• Haberler
  • Genel
  • Savaş, Güvenlik Harcamaları ve İstihdam: Küresel Sistem ve Türkiye'nin Konumu

Savaş, Güvenlik Harcamaları ve İstihdam: Küresel Sistem ve Türkiye'nin Konumu

Savunma harcamaları yalnızca güvenliği değil, küresel sistemin işleyiş mekanizmalarını da ortaya koyuyor stratejisini geliştiremeyenler gerçekliği sahada öğrenmek zorunda kalacak.

2026 yılında dünya genelinde savunma harcamalarına ayrılan bütçeler, yalnızca güvenlik algılarını değil; küresel ekonomik sistemin nasıl ayakta tutulduğunu da açık biçimde göstermektedir. Açık kaynak verilerine bakıldığında ülkelerin savunmaya ayırdığı yaklaşık bütçeler şu şekildedir:
    •    ABD: 900 milyar dolar
    •    Çin: 300 milyar dolar
    •    Hindistan: 260 milyar dolar
    •    Rusya: 220 milyar dolar
    •    Almanya: 130 milyar dolar
    •    İngiltere: 88 milyar dolar
    •    Fransa: 80 milyar dolar
    •    Türkiye: 54 milyar dolar
    •    İsrail: 34 milyar dolar
    •    İran: 10 milyar dolar

Bu rakamların, özellikle bazı ülkeler için, fiili harcamaların tamamını yansıtmadığı da yaygın bir kabuldür. Türkiye özelinde bakıldığında da savunma ve güvenlik harcamalarının açıklanan bütçelerin üzerinde seyrettiği değerlendirilmektedir.

Savaş Sanayii ve ABD Modeli

Savunma sanayii, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel sistemde ayakta kalmasının belki de en kritik unsurlarından biridir. Bu yapı üç temel sütun üzerine oturmaktadır:
    1.    Üretemeyen ülkelere savunma sistemleri satılması,
    2.    Savunmasını üstlendiği devletler üzerinden güvenlik hizmeti sunulması,
    3.    Bu coğrafyalara ABD içinden sürekli istihdam ve insan kaynağı aktarılması.

Bu model, klasik bir savaş stratejisinden ziyade, savaş ekonomisi üzerinden kurgulanmış sürdürülebilir bir istihdam ve üretim mekanizmasıdır. ABD için savaş yalnızca jeopolitik bir araç değil; aynı zamanda ekonomik ve sosyolojik bir düzenleyicidir.

Düşük yoğunluklu savaşlar başlamadan önce işsizlik oranlarının yüzde 40’ların üzerine çıktığı ABD’de, bu süreçlerin ardından işsizliğin yüzde 5 seviyelerine kadar düşmesi tesadüf değildir. Nerede bir kriz, nerede bir güvenlik boşluğu varsa ABD oradadır. Askeri varlık, lojistik destek, geri besleme sistemleri ve savunma sanayii üretimi; tamamı işsizliği emen bir ekonomik çarkın parçalarıdır.

Bu sistemin belki de en dikkat çekici yönü, savaşıp ülkesine dönen asker profilidir. ABD açısından kutsalı yalnızca para olan bu sistem, savaşan bireyi “ülkesi için mücadele etmiş bir kahraman” kimliğiyle topluma geri kazandırır. Devamında sağlık, rehabilitasyon ve sosyal hizmetler devreye sokulur. Ancak bu maliyetlerin önemli bir bölümü, güvenliği sağlanan başka ülkeler üzerinden karşılanır.

Ortaya çıkan tablo; kendi insanına bakan, fakat bunun faturasını başka milletlere kesen bir küresel kovboy sistemidir.

Diğer Büyük Aktörlerin Yaklaşımları

Çin, yüksek teknoloji üretmesine rağmen, bu teknolojileri çoğunlukla tatbikat ortamında test edebilmektedir. Sıcak çatışma tecrübesinden yoksun olması, teknolojik gelişimin gerçek saha verileriyle sınanamaması anlamına gelmektedir.

Rusya ise hep sıcak savaşın içinde olmasına rağmen Rus insanına savaşın bir getirisinin olmadığı fakirleşme sebebi olduğu görülmektedir.teknoloji üretiminde ise bunun tam tersine, henüz üretimi tamamlanmamış ya da sahada yeterince denenmemiş sistemler üzerinden agresif söylemlerle caydırıcılık ve reklam stratejisi yürütmektedir.

Almanya, doğrudan sıcak savaşın tarafı olmaktan kaçınırken; vekâlet savaşları üzerinden ürettiği teknolojileri test etmekte ve geliştirmektedir. Bu yöntem, riskleri minimize ederken sanayiye sürekli geri besleme sağlamaktadır.

Türkiye’nin Özgün Konumu

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana — Osmanlı’nın son dönemleri de dâhil — sürekli bir savaş ve güvenlik psikolojisi içinde var olmuştur. Bu tarihsel arka plan, Türkiye’nin savunma sanayii yaklaşımını diğer ülkelerden ayırmaktadır.

Son dönemde Türkiye’nin attığı adımlar şu başlıklarda toplanabilir:
    1.    Yerel ve milli savunma teknolojilerinin geliştirilmesi,
    2.    Bu teknolojilerin doğrudan sahada kullanılması,
    3.    Sahadan gelen verilerle sistemlerin tekrar tekrar geliştirilmesi,
    4.    Tam kapsamlı bir sıcak savaş içinde olmadan, gerçek çatışma ortamlarında teknolojinin denenmesi.

Türkiye’nin farkı, ürettiği teknolojiyi yalnızca vitrine koymaması; doğrudan alana sürmesi ve sonuçlarına göre yeniden şekillendirmesidir. Bu durum, savunma sanayiinde teoriden pratiğe geçen ender modellerden birini ortaya çıkarmaktadır.

Sonuç

Günümüz dünyasında savaş, artık yalnızca silahların konuştuğu bir alan değildir. İstihdamdan teknolojiye, sosyal politikalardan küresel finans akışına kadar uzanan çok katmanlı bir sistemdir.

ABD bu sistemi kurmuş ve ustalıkla işletmektedir. Çin üretmekte, Rusya söylemle caydırmaya çalışmakta, Almanya dolaylı testler yapmaktadır. Türkiye ise sınırlı kaynaklarına rağmen, sahada öğrenen ve gelişen bir savunma sanayii modeli inşa etmektedir.

Önümüzdeki yıllarda ülkelerin kaderini belirleyecek olan; ne kadar silah ürettikleri değil, ürettiği silahı ne kadar gerçekçi, sürdürülebilir ve stratejik bir akılla kullandıkları olacaktır.

Artı Siirt Haber Ajansı

Bakmadan Geçme