Emailime gelen mesajları incelerken bir de baktım ki, 4 milyon Euro sahibi olmuşum! Sözde, Microsof’tan gelen email aynen şöyleydi:
Our Ref: MEG-02B-001TR
Ticket: MML-2021/10/35/021
Your Ref: IDT 4576162
Ticket: VRF-2021/10/35/021
Sayın yararlanıcı,
Bu, e-postanızın Microsoft'tan €4,000,000,00 (dört milyon euro) nakit ödül kazandığını resmi olarak size bildirmek içindir.
Müşterilerimizi destekleme ve COVID19 salgınıyla mücadele etme taahhüdümüzün bir parçası olarak Microsoft, bireylere ve işletmelere nakit bağışlar sunmak için Mega International Lottery ile ortaklık kurdu. 10 şanslı kazanan, Microsoft'un kullanıcı veritabanlarından rastgele bir bilgisayar sistemi kullanılarak seçildi. Şanslı yararlanıcılardan biri olduğunuz için tebrikler.
Kazançlarınızı kullanmak için ödül işleme kurumuna aşağıdaki bilgileri vermeniz istenmektedir.
1.Tam ad:
2.Doğum tarihi:
3.Adres:
4.Telefon numarası:
5 Medeni durum:
6.Meslek:
7.Şirket:
8.Ödüllerinizi nasıl kullanacaksınız?
Lütfen gerekli bilgileri resmi e-postaya gönderin; ([email protected])
Tahsis edilen toplam miktarın %30'unun diğer insanlara yardım etmek veya seçtiğiniz bir insani yardım projesi için kullanılması gerektiğini lütfen unutmayın.
Güvenlik nedenleriyle, tüm kazananları, talebiniz işlenene ve ödülünüz size teslim edilene kadar bu bilgileri gizli tutmaya teşvik ediyoruz. Bu, çifte iddiaları ve bu programın resmi olmayan katılımcılar tarafından haksız kullanımını önlemek için güvenlik protokolümüzün bir parçasıdır.
Bir kez daha tebrikler !!
Bildirim ofisi
Ödül İşleme Müdürü
Nicholas Williams (Microsoft Inc) (İMZA)
***
Evet, 80 yaşına merdiven dayamışken, bugüne kadar yüzüme gülmeyen TALİHİM, bir çırpıda yüzüme gülmüş ve beni EURO milyoneri yapmıştı!!!
Bir sahtekarlık olduğunu bile bile, milyoner olmak (hele de Euro milyoneri) yine de hoşuma gitmişti. Hani bir deyim vardır, (paranın yüzü sıcaktır) deriz ya! On binde bir ihtimal bile olsa, araştırmaya değerdi. Hemen, bilgisayardan Microsoft’un Türkiye temsilciliğinin telefon numarasını buldum. (0850 390 2777) olan numarayı aradım. Şansıma çıkan 4 milyon Euro’nun acilen gönderilmesini istedim!!!
Microsoft temsilcisi kibar bir ses tonuyla, emaili gönderen tarafla istenilen bilgileri paylaşmamamı, bunun bir dolandırıcılık işi olduğunu söyledi. Konuyla ilgili olarak kendilerini bilgilendirdiğim için de teşekkür etti.
Evet, dün bir çırpıda Euro Milyoneri oldum. Neyse ki anında kendime geldim. Yahu, yalanı bile güzel bir duygu. Ya gerçek olsaydı!
TELGRAF PARASINDAN TASARRUF İÇİN
PTT hizmetlerine yapılan zam bana bir anekdotu anımsattı. Şimdi pek kullanılmazsa bile eskiden telgraf göndermek, acil işler için çok yaygın kullanılan bir haberleşme şekliydi. Telgraflar (normal), (acele) ve (yıldırım) olarak üç çeşitti. Normal telgraf, en geç 24 saat içinde karşı tarafa ulaşırdı. Acele telgraf 12 saat, yıldırım telgraf ise 3 saat içinde alıcısına ulaşırdı. Tabii, buna göre de ücretler farklıydı. Gönderilen telgraf ücreti ihtiva ettiği kelime sayısına göre hesaplanırdı. Yani, her fazla kelime, fazla bir para demekti.
