8 Mart Dünya Kadınlar Günü, yarın ülkemizde de etkinliklere sahne olacak birçok ülkede olduğu gibi… ABD’nin New York kentinde 40 bin bayan dokuma işçisinin çalışma koşullarını iyileştirmek gayesiyle tekstil fabrikasında başlattıkları greve polisin müdahale ederek onları fabrikaya kilitlemeleri ve bu esnada meydana gelen yangın sonucu 120 kadın işçinin yaşamını yitirmesi anısına Kopenhag’daki 2. Enternasyonale toplantısında Almanya Sosyal Demokrat Partisi temsilcisinin yaptığı öneriyle kabul edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, ülkemizde ilk kez 1921’de Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmış, 1975 yılında yapılan kongrede alınan karar doğrultusunda Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlana gelmektedir günümüze dek…
Yarın bir Dünya Ekmekçi Kadınlar Günü’nü daha kutlarken sadece Türkiye’de değil, birçok ülkede daha kadın haklarının gereğince pekiştirilmediği gerçeği ile karşı karşıyayız halen… Ülkemizdeki istihdamda kadınlar %30 oranında kalırken, demokrasinin vazgeçilmezleri olarak ifade edilen siyasi partiler de kendilerine bu önemli alanda yeterince hizmet etme şansı tanımıyorlar ve 31 Mart tarihinde yapılacak olan mahalli seçimlerde aday gösterilecek olan kadın adayların çok az sayıda kalması teyit etmektedir bu görüşü… Oysa önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli devrimlerinden biri 1934 tarihinde kadınları seçme, seçilme hakkına kavuşturmasıydı ve birçok Avrupa ülkesinden önce gerçekleştirmişti bu güzelliği… Bu hakkı tanıdıktan sonra yapılan milletvekili seçiminde 18 kadın TBMM çatısı altına girmeye hak kazanmış ve TBMM’deki milletvekili sayısının %4,5’una tekabül eden bu oran dünya geneli ikinci sıralamada yer alırken, ilk 100 sıranın içinde bile değiliz şimdi…
Kadın üzerinde özellikle Müslüman ülkelerde kurulan baskılardan birinin “Kız Çocuklarını okutmak günahtır..” diye ifade edildiği çoğumuzun hafızalarından silinmiş değil.. Bu söylemin ne kadar yanlış bir söylem olduğu ise, yüce Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) “Okumak, kadın ve erkek her Müslüman’a farzdır” demesinden anlaşılmakta ve buna rağmen yobazların bakış açısı uzun zaman bu güzellikten mahrum kılmıştır kadınlarımızı… Kimileri de kadınların sadece ev işleriyle uğraşmaları gerektiği görüşündeler ve bu zihniyet de onları üretime destek vermek şansından uzaklaştırmaktadır elbet… Gereken önlemler alındığı taktirde, kadınları da ekonomiye kazandırmanın zor olmayacağı bilindiği halde, bunu gerçekleştirmek için ciddi bir gayret gösterilmiyor ve bu yüzden ülke yönetimine katılma şansı çok yetersiz düzeyde kalan kadınlarımız, diğer istihdam alanlarında da yeterince değerlendirilmiyorlar maalesef…
Kadınlarımızın mağduriyetlerinden en önemlisi karşı karşıya kaldıkları şiddettir ve söz konusu şiddet eylemlerinin en önemlileri; namus cinayetleri, berdel, beşik kertmesi, küçük yaşta ya da zorla evlendirmedir bilindiği gibi… Bunların önüne geçmek için alınan önlemler de yetersizdir derken, Birleşmiş Milletlerin Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nin birinci maddesinde zikredilen şiddet tanımını da aktarmak isterim ayrıca…
“İster kamusal, ister özel yaşamda meydana gelsin kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem ve bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma…”
Kadın kutsallığını dile getiren sayısız sözler vardır ama, her konuda olduğu gibi kağıt üzerinde, ya da lafta bırakılıyor söylenenler… Onlar doğurmasaydı biz erkekler olmazdık gerçeği dikkate alındığında, kutsal varlıklar olduğu daha iyi anlaşılacaktır kanımca… Bu düşünceler içinde kadınlarımızın şiddetten arındırılmaları için gereken her tür önlemin alınmasını, yönetimde ve üretimde erkekler kadar söz sahibi kılınmalarını temenni ediyor, günleri nedeniyle kutlayarak en derin saygılarımla selamlıyorum kendilerini…