerin gerçekleşebilmesi için kişilerin hukuki statüsünün ve güvencelerinin net olması gerektiğini söyledi.
“Kimse belirsizliğe dönmez” diyen Bakırhan, meselenin yalnızca “gelin” demekten ibaret olmadığını, hukuki güvence, uygulama mekanizması ve toplumsal hayata dönüş koşullarının oluşturulması gerektiğini belirtti.
Hazırlıkların tamamlanması halinde dönüşlerin önündeki hukuki ve idari engellerin kaldırılarak sürecin fiilen başlatılması gerektiğini söyledi.
“Türkiye’nin Yeni Ama Demokratik Bir Anayasaya İhtiyacı Var”
Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, DEM Parti’nin ilgili kurullarında henüz kapsamlı bir tartışma yürütülmediğini ve kurumsal görüşün daha sonra açıklanacağını belirtti.
Bununla birlikte yeni anayasa konusunda ilkelerinin net olduğunu ifade eden Bakırhan, Türkiye’nin yeni ve demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyledi.
Bakırhan, anayasanın toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunların çözümünü öncelemesi, yapım ve yazım süreçlerinin demokratik usullere dayanması ve toplumun farklı kesimlerini kapsaması gerektiğini belirtti.
Yeni anayasa tartışmasının yalnızca seçme ve seçilme başlıklarına sıkıştırılmaması gerektiğini savunan Bakırhan; devletin demokratik yapısının güçlendirilmesi, güçler ayrılığının sağlanması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve kapsayıcı bir ulusal kimlik anlayışının oluşturulması gibi başlıkların da ele alınması gerektiğini söyledi.
Bakırhan, anayasa konusunda ne siyasi ajanda dayatılmasını ne de tartışmadan tamamen uzak durulmasını doğru bulduğunu ifade ederek, demokratik bir anayasanın Türkiye’de yaşayan 86 milyon kişinin geleceğe güvenle bakabilmesinin zemini olması gerektiğini söyledi.
“Demirtaş’ın Tahliyesi Bir Lütuf Değil, Hukukun Borcudur”
Selahattin Demirtaş’ın durumuna ilişkin de konuşan Bakırhan, Demirtaş’ın süreçten bağımsız olarak haksızlığa uğradığını savundu.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına işaret eden Bakırhan, Demirtaş’ın tahliyesinin bir lütuf değil, “hukukun borcu” olduğunu ifade etti.
Demirtaş’ın süreçle ilgili eleştirilerinin bulunabileceğini belirten Bakırhan, kendilerinin de sürece ilişkin eleştirilerini açıkça dile getirdiklerini söyledi.
Demirtaş’ın eleştirilerinin süreç karşıtlığı olarak yorumlanmasının doğru olmayacağını savunan Bakırhan, Demirtaş’ın barış sürecinin başarıya ulaşması için sorumluluk alan bir siyasetçi olduğunu ifade etti.
“Öcalan İle Demirtaş’ı Karşı Karşıya Getiren Bir Denklem Kurmak Doğru Değil”
Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’a ilişkin açıklamalarının hatırlatılması üzerine de değerlendirmelerde bulundu.
Öcalan ile Demirtaş’ın karşı karşıya getirildiği bir siyasi denklem kurulmasını doğru bulmadığını belirten Bakırhan, bir kişinin hakkının savunulması için diğerinin hakkının tartışmaya açılmasına gerek olmadığını söyledi.
Bakırhan, Öcalan’ı sürecin baş müzakerecisi ve uzun yıllara yayılan mücadelenin siyasi, ideolojik ve teorik yönünü belirleyen bir lider olarak tanımlarken, Demirtaş’ı ise demokratik siyasette yetişmiş ve önem verdikleri bir siyasetçi olarak nitelendirdi.
Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve diğer siyasi tutukluların özgürlüğünü hukuk meselesi olarak değerlendiren Bakırhan, Öcalan’ın süreçteki rolü ve çalışma koşullarının ise ayrı bir başlık olduğunu söyledi.
Bu iki konunun birbirinin alternatifi haline getirilmesinin asıl tartışmadan uzaklaşmak anlamına geleceğini savunan Bakırhan, siyasetin hukuk, demokratikleşme ve barışın somut gerekliliklerine odaklanması gerektiğini söyledi.
