Tezviratın Gölgesinde Ramazan: Barışa Bir Davet
Dilimizde artık pek az kullanılan ama anlamı bugünlerde her zamankinden daha güncel olan bir kelime var: tezvirat.
Arapça kökenli bu kelime; yalan, iftira, ara bozucu söz, hile, düzenbazlık ve kasıtlı yanlış bilgi yayma gibi anlamların tümünü kapsar. Kısacası hakikatin eğilip bükülmesi, insanların birbirine karşı doldurulması ve gerçeğin yerini söylentiye bırakmasıdır.
Bugün ilişkilerimizin kırılganlığına baktığımızda, tartışmaların hızla kavgaya dönüşmesine şaşırmıyoruz. Oysa çoğu zaman kavga ettiğimiz şeyin ne olduğunu bile bilmiyoruz. Bir söz, bir paylaşım, bir yorum… Ardından büyüyen öfke, ağır hakaretler ve kopan bağlar.
Sonra garip bir şey oluyor:
Aynı insanlar aylar sonra yeniden bir araya gelebiliyor.
Demek ki mesele çoğu zaman gerçek değil, algıydı.
Demek ki kırgınlıkların büyük kısmı tezviratın eseriydi.
Peki o halde ilişkilerimizi niçin bu kadar kolay harcıyoruz?
Ramazan ayı, sadece aç kalınan bir zaman dilimi değil; insanın kendini tutmayı öğrendiği bir terbiyedir. Dilini tutmak, kalbini tutmak, öfkesini tutmak… belki de en çok da hüküm vermeyi tutmak.
Bu yüzden özellikle Siirt için bir temenni dile getirmek istiyorum:
• Kimsenin kimseyi rahatsız etmediği,
• Sokakların gerilim değil sükûnet taşıdığı,
• Yürüyüşlerin ve ideolojik gerilimlerin değil selamlaşmanın çoğaldığı,
• İnancın ve düşüncenin araçsallaştırılmadığı,
• Fakirin hatırlandığı ama gösterişin unutulduğu,
• Zengin sofraların değil paylaşmanın konuşulduğu,
• İsrafın değil kanaatin öne çıktığı
bir Ramazan…
Çünkü Ramazan'ın ruhu kalabalık sofralar değil, daralan egodur.
En büyük oruç mide değil, kibirdir.
Toplumların en büyük yıpranması düşmanlardan değil, yanlış anlatılan hikyelerden gelir. Bir sözün başı kesilir, sonu eklenir; niyet okunur, kalp yargılanır. İşte tezvirat tam burada doğar: gerçeklerin değil yorumların konuşulduğu yerde.
Oysa Ramazan, haklı çıkma ayı değil; hakka yaklaşma ayıdır.
Belki bu yıl en büyük ibadetimiz şu olabilir:
Bir mesaj yazmadan önce durmak,
Bir söze inanmadan önce düşünmek,
Birine küsmektense kapısını çalmak.
Kırgınlıklar yıllar sürer, barış bir dakika sürer.
Ama o bir dakika, bir ömrü kurtarabilir.
Bu yüzden dileğim şudur:
Bu Ramazan'da insanlar aynı sofraya değil, aynı kalbe otursun.
Ve tezviratın sesi değil, selamın sesi duyulsun.