Gönderdiği telgrafın ucuza mal olmasını isteyen bir laz vatandaş zekasını kullanarak ve en az kelimeyi kullanarak oğluna şöyle bir telgraf yazmış:
“Halime tarudadır. Taru yoldadur. Gelsin de alsın)- Baban
GEÇMİŞ YILLARDA TELGRAFIN ÖNEMİ
Sabit telefonun yaygın olmadığı, cep telefonun bilinmediği yıllarda telgraf çok önemli bir haberleşme vasıtasıydı. Öyle ki, telgrafla ilgili şarkılar, türküler bile söylenirdi. Bizim gençlik yıllarımızda telgrafla ilgili en yaygın şarkının sözleri şöyleydi:
Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar
Herkes Sevdiğine Böylemi Yanar
Gel Yanıma Yanıma Da Yanı Yanı Başıma
Şu Gençlikte Neler Geldi Garip Başıma
Telgrafın Tellerini Arşınlamalı
Yar Üstüne Yar Seveni Kurşunlamalı
Gel Yanıma Yanıma Da Yanı Yanı Başıma
Şu Gençlikte Neler Geldi Garip Başıma
Telgrafın Direkleri Semaya Bakar
Senin O Ahu Bakışın Çok Canlar Yakar
Gel Yanıma Yanıma Da Yanı Yanı Başıma
Şu Gençlikte Neler Geldi Garip Başıma
ANEKDOT
SİİRTLİ TELGRAFÇILAR
Geçmiş yıllarda, telgraflar
MORS
adı verilen bir alfabeyle çekilirdi. Mors alfabesi, nokta ve çizgilerden oluşurdu. İşte PTT’lerde (Posta Telgraf Telefon) mors alfabesinin yaygın olarak kullanıldığı ve telgraf memurlarının önemli bir görev ifâ ettikleri geçmiş yıllara ait bir anekdot anlatılır.
Ankara’da, PTT Genel Müdürlüğü görevini gören o zamanki teşkilât, Siirt PTT Müdürlüğüne yazı yazarak kurs görmek üzere iki telgraf memurunun gönderilmesini istemiş. O zamanlar, seyahatlerin yüzde yüzüne yakını trenlerle yapıldığı için iki Siirtli telgraf memuru da haliyle Kurtalan’dan eksprese binerek Ankara’ya gidiyorlarmış. Tren, Malatya’ya girdiği zaman, iki Siirtli telgrafçının oturdukları kompartımana, bir bayan girmiş. Giyimi de, kendisi de güzel bayan, nezaketen oturmak için müsaade istemiş. Siirtli telgrafçılar, tabii bu duruma çok memnun olmuşlar. Ankara’ya kadar, böyle güzel ve kibar bir bayanın yanlarında oturacak olmasına sevinmişler.
Birbirlerine
MORS
alfabesi taktiğiyle ve madeni parayla önlerindeki sehpalara tıkırdatarak mesajlar göndermişler. Birinci telgrafçı:
-Bu hatun, bizimle Ankara’ya kadar gelirse yaşadık. Baksana güzelliğine, boyuna, endamına!
diye mesaj gönderirken, diğeri:
-Sen evli, barklı adamsın! Bunu, bana bırak. Yoksa, Siirt’e dönerken seni hanımına şikâyet ederim. Gününü görürsün!
diyerek yarı şaka, yarı ciddi uyarmış.
İki Siirtli telgrafçı arasında, mors alfabesi taktiğiyle mesajlaşma devam edecekmiş amma, bir de ne görsünler, yanlarına gelen Bayan da mors alfabesiyle her ikisine şöyle bir mesaj göndermiş:
-Anlıyorum ki, siz de benim gibi telgrafçısınız. Ve büyük bir ihtimalle, benim Ankara’da katılacağım kursa siz de katılacaksınız. Şunu size hatırlatayım ki, ben evli, çoluk çocuk sahibi bir telgraf memuresiyim. Edebinizle yerinizde oturacaksanız, oturun, aksi takdirde, bu kompartımandan ayrılıp başka bir kompartımana giderim. Ankara’da, Genel Müdürlükte de sizi rezil kepaze ederim!
Kompartımanlarına giren bayanın, kendileri gibi bir telgrafçı olduğunu ve kendilerinin de katılacakları kursa katılmak için davet edildiğini öğrenen Siirtli telgrafçılar, mors alfabesiyle birbirlerine gönderdikleri mesajın, algılandığının mahcubiyeti içinde defalarca özür dilemişler. Çok centilmence davranarak, kendilerini affettirmeyi başarmışlar. Ankara’da, kurs boyunca beraber olmuşlar. Kursun tamamlanmasından sonra da, yine birlikte Malatya’ya kadar yol arkadaşlığı etmişler.
TAŞLAMA
HERGÜN YENİ BİR ZAM VAR
ZAM DEMEK, ZULÜM DEMEK
HELE YOKSULLAR İÇİN
AÇLIKTAN ÖLÜM DEMEK
YAKACAK, GIDA DERKEN
EKMEK DE ZAMLANACAK
OYSA FAKİR VATANDAŞ
EKMEKLE DOYAR ANCAK
ZAM, ZULÜME DÖNÜŞTÜ
BUDUR İŞİN DOĞRUSU
EKMEK ZAMMI BİLİNİZ
FAKİRLERİN KORKUSU
ASARİ ÜCRETLİLER
BİR ÇAY BİR SİMİT BİLE
ALAMAYACAK HALDE
İŞİN ÖZÜ BU DİNLE