“Barış Sürecinin Toplumsallaşması İçin Daha Fazla Çalışmalıyız”
Sürece yönelik toplumsal güven tartışmalarına da değinen Bakırhan, sürecin yeterince toplumsallaşmamasının tek bir nedenle açıklanamayacağını söyledi.
DEM Parti’nin süreç boyunca Türkiye’nin farklı bölgelerinde toplumun çeşitli kesimleriyle temas kurduğunu belirten Bakırhan, siyasi partiler, emek örgütleri, inanç toplulukları, akademisyenler, kadınlar, gençler ve farklı toplumsal kesimlerle görüşmeler yaptıklarını ifade etti.
Parti olarak eksik kaldıkları noktalar olabileceğini kabul eden Bakırhan, eksikleri tespit ederek daha fazla çalışma yürüttüklerini söyledi.
Ancak barışın yalnızca DEM Parti’nin sorumluluğunda olmadığını belirten Bakırhan, Meclis, iktidar, muhalefet, medya, üniversiteler ve sivil toplumun da süreçte sorumluluk taşıdığını ifade etti.
“Eleştirileri Süreç Karşıtlığıyla Bir Tutmuyoruz”
Bakırhan, süreçle ilgili eleştirileri de iki farklı kategoride değerlendirdiklerini söyledi.
Barış karşıtı tutumlarla, süreci desteklemekle birlikte kaygıları ve soru işaretleri bulunan kesimlerin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Bakırhan, yaptıkları halk toplantılarında da çok sayıda soru ve kaygıyla karşılaştıklarını ifade etti.
Müzakere süreçlerinin tamamen sorunsuz ilerleyen yapılar olmadığını söyleyen Bakırhan, barış, demokrasi ve hukuk arasında zaman zaman sorunların ortaya çıkabileceğini belirtti.
Bu soru işaretlerinin demokratik mücadelenin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini savunan Bakırhan, sürecin aynı zamanda iktidarı demokrasi ve hukuk konusunda adım atmaya zorlayan bir alan olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bakırhan, bazı çevrelerin geçmişte PKK’nin silahlı mücadelesini demokrasinin önündeki temel engellerden biri olarak gösterdiğini, bugün ise silahlı mücadelenin sona ermesine rağmen aynı çevrelerden olumlu yaklaşım görmediklerini savundu.
Bu yaklaşımı eleştiren Bakırhan, silah bırakılmasının Türkiye’yi bir günde demokratikleştirmeyeceğini ancak siyasetin önündeki önemli engellerden birinin kalkması anlamına geldiğini söyledi.
Kürtlerin barış talebinin seçim veya siyasi pazarlık konusu olarak değerlendirilmesini de eleştiren Bakırhan, bu talebin uzun yıllara yayılan çatışmanın sona erdirilmesiyle ilgili olduğunu savundu.
Rojava Mesajı: “Güven Açıklamalarla Değil, Pratikle Kurulur”
Rojava’daki gelişmelere de değinen Bakırhan, bölgedeki tartışmaların önemli bölümünün güven meselesiyle bağlantılı olduğunu söyledi.
Haseke, Kamışlı, Kobani ve Şam’da atılan karşılıklı adımların yeni dönemin sınavlarından olduğunu belirten Bakırhan, Kürt tarafının askeri yapının feshi ve devlet kurumlarına entegrasyon gibi adımlar attığını savundu.
Bakırhan, Şam yönetiminin de buna hukuk, hakların tanınması ve demokratik siyaset alanının genişletilmesiyle karşılık vermesi gerektiğini söyledi.
Kürtler, Dürziler, Aleviler ve diğer toplulukların haklarının pazarlık konusu olmaması gerektiğini savunan Bakırhan, demokratik bir Suriye kurulması gerektiğini ifade etti.
Hareket Yönetimi’nin Mazlum Abdi’ye yönelik değerlendirmeleri konusunda ise Abdi’nin kendisinin yanıt vermediği bir tartışmada yorum yapmasının doğru olmayacağını belirten Bakırhan, aynı mücadele geleneği içinden gelen kişilerin bazı konularda farklı düşünmesinin doğal olduğunu söyledi.
DEM Parti’de Yeni Dönem Hazırlığı
DEM Parti’nin 6 Eylül’de gerçekleştirdiği kongreye de değinen Bakırhan, 5’inci Olağan Kongre’nin güçlü katılımla gerçekleştirildiğini belirtti.
