Ergenekon, Türklerin Kurtuluş destanı olarak tanımlanır. Türkler için Ergenekon ne ise, Kürtler için de Newruz odur. 21 Mart günü kutlanacak olan Newruz’un teması da aslında Kava ve Dehhak esprisine dayalıdır. Nevruz (YENİGÜN) anlamında kullanılır. Birçok Türki cumhuriyetlerde resmi bayram olarak kutlanır. Newruz, Kürt tarihi açısından bir nevi ERGENEKON’DUR. Türkler nasıl Ergenekon’u kurtuluşlarının destanı olarak tanımlıyorlarsa Kürtler de Nevruz’u kurtuluşlarının destanı olarak tanımlamaktadırlar. Türkler, bir bozkurt sayesinde Ergenekon vadisinden kurtulmayı başardıklarını söylerken, Kürtler ise Kawa sayesinde özgürlüğe kavuştuklarına inanırlar.
Ergenekon'un nerede olduğu hakkında çeşitli savlar öne sürülmekle birlikte, bu konuda kesin bir bulgu yoktur. Eski eserlerde yer alan tasvirlere göre Ergenekon'un Altay dağlarındaki, Beluça dağında olduğundan bahsedilmektedir.
Önce sözlü olan efsane daha sonra çeşitli kaynaklarda yazılı hale getirilmiştir. Tamamı hakkında fikir birliği olmadığı ve yazılı metinlerde kısa özet şeklinde olduğu için "Ergenekon Efsanesi" şeklinde de isimlendirilmektedir. Ergenekon Destanı olarak bilinen öykü, iki ana kısımdan oluşmaktadır: Bir bozkurdun yardımı ve korumasıyla soyun devamlılığının sağlanması, geçit vermez dağlarla çevrili bir vadiye yerleşilmesi ve daha sonra buradan çıkılması.
İlk öykü üç ayrı Çin vakayinamesinde Türklerin türeyiş öyküsü olarak anlatılmıştır. İkinci öykünün özeti yine Çin kaynaklarında yer almıştır.
Orta Asya tarihi profesörü Devin DeWeese, bir mağara ya da vadideki tutsaklıktan kurtuluş motifinin Orta Asya halklarınca değişik biçimlerde anlatıldığına dikkat çeker ve Türkler ile Moğollar arasında benzer öykülerin anlatılmasının olağan olduğunu belirtir.
Daha sonraki bir tarihte bozkurdun himayesinde türeyiş teması ile vadiye yerleşme ve vadiden kaçma motifleri birleştirilmiş, "Ergenekon Destanı" başlığı altında bir Türk destanı olarak anılmaya başlanmıştır. Fuat Köprülü'ye göre, Cengiz Han'ın soyunda var olan Türk kökenli aile nedeniyle efsanede bahsedilen Moğollar aslında Oğuzlar'dır. Çin kaynaklarında ise Türklerin tutsak kaldıkları bir mağaradan ya da dağlarla çevrili bir vadiden kurtuluşları öyküsü aktarılmaktadır. Ancak bu anlatılarda "Ergenekon" ismi yer almamaktadır.
Efsaneye göre Moğol ilinde Oğuz Han soyundan İl Han'ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han, Moğol ülkesine savaş açtı. İl Han'ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. İl Han'ın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız İl Han'ın küçük oğlu Kıyan, eşi Nüküz ve yeğeni ile kaçıp kurtulmayı başardılar. Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeye karar verdiler.
Yabani koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçide vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrı'ya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Bu yere "maden yeri" anlamında "Ergene Kon" adını verdiler. Kıyan ve Nüküz'ün oğulları çoğaldı. Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki, Ergenekon'a sığamadılar. Atalarının buraya geldiği geçidin yeri unutulmuştu. Ergenekon'un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritilirse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar.
Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İl Han'ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Ergenekon'dan çıktıkları gün olan 21 Mart'ta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırdılar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan, daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak dövdüler. Bugün hem özgürlük hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır.
Newruz ise
New (yeni) Roj-Roz (gün) anlamına gelmektedir. Baharın gelmesi ile birçok ulus bayram ve şenlik havasında Newroz’u kutlar. Fakat Newroz Kürt tarihi açısından yalnız bahar ve şenlik olarak değil aynı zamanda bir direnişin zafere kavuştuğu günün de kutlamasıdır.
Direnişin başlatıcısı
Kawa
(Kawayê Hesinker) isimli demircidir.
Bu hikâye Rojhelat (Doğu-İranda) Kürdistan’ında, Bakur (Kuzey-Türkiye) Kürdistan’ında ve Başur (Güney-Irak) Kürdistan’ında şu şekilde anlatılır:
MÖ 612’de, Kürdistan’da Asurlu Dehak (Zuhak) isimli çok zalim bir hükümdar vardı. Dehak bir kayanın başında çok sağlam yapılmış bir kalede oturuyordu.
