Bu yıl gerçekten de kuraklık endişesi duymaya başlamıştık. Erbain’i neredeyse yarılayacağız, hala doğru dürüst ne yağmur, ne kar yağdı. Neyse ki, yağışlar başladı da azıcık olsun rahatladık. Yağmur ve kar yağmayınca, haliyle su sıkıntısı da baş göstermektedir. Özellikle büyük şehirlerde baraj suları minimum duruma gelince, su sıkıntısı da kendisini göstermeğe başlar.
Su, insan yaşamında hayati bir önem taşımaktadır. Sadece yaşam için gerekli bir nesne değil aslında yaşamın kendisidir su. Yeryüzünde ilk yaşamın başladığı yerdir ve bizi çevreleyen tabiat ana ve canlıların yaşamı için ikamesi olmayan çok değerli bir elementtir. Suyun bolluğu halinde değeri tam anlaşılamaz iken yokluğu halinde ölümle eş anlamlıdır.
Gerçekten de, insan vücudu büyük oranda sudan oluşmaktadır. Vücudumuzdaki su oranı yaşam sürecimiz boyunca değişim göstermektedir. Yeni doğan bir bebekte vücut ağırlığının %75’i sudan oluşmakta iken bu oran çocuklarda %70 yetişkinlerde %60 ve yaşlılarda %50 şeklindedir. Yetişkin bir insan bir kısmı yiyeceklerden karşılanmak üzere günde 2-3 litre suya ihtiyaç duyar
Dünyamızın yüzde 80’i de sudan (Okyanus, deniz, göl, akarsu vs.) müteşekkildir. Tabii, en önemli su içme suyudur.
Şunu da belirtmekte yarar var. Yakın bir gelecekte, su, petrolden de kıymetli olacaktır. Türkiye üzerinde yapılan hesaplardan biri de zengin su kaynaklarına sahip olmasındandır. Türkiye, özellikle içme su kaynakları açısından oldukça zengindir. Gerçekte, Ortadoğu’da devam eden savaş, petrol savaşından çok,
SU SAVAŞLARIDIR!
Suyun önemine vurgu yapan atasözlerimiz bile vardır. Bunların en dikkat çekici olanı,
(SU GİBİ AZİZ OL)
şeklinde olanıdır. Su ile ilgili diğer bazı vecizeleri de sıralayalım:
*Suyun değeri, kuyu kuruyunca anlaşılır.
*
Suyumuza sahip çıkalım. Bir damla suya muhtaç kalabiliriz.
*Su hayattır.
*Su, ateşe galiptir; ancak bir kaba girerse ateş o suyu kaynatır yok eder.
*Sızıyı gideren su. Suyun sızladığını kimseler bilmez.
*Suyun insanların geleceği olduğu unutulmamalı, sahip olduğumuz kaynaklar hepimizindir.
*
Sadece susayan suyu özlemez, su da susayanı özler.
*Suyu kirletmek hayatı kirletmektir.
*Su, her şeyi temizler; ama yalnız yüz karasını temizleyemez.
*Su beraberinde ferahlık ve temizlik getirir.
*Eğer su kaynağı senin kendi ruhundan fışkırmazsa susuzluğunu dindiremezsin.
*Susuz ne ağaç ne toprak vardır asla unutulmamalı.
*Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkamadığınız için boğulursunuz.
*Damla damla verilen su, susuzluğu daha da artırır.
*Eğer su kaynağı senin kendi ruhundan fışkırmazsa, susuzluğunu dindiremezsin.
*
Su: akarsa nehir, düşerse şelale, durursa göl olur.
*Suyun güzelliği insanın güzelliğidir. Fazla su tüketirsek cildimizde o kadar güzel ve taze görünecektir.
*Su boşa harcanmayacak kadar değerlidir asla atılmamalı.
*Hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.
*Susuz hayat çölde yaşamaya benzer.
*Petrolünüze değil suyunuza sahip çıkın.
*Sudan daha yumuşak ve ince başka bir şey yoktur; fakat önüne çıkan her şeyi sürükleyecek ve parçalayabilecek kadar güçlüdür.
*Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol.
*Suyun olmadığı yerde barış yoktur.
*Suyun gücü yavaştır; ama zamanla, her seferinde ufak bir parça olmak üzere, toprağı ve kayaları aşındırarak, derin vadiler meydana getirir.
*Yarınını korumak isteyenler sularını korusunlar.
ANEKDOT
Medrese Hocası, şakirtlerine ders veriyor ve diyordu ki:
-Medrese tahsili yapanlarla, medrese tahsili yapmayanlar arasında elbette bir fark olmalıdır. Medrese tahsili görmemiş biri ile medrese öğrencisinin konuşması bir olmamalıdır. Meselâ medrese tahsili görmemiş sıradan biri
(SU İÇTİM)
der ama bir medrese öğrencisi su içtiğini ifade ederken:
“Bir kadeh-i lebriz, ab-ı hoşguvar, nuş ile teskini ateşi dilfikar ve iktisabı ferah-ı bi şumar
eyledim”
diyerek su içtiğini edebi bir lisanla dile getirmelidir.
Hocanın verdiği bu ders, muzip şakirtlerden birinin zihninde öylesine yer etmişti ki, Hocaya ders vermek için adeta bir fırsat kolluyordu. Ve bir gün beklediği fırsatı buldu.
Medreselerde, sınıflarda sıra falan olmaz. Medrese Hocası, rahlesi önünde döşek üzerinde oturur, öğrencilere ders verirken, öğrenciler de, basit şilteler üzerinde önlerinde rahleler, ders görürlerdi.
Mevsim kış olunca, Hocanın rahlesinin önünde büyük bir mangal olur, öncelikli olarak hocanın, sonra da sınıfın ısınması sağlanırdı. İşte böyle bir kış gününde, Hoca ders vermekteyken, Mangaldan sıçrayan bir kıvılcım, hocanın kavuğunun tam ortasına düşerek, kavuğu tutuşturur. Hocanın, durumdan haberi yoktur. Muzip öğrenci kalkarak, sözde, Hocasına kavuğunun yanmakta olduğunu edebi bir dille anlatmağa başlar ve şöyle der:
-Ey Hace-i bi misâl ve ey üstadı zikemal. Bu şakird-i pür kelal, şu vechile arz-ı hal ederim ki, bi hikmetil Müteal, nar-ı mangaldan bir şerairi cevval, seri ile pertep alinizdeki kavuğu etmiştir, işâl.
Muzip öğrenci, hocasına bu edebi sözlerle durumu anlatıncaya kadar, kavuk çoktan tutuşmuş ve işe yaramaz hale gelmiştir.
Medrese Hocası, büyük bir hiddetle şakirde söylenir:
-Behey ahmak, (Kavuğun yanıyor) demek varken, bunca saçmalıklara ne gerek var!