- Haberler
- Siirt Haber
- Siirtli Kanaat Önderi Nasih Oran'dan 'Makamın Yükü' Mesajı
Siirtli Kanaat Önderi Nasih Oran'dan 'Makamın Yükü' Mesajı
Siirtli kanaat önderi Nasih Oran, kaleme aldığı 'Makamın Yükü' başlıklı yazısında, yönetim anlayışında vicdan ve sorumluluk vurgusu yaparak Ömer bin Hattab örneği üzerinden dikkat çeken mesajlar verdi.
Siirtli kanaat önderi Nasih Oran, kamuoyunda dikkat çeken “Makamın Yükü” başlıklı yazısını paylaştı. Yönetim anlayışı, vicdan ve sorumluluk kavramlarının derinlemesine ele alındığı yazıda, Ömer bin Hattab döneminden aktarılan çarpıcı bir olay üzerinden günümüze güçlü mesajlar verildi.
İşte Nasih Oran’ın kaleme aldığı “Makamın Yükü” başlıklı yazı:
Makamın Yükü
Ömer bin Hattab’in gecesi, sadece bir hatıra değil; her dönemin yöneticisine tutulmuş bir aynadır.
Gecenin karanlığında, kimsenin görmediği bir yerde yükselen bir ateş…
O ateşin başında çaresiz bir anne…
Ve açlıktan kıvranan çocukların feryadı:
“Anne, açız…”
O annenin dilinden dökülen söz ise her şeyin özeti:
“Bizi yönetiyor ama hâlimizden haberi yok.”
İşte asıl mesele budur.
Bir toplumun çöküşü çoğu zaman büyük felaketlerle değil, bu cümleyle başlar.
Halkın derdiyle bağı kopmuş bir yönetim, en büyük adaletsizliği üretir.
Hz. Ömer bu sözü duyunca susmadı.
Savunmaya geçmedi.
Bahane üretmedi.
Sorumluluğu başkasına atmadı.
Aksine, o sözleri kendi üzerine aldı.
Kalbine aldı.
Yük bildi.
Ve hemen harekete geçti.
Devletin hazinesine gidip bir çuval un aldı. Yanındakiler taşımak istediğinde verdiği cevap, asırlar boyu yankılanacak kadar ağırdı:
“Benim yükümü kıyamet günü siz mi taşıyacaksınız?”
Bu, sadece bir cümle değil; yönetim ahlakının özüdür.
Çünkü gerçek sorumluluk devredilmez.
Gerçek vicdan, başkasına havale edilmez.
O gece bir yönetici değil, bir kul vardı.
Sırtında un çuvalı, elinde ateş, başında sorumluluk…
Çocuklar doyana kadar bekledi.
Onların yüzü gülmeden oradan ayrılmadı.
Çünkü o, görevini bitirmeden rahat edenlerden değildi.
Bugün ise manzara çoğu zaman tersine dönmüş durumda.
Makam var, ama vicdan yok.
Yetki var, ama merhamet yok.
Protokoller var, ama halk yok.
İnsanların derdi raporlarda kalıyor, dosyalarda kayboluyor.
Açlık istatistik oluyor, yoksulluk sayıdan ibaret görülüyor.
Ama gerçek hayat, o istatistiklerin çok ötesinde acılar barındırıyor.
O annenin sözü hâlâ geçerli:
“Bizi yönetiyor ama hâlimizden haberi yok.”
Bu söz, bir eleştiri değil; bir uyarıdır.
Ve her yöneticinin kendine sorması gereken bir soruya dönüşmelidir:
“Ben gerçekten biliyor muyum? Yoksa sadece biliyor gibi mi yapıyorum?”
Unutulmamalıdır ki;
Makam bir ayrıcalık değil, ağır bir emanettir.
O emanet, sadece yetkiyle değil; vicdanla taşınır.
Ve en önemlisi:
Kimse görmese de, hiçbir şey gizli kalmaz.
Ne bir çocuğun açlığı,
Ne bir annenin duası,
Ne de bir yöneticinin ihmali…
Çünkü gün gelir, herkes kendi yüküyle baş başa kalır.
O gün ne un çuvalını başkasına taşıtmak mümkün olacak,
Ne de sorumluluğu devretmek…
İşte bu yüzden mesele büyüktür:
Makamda oturmak kolaydır,
Ama o makamın hakkını vermek,
Ancak Ömer bin Hattab gibi olanlara nasip olur.
Bakmadan Geçme