• Haberler
  • Bölge
  • Batman'daki Bakım Merkezi İddiaları Yeniden Gündemde: Tartışma Büyüyor

Batman'daki Bakım Merkezi İddiaları Yeniden Gündemde: Tartışma Büyüyor

Gazeteci-yazar Tuğçe Tatari, T24'te yayımlanan köşe yazısında Batman'daki özel bir bakım merkezine yönelik soruşturma dosyasında yer aldığı belirtilen ağır iddiaları gündeme taşıdı. Yazı, yalnızca soruşturmanın içeriğini değil, olayın kamuoyunda neden yeterince yankı bulmadığı sorusunu da tartışmaya açtı.

T24 yazarı Tuğçe Tatari, köşe yazısında Batman’da faaliyet gösteren özel bir bakım merkezine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ortaya çıkan iddiaları ele aldı.

Yazıda aktarıldığına göre soruşturma dosyasında; fiziksel ve zihinsel engelli bireylere yönelik kötü muamele, şiddet, ihmal, sistematik istismar ve usulsüzlük iddiaları yer alıyor. Tatari, dosyada anlatılanların sıradan bir ihmal vakasının çok ötesinde olduğunu vurgulayarak, iddiaların kamu vicdanını derinden sarsacak nitelikte olduğunu belirtiyor.

Ancak yazının temel odağı yalnızca soruşturma değil. Tatari, bu kadar ağır iddiaların neden ülke genelinde geniş yankı uyandırmadığını sorguluyor.

İlk İhbarın Aylar Önce Yapıldığı İddiası

Yazıda yer verilen bilgilere göre bakım merkezinde çalışan bir kişinin 2025 yılı içerisinde jandarmaya başvurarak bazı hastalara kötü muamele uygulandığını öne sürdüğü belirtiliyor.

Tatari’nin aktardığına göre bu ihbar sonrasında süreç ilerlemedi ve olay uzun süre kamuoyuna yansımadı.

Daha sonra farklı çalışanların da benzer iddialarla resmi makamlara başvurmasının ardından soruşturmanın genişlediği ifade ediliyor.

Dosyada Hangi İddialar Yer Alıyor?

Köşe yazısında soruşturma dosyasına dayandırılan çok sayıda ağır iddia bulunuyor.

Bunlar arasında:

  • Bakıma muhtaç bireylere yönelik fiziksel şiddet,
  • Sistematik kötü muamele,
  • İhmal sonucu sağlık sorunları,
  • Cinsel istismar iddiaları,
  • Kurum içindeki bazı görüntülerin silinmesi,
  • İlaç ve bakım süreçlerinde usulsüzlük,
  • Personel yetersizliği,
  • Sahte sertifika düzenlendiği iddiaları,
  • Denetim mekanizmalarının etkisiz kaldığı yönündeki beyanlar

yer alıyor.

Tatari, dosyada anlatılanların doğruluğunun yargı süreci sonunda netleşeceğini belirtmekle birlikte, iddiaların ciddiyetinin dahi tek başına kamuoyunun dikkatini çekmesi gerektiğini savunuyor.

“Sorun Sadece Merkez Değil, Denetim Mekanizması”

Yazıda dikkat çekilen önemli noktalardan biri de denetim süreçleri.

Tatari, soruşturma dosyasında yalnızca bakım personeliyle ilgili değil, aynı zamanda bazı kamu görevlileri ve denetim süreçlerine ilişkin iddiaların da bulunduğunu aktarıyor.

Bu nedenle tartışmanın yalnızca bir bakım merkezindeki uygulamalarla sınırlı kalmadığını, kamu denetimi ve sosyal hizmetler sisteminin işleyişine kadar uzandığını ifade ediyor.

Asıl Tartışma: Neden Türkiye’nin Gündemi Olmadı?

Köşe yazısının merkezindeki soru ise şu:

Bu kadar ağır iddialar başka bir şehirde yaşansaydı aynı ölçüde sessizlik mi olurdu?

Tatari, özellikle Kürt basınında yer bulan haberlerin Türkiye’nin ana akım medya gündemine taşınamadığını savunuyor. Yazıda, farklı medya ekosistemleri arasında görünmez duvarlar oluştuğu ve bu nedenle bazı bölgelerde yaşanan olayların ülke genelinde yeterince duyulmadığı değerlendirmesi yapılıyor.

Yazara göre mesele yalnızca bir bakım merkezi soruşturması değil; aynı zamanda haberlerin görünürlüğü ve kamuoyunun hangi olaylara ne ölçüde tepki verdiğiyle ilgili bir medya sorunu.

İnsan Hakları ve Medya Üzerine Bir Çağrı

Tatari, yazısını insan hakları ve gazetecilik perspektifinden bir çağrıyla tamamlıyor.

Yazara göre yaşlılar, engelliler ve bakıma muhtaç bireyler gibi kendilerini savunma imkânı sınırlı olan gruplara yönelik iddialar karşısında toplumun daha duyarlı olması gerekiyor.