Kongrede “Demokratik Cumhuriyet Hareketi”nin ilan edildiğini söyleyen Bakırhan, bundan sonraki süreçte bu hareketin temel sütunlar etrafında inşa edilmesine çalışacaklarını ifade etti.
Gelecek kongrenin değişen dünya, Ortadoğu ve Türkiye koşullarına uygun yeni bir siyasi anlayış, kadro ve yapılanmayla karşılanacağını belirten Bakırhan, siyasi partilerin statik yapılar olmadığını söyledi.
DEM Parti’nin de değişim ve dönüşüm yaşayacağını ifade eden Bakırhan, Türkiye’de demokratik yönetim anlayışının güçlendirilmesi hedefinden söz etti.
Türkiye’nin modernleşme tarihinde dışarıda bırakıldığını savunduğu Kürtler, Aleviler, kadınlar, gençler, yoksullar ve işçilerin ülke yönetiminde daha fazla yer almasını hedeflediklerini belirten Bakırhan, süreç kapsamında özgürlüğüne kavuşacak parti mensuplarının da bu yeni döneme katkı sağlayacağını söyledi.
Fon Soruşturması: “500 Bin Yatırımcı Bir Sayı Değildir”
Bakırhan’ın gündeminde son dönemde kamuoyunda geniş yer bulan fon soruşturması da vardı.
500 bini aşkın kişinin birikiminin söz konusu olduğu fon meselesini Türkiye’deki en büyük finansal mağduriyetlerden biri olarak değerlendiren Bakırhan, olayın yalnızca ekonomik bir dolandırıcılık olarak ele alınmaması gerektiğini savundu.
Bakırhan, yaşananları ekonomi ve siyaset ilişkisi, denetim mekanizmaları ve vatandaşların mağduriyeti üzerinden değerlendirdi.
Fonlarda yaklaşık 500 bin yatırımcı bulunduğuna ilişkin açıklamalara dikkat çeken Bakırhan, bazı gözaltı ve tutuklamalar yapılmasına rağmen mağdurların paralarının akıbeti konusunda temel soruların yanıtlanması gerektiğini söyledi.
“500 bin bir sayı değildir” diyen Bakırhan, her yatırımcının bir hayat ve aile anlamına geldiğini belirterek konunun hassasiyetine dikkat çekti.
Fon mağdurlarının yaşadığı belirsizliğe işaret eden Bakırhan, devlet kurumlarının mağduriyetlerin giderilmesi yönünde açıklamalar yaptığını hatırlatarak, bu açıklamaların somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini savundu.
Piyasa riskinin farklı, vatandaşın ne olduğunu anlayamadığı, işlem yapamadığı ve hakkını kime soracağını bilemediği belirsizliğin farklı olduğunu belirten Bakırhan, fonların nasıl denetlendiğinin ve sorumlulukların kimlere ait olduğunun ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.
Bakırhan, fon meselesinin yalnızca tekil bir olay veya klasik bir yolsuzluk başlığı üzerinden değil, denetim, finans sistemi, siyaset-ekonomi ilişkisi ve vatandaşın korunması boyutlarıyla ele alınması gerektiğini savundu.
“Paranın izi belli, işlem yapanlar belli ve yapılacaklar da belli” ifadelerini kullanan Bakırhan, yetkilileri sorumluluk almaya çağırdı.
Bakırhan’dan Sürece İlişkin Genel Mesaj
Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarının genel çerçevesinde; sürecin hızlandırılması, çerçeve yasanın uygulama mekanizmalarının oluşturulması, geri dönüşlerin hukuki güvenceye bağlanması, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün güçlendirilmesi, Selahattin Demirtaş ve diğer siyasi tutukluların durumunun hukuk çerçevesinde ele alınması, yeni anayasa çalışmalarının demokratik yöntemlerle yürütülmesi ve sürecin daha geniş toplumsal kesimlerin katılımıyla ilerletilmesi gerektiği mesajları öne çıktı.
Bakırhan, özellikle ilk dönüşlerin kış aylarına kalmadan başlamasını beklediklerini belirtirken, sürecin kalıcı hale gelmesi için hukuki ve siyasi mekanizmaların somutlaştırılması gerektiğini ifade etti.
Bakmadan Geçme