Hükümdar Dehak
pek çok vahşi hayvanlar ve yılanlar beslerdi. Kendisi gençlerin beyinlerini yediği gibi, hayvanlarına da yedirirdi. Kralı olduğu halkına her gün yenmek üzere hazırlanmış insan beyinlerinin kalesine getirilmesini emretmişti. Bu emre uyan halk, her gün için kralın kalesine hazırlanmış insan beyni götürmeye devam ediyordu. Bir süre sonra, halk bu insanlık dışı beslenmeyi aksattı. Dehak askerlerine, emrini aksatmış olan halkı toplayıp kalesine getirmelerini emretti. Böylece halk askerler tarafından toplanıp kaleye götürüldü. Kalede halktan birçoğu çocuklarını koruduğu için öldürüldüler.
Bir süre sonra daha
çocuklarının beyinlerini
yenilmek üzere hazırlayıp götüren halk, sonradan çocuklarını kurtarmak için bir yol buldular. Bu sıralarda Hükümdar Dehak’ın askerleri halk arasında dolaşıp çocukların sayılarını devamlı tespit ettikleri için, halk kurtardıkları çocuklarını dağlara kaçırdı ve orada askeri eğitim verdiler.
Bir gün temizlenerek krala götürülen beyinde, bir kuzu tüyü çıktı. Bunun üzerine kral durumu anladı. Kral ondan sonra kendi askerlerinin, bizzat çocukları kesip beyinlerini hazırlayıp getirmelerini emretti. Bu emirden sonra, askerler çocukları kesip beyinlerini hazırlayıp krala götürüyorlardı. Bu durum böyle devam ederken, kralın oturduğu kaleden üçtaş atılımı mesafesinde olan bir köyde Kawa adında bir demirci oturuyordu. Kawa kralın askerlerine silah ve savaş araçları yapardı. Demirci Kawa da yedi çocuğunun başını yenmek üzere hazırlayıp krala götürmek için vermişti. Sıra son çocuğuna geldiğinde, krala karşı tavır aldı. Depolarında bulunan savaş araçlarını çevre köylere dağıttı ve köylere çocuklarını ve mallarını alıp dağlara çekilmeleri çağrısında bulundu. Bu çağrı üzerine, tüm köyler boşaltıldı. Kralın askerlerinin gözleri önünde köyler bir anda viraneye döndüler.
Kawa, dağlarda toplanan köylülere, zalim hükümdardan intikam alınması ve zulmüne son verilmesi gerektiğini anlattı. Zalim kralın zulmü altında ezilen köylüler, Kawa’nın bu önerisi üzerine kraldan intikam almak için yemin ettiler. Dağlarda askeri eğitim görenler ve köylüler, Kawa’nın önderliğinde birleştiler.
Demirci Kawa’nın denetimindeki köylülerle savaşçılar, iki gün sonra dağlardan inerek zalim Kral Dehak’ın kalesini sardılar. Bir grup genç savaşçı gece gizlice kalenin duvarlarına tırmandı. Kalenin nöbetçilerini öldürdükten sonra, kale duvarları önünde bekleyen köylü ve savaşçılara kalenin kapılarını açtılar.
Açılan kalenin kapılarından en önde Demirci Kawa elinde bir mızrak ve kralın gırtlağını kesmek için yaptığı kılıçla içeriye girdi. Arkasından da köylü ve savaşçılar girdiler. Kalede kralın sistemi yıkıldıktan sonra çok sağlam olan bu kaleyi içinde bulunan her şeyi ile beraber ateş verip yaktılar. Köylüler ve savaşçılar yakılan kalenin alevleri etrafında sabahlara kadar çalıp eğlendiler. Böylece Demirci Kawa yönetimindeki köylüler ve savaşçılar Tiran’ın yönetimini yıkarak zalim kraldan kurtuluşlarını kutladılar.”
Evet, Türklere göre ERGENEKON, Kürtlere göre Newroz kutlamaları işte bu esatirlere dayanmaktadır. İster Ergenekon, ister Newruz olsun, bütün kurtuluşlar kutlanmağa değer. Her devirde de İbrahimler, Nemrutlar; Firavunlar, Musalar; Dehhaklar ve Kawalar olacaktır. Önemli olan, İbrahimlerden yana olmaktır.
Newruzunuz kutlu olsun…
TAŞLAMA
ONLARIN DERDİ SEÇİM,
MİLLETİN DERDİ GEÇİM
MİLLETİN ÇOĞUNLUĞU
AÇ VE SEFİL BİLELİM
DEPREMLER, SONRA SELLER
ÖLDÜ GİTTİ ÖLENLER
MEĞER BEREKET İMİŞ(!)
SELDEN OLAN ÖLÜMLER
TARIM BAKANI DEMİŞ
ONBEŞ CAN GİTTİ AMA
BU SAYEDE DOLMUŞTUR
BARAJLAR DA SULARLA
DERE YATAKLARINDA
EV KURMAK IÇIN RUHSAT
VEREN YETKİLİLERDE
HİÇ YOK MUDUR KABAHAT