Ayrıca farklı medya kuruluşları arasında daha güçlü iş birliği kurulmasının hem insan hakları ihlallerinin görünür hale gelmesi hem de kamu denetiminin güçlenmesi açısından önemli olduğu görüşünü dile getiriyor.

İşte T24 yazarı Tuğçe Tatari köşe yazısının tam metni;

"Bakıma muhtaç insanlara dışkı yedirdiler ve kimsenin umrunda olmadı! 
Olaylar Özel Batman Şifa Merkezi’nde yaşanıyor. Bakıma muhtaç, fiziksel veya zihinsel engellilerin maaşı ve devletten bu iş için alınan ödeneklerle dönen bu bakımevinde yaşananlar bir korku filmine bile fazla gelir. 
Bakıma muhtaç insanların üzerine kaynar su dökmek mi dersiniz, birbirlerinin dışkısını yedirmek mi, vücutlarında rastlanan işkence morluklar mı, yoksa cinsel uzuvlarda kesikler, vücutlarına defalarca sigara söndürülmüş olması mı, uygulamadıkları bir işkence türü kalmış mı diye düşündürüyor insanı! 
Şimdi şu soruya cevap verin lütfen; bu olay Batman’da olmasa bu kadar az mı ses getirirdi? 
Geçen hafta ‘Kürt medyası’nda bir haber yayımlandı. O habere geçmeden neden ‘Kürt medyası’ dediğimi, neden bir ayrım belirtme ihtiyacı duyduğumu açıklamak isterim; çünkü ‘Batı medyası’, önemli ölçüde, devletin de arzusuna uygun olarak Kürt meslektaşlarla arasına öyle bir görünmez duvar ördü, onları kriminalize etti, yaptıkları işi gazetecilik -karar hakkı bizdeymiş gibi- saymadı ki, orada haber olan konuları neredeyse duymuyor, görmüyoruz. Adeta farklı gezegenlerdeyiz! 
İşte bu duruma en iyi örneklerden birine de geçen hafta denk geldik. Yeni Özgür Politika’den Miheme Porgebol’un yaptığı haber normalde bir ülkenin topyekûn donması ve başka şey düşünememesine neden olacak cinstendi. Fakat bunun olabilmesi için önce yaşanan bu korkunç mağduriyet ve suçla örülü olaylar zincirinin gündem olması gerekirdi. 
Önce haberi paylaşayım, sonra işin bu kısmına da yeniden geleceğiz! Olaylar Özel Batman Şifa Merkezi’nde yaşanıyor. Bakıma muhtaç, fiziksel veya zihinsel engellilerin maaşı ve devletten bu iş için alınan ödeneklerle dönen bu bakımevinde yaşananlar bir korku filmine bile fazla gelir. 
Medeni ve gelişmiş bir ülkede kolay kolay olmaz ama hadi oldu diyelim, cezaları da bir o kadar ağır olur. Bizde ise çocuklara, muhtaçlara yönelik merkezlerden çok sık alarm gelir. Fakat inanın bu örnek benzerlerinin çok daha ötesinde! 
Başlayalım. Habere konu olan merkezde çalışan D.Ç. isimli bir şahıs, Ekim 2025’te bölgenin sorumlusu jandarmayı arayıp "Burada eziyet ve dayak var" dedikten sonra "bir engellinin elleri ve ayakları bağlanmış şekilde çarşafa sarılıp uzun süreler bekletildiğini, sonunda kangren olduğunu, hastanede hayatını kaybettiğini” anlatmış. Jandarma işlem yapmadığı için bu ihbar sadece bir ihbar olarak kaldı… 
Beş ay sonra bu defa, iki yıl sorunsuz çalıştıktan sonra haksız yere işten çıkarıldığını düşünen G.M. ve E.Ç. gidiyor jandarmaya. Nihayetinde bu defa anlatılanlar bir soruşturma dosyasına dönüyor. 
Anlatılanlara göre; "hastalara, bakıma muhtaç insanlara lağım suyu içiriliyor, dışkı yediriliyor, hastalar sistematik cinsel istismara" maruz kalıyor… Kameraların görmediği alanlar ve denetim dışında kalan tüm zamanlarda bu ‘şifa merkezi’nde işkence uygulanıyor. Zihinsel engelli hastaların da yine bu personel tarafından cinsel ‘ilişkiye ikna’ edildiği aktarılıyor. 
Bazı olaylar kamera olan alanlarda cereyan ettiği için kayıtlar hemen siliniyor. 
Aynı zamanda hastalara neredeyse her gün makarna yediriliyor, fakat çizelgeye et olarak geçiriliyor. 
Bu ihbarların ciddiye alınmasının ardından soruşturma başlatılıyor ve yapılan çalışma ile ortaya bir örgüt şeması çıkıyor. Kurum müdürünün etrafında şekillenen bu yapı 72 kişiden oluşuyor. 11 sağlık personeli, 32 engelli bakım personeli, 2 eczacı, 29 hasta bakıcının da yer aldığı bu yapıda en az 140 kişi hakkında inceleme başlatılıyor. 
Dosyada; güçlü ilişkiler kurarak denetim öncesi haber alma mekanizması yaratma, usulsüz reçetelendirme gibi işlerde görev alanlar, hatta Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nden üst düzey görevliler de var. 
Soruşturma dosyasını eline alıp bir seferde okuyabilen, o görsellere bakıp devam edebilene şapka çıkarmak gerekir; zira yardıma muhtaç insanlara yapılanları tarif etmeye yetecek bir cümle bulamıyorum. 
Bakıma muhtaç insanların üzerine kaynar su dökmek mi dersiniz, birbirlerinin dışkısını yedirmek mi, vücutlarında rastlanan işkence morluklar mı, yoksa cinsel uzuvlarda kesikler, vücutlarına defalarca sigara söndürülmüş olması mı, uygulamadıkları bir işkence türü kalmış mı diye düşündürüyor insanı! 
Bunlar yetmezmişcesine düşkünlere uygulanan şiddet ve sapkınlık içerikli görüntülerin personel tarafından birbirine gönderilmiş olması… 
Bana, çalışanlarca kurulan WhatsApp grubunda paylaşılan o videolardaki içeriğin ‘hafif’ bulunması, daha detaylı ve sert videoların beklendiğini görmek daha da ağır geldi açıkçası.
Dosyada tanıkların da beyanları yer alıyor. Buna göre kafası dayaktan kırılmış muhtaçlar, değiştirilen tutanaklar, ayrım yapmaksızın tüm hastalara işkence uygulandığının detaylı beyanları, pahalı ilaçların ödenekten alındığı fakat hastaların tedavisinde kullanılmadığı, sahte bakım personeli sertifikaları düzenlettikleri, mevzuata göre bir bakıcı maksimum 6 hastaya bakarken burada 20’den fazla hastaya baktığı, çalışanların ‘hasta bakım’ işini bilmiyor oluşu gibi konulardan da bahsediliyor. 
Dosyaya henüz yansımamış ama yetkililerle ailelerin temas kurduğu şüpheli iki ölüm daha olduğundan bahsediliyor. 
Tanıkların ifadesine göre ‘muhtaç insanlara yönelik her tür suçu’ işleyen ve adına ‘bakım hizmetleri personeli’ denen bu müsvedde insanların neredeyse tamamı akraba, o sebeple de içeride yaşanan korkunç uygulamaların dışarıya yansıması epey zaman almış. 
Şimdi gelelim finale... 
Yaşlı babanızı, annenizi veya engelli çocuğunuzu bu merkeze yatırmak zorunda kaldığınızı düşünün! Ve bu yaşananların gündemin G harfi bile olamadığı, yerin yerinden oynamadığı bir ülkede yaşadığınızı düşünün! Biri olmadığınız sürece hiç kimse sayıldığınız bu ülkede, parasını ödediğiniz insanlar ve onların bürokratik ilişkileri ile sınanırsınız. Ölene kadar sürecek bu sınanmanın bir yerinde bu tarz bir merkeze düşebilir ve bu yazdıklarımız sevdiklerimizin, kendimizin de başına gelebilir. 
Şimdi şu soruya cevap verin lütfen; bu olay Batman’da olmasa bu kadar az mı ses getirirdi? 
Birçoğunuz eminim ki konudan bu yazıyla haberdar oldunuz. 
Peki ama bu size normal geliyor mu? Bana gelmiyor! Bu kadar büyük bir skandalın Türkiye’de tüm yayınlar tarafından bangır bangır verilmesi gerekirdi. Hadi gözden kaçtı diyelim, iyi niyetle bakalım. O halde şimdi sesimizi çıkartır ve sözümüzü kurarız değil mi? Kendi sözünü kuramayan, kendini savunamayan insanları tecavüz, dayak ve türlü akıl almaz işkenceden geçiren bu şebekeyi ve daha da önemlisi onlara yaşam şansı veren bürokrasi ayağını duymazdan gelmeye devam mı edeceğiz yoksa? Konular İstanbul’da yaşanınca daha mı farklı davranıyoruz? Oysa artık çok çok iyi biliyoruz ki ona olan muhakak sana da oluyor!
Bu vesileyle de tekrar etmiş olalım, Kürt medyası ile Türk medyası bir önceki barış sürecinden bugüne en çok kan kaybettiğimiz alanlardan biri. Herkes birbirine mesafeli, hatta belki kırgın. Bir şekilde en azından demokrasiyi ve insan haklarını kendine şiar edinen medyacıların birbiri ile daha fazla dirsek temasına ihtiyacı var! Beraber çalışırsak hem daha fazla ses getirir, konunun duyulmasına neden olabiliriz hem de birbirimize sahip çıkarak çok daha güçlü bir söylem ortaya koyabiliriz… En azından bu tarz olaylarda suça yardımcı olan bürokratlar ve güçlü, nüfuzlu kimselere kadar ulaşabilmek, ‘kökünü ifşa edebilmek' için bile beraber mücadele etmek şart!"

Artı Siirt Haber Ajansı

Bakmadan